• Bist 100
    97149
  • Dolar
    5,7635
  • Euro
    6,4297
  • Altın
    281,8050
İstanbul
22 / 30
0530 708 54 54
0530 708 54 54
16 Temmuz 2019 Salı 16:13:28 | Son Güncelleme: 16 Temmuz 2019 Salı 16:18:46

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: Türk modernleşmesi büyük travmalardan geçerek bu günlere geldi

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın Din ve Hayat Dergisi’ne İslamofobi hakkında çarpıcı açıklamalarda bulundu. Kalın, Türk siyaset geleneğindeki İslamofobik söylemlerin geride kaldığını belirterek, "Geçmişin birtakım tortuları, bir takım İslamofobik söylemler, yerli oryantalist yaklaşımlar artık büyük oranda geride kaldı." dedi.

TM Dijital Haber Merkezi

TDV İstanbul Müftülüğü Dergisi olan Din ve Hayat, Haziran sayısında Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ile dünyada artan İslamofobiyi masaya yatırdı. Kalın, “Modernleşme tarihimizde zaman zaman İslam’ın da bir günah keçisi olarak lanse edildiğini; modernleşme, batılılaşma, çağdaşlaşma adı altında İslam tarihi ile kavgaya tutuşulduğunu görüyoruz.” şeklinde konuştu.

Din ve Hayat Dergisi’nden Ömer Erden ve Kâmil Büyüker’in sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, “Modernleşme tarihimizde zaman zaman İslam’ın da bir günah keçisi olarak lanse edildiğini; modernleşme, batılılaşma, çağdaşlaşma adı altında İslam tarihi ile kavgaya tutuşulduğunu görüyoruz.” ifadesini kullandı.

İşte Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ile yapılan röportajdan bir bölüm!

Türk siyaset geleneği açısından adı konulmamış bir İslamofobi tarifi var mı?

Türk modernleşmesi büyük travmalardan geçerek bu günlere geldi. Modernleşme tarihimizde zaman zaman İslam’ın da bir günah keçisi olarak lanse edildiğini; modernleşme, batılılaşma, çağdaşlaşma adı altında İslam tarihi ile kavgaya tutuşulduğunu görüyoruz. Anadolu değerlerine yabancılaşmış, İslam kültür ve tarihine hasım, elitist bakışın baskın hale geldiği bir yerli oryantalizm tavrının da zaman zaman öne çıktığını müşahede ediyoruz. Hazin olan kendi dinini, kültürünü, tarihini, kendi kaynağından öğrenmek yerine batı dolayımından, oryantalizm dolayımından, sekülerizm dolayımından öğrenmeye çalışması. Bu her şeyden önce insanın kendine yabancılaşmasıdır. Bu yabancılaşmayı yaşayan elitler, siyasiler, aydınlar oldu.

“BU ANLAYIŞ DEVLETİ MİLLETE, MİLLETİ DEVLETE YAKINLAŞTIRIYOR”

Bugün siyaset hamdolsun daha doğru temeller üzerine oturuyor. Artık milleti ile barışmış, devletle milleti bir araya getiren, milletin tarihi ile hafızası ve değerleri ile kavga etmeyen, onlarla barışık bir devlet anlayışı, millete hizmet anlayışı var. Bu da tabi devleti millete, milleti de devlete yakınlaştırıyor. Aradaki duvarları ortadan kaldırıyor. Son tahlilde devlet millete hizmet için var olan bir kurumdur. Kendi başına bizatihi kerameti kendinden menkul bir yapı değildir. Milletle beraber, millete hizmet için vardır. Meşruiyetini de gücünü de milletten, millete hizmetten alır. Onun için de milletle barışık olması, milleti anlaması, duyması, dinlemesi son derece önemlidir. Geçmişin birtakım tortuları, bir takım İslamofobik söylemler, yerli oryantalist yaklaşımlar artık büyük oranda geride kaldı. Onların yerine daha kucaklayıcı, daha anlayışlı, milletle ünsiyet kuran bir yaklaşımın benimsendiğini görüyoruz.

“İSLAM TARİHİNİ ÇALIŞAN BATILI AKADEMİSYENLER”

Batıda İslamofobik söylemlere karşı hakkaniyetli yaklaşan ve bu işin böyle olmadığını objektif ortaya koyan birkaç isim biliyoruz. Ama batı entelijansiyası bu işi yeterince sağlıklı değerlendirmiyor mu, neden bu işe kör ve sağır kalıyorlar?

Batı Akademyası içinde de hakkaniyet sahibi insanlar var elbette. Onlar da Müslümanlara dönük bu ayrımcılık ve nefret söylemlerine karşı takdire şayan bir mücadelenin içerisindeler. Akademik kariyerleri boyunca bu çizgiden taviz vermemiş, çok iyi akademisyenler, bilim insanları var. John Esposito, Karen Armstrong, John Woll, Nathan Lean, Jocelyne Cesari, Juan Cole gibi isimleri sayabiliriz. Daha eskilerden Maxime Rodinson gibi Peygamber Efendimiz üzerine önemli bir kitap yazmış isimleri zikredebiliriz. Daha gerilerde Marshall Hodgson, İslam tarihini dünya tarihinin bir parçası olarak okumaya çalışan önemli tarihçilerden birisidir. Bunun gibi Batı dünyasında birçok akademisyen var. Bunların çalışmalarını takdir etmek önemli.

Destek olmak ve yaptıkları güzel şeyleri ifade etmek de önemli. Onların sesinin daha fazla duyulması için bizim de çaba göstermemiz gerekiyor. Dolayısıyla Amerika’da, Avrupa’da, Asya’da, Çin ve Japonya’daki İslam araştırmalarını bizim akademik anlamda yakından takip etmemiz, imkânlar ölçüsünde destek olmamız son derece önemli. Ki bu insanlar doğru kaynaklardan beslensin, doğru bilgileri aktarabilsinler. Bahsettiğim makul çizgideki isimlerin bu çalışmaları her şeyi domine eden popülist söylemlerin gerisinde kalıyor olabilir. Ama bu söyledikleri şeylerin hakikatini ortadan kaldırmıyor.

Seslerinin daha fazla duyulması için, elbirliği ile gayret sarf edilmesi gerekiyor. Bugün üniversitelerimizde çok daha iyi imkânlarımız var. Bu akademisyenleri Türkiye’deki üniversitelerimize, düşünce kuruluşlarımıza daha fazla davet etmeli, bu insanların ülkemizde daha fazla vakit geçirmelerini sağlamalıyız. Türkiye’deki akademiyle, kanaat önderleriyle, entelijansiyayla ve politika yapıcılarla temas kurmalarını sağlayabilmeliyiz ki bu insanlar kendi ülkelerine gittikleri zaman doğru kaynaklardan kendi mecralarında çalışmalarını sürdürebilsinler. Burada bize de sorumluluk düşüyor

  • MAGAZİN
  • SPOR
  • YAŞAM
  • SANAT