• BIST
    1330.87
  • Dolar
    7,8158
  • Euro
    9,4809
  • Altın
    461,3880
0530 708 54 54
0530 708 54 54
13 Kasım 2017 Pazartesi 09:15:00 - Güncelleme:13 Kasım 2017 Pazartesi 09:31:00

İstanbul’a böyle ihanet ettiler

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “İstanbul’a ihanet ettik” sözlerini istismar eden CHP, Mimarlar Odası ve TEMA geçmişte de İstanbul’un nüfus ve mimarisinin korunması ile ulaşım ve su sorununun çözümü için mücadele eden Erdoğan’ın politikalarına karşı çıkmıştı.

Bugünkü İstanbul’dan şikayet eden çevreler, 23 yıl önce Erdoğan’ın nüfus, trafik ve mimari açıdan koruma planlarına engel olduklarını unutuyor. İşte kadim şehre ihanetin öyküsü.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul’un yoğun nüfus ve gökdelen baskısı altında kalmasına yönelik “İstanbul’a ihanet ettik” şeklindeki samimi sözleri istismar edilmeye çalışılsa da, çeyrek asırdır İstanbul’un tarihi dokusunun korunması için en büyük mücadeleyi veren isim yine kendisiydi. İşin trajikomik tarafı ise 23 yıl önce Erdoğan’ın İstanbul’un nüfusu, trafiği ve mimarisinin korunmasına yönelik adımlarına karşı çıkanlarla bugün ‘İstanbul tükendi’ edebiyatı yapıyor olanların aynı adres olması.

ERDOĞAN’IN PLANLARI

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 27 Mart 1994’te İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçildiğinde İstanbul’da insanlar patlayan çöp dağlarının altında ölüyor, Haliç ve sokaklar kokudan geçilmiyor, kent susuzluktan kırılıyor, karayoluna hapsedilen kent trafiği insanları çıldırtıyordu. Şehrin trafik sorunun çözümü için metro ve hızlı tramvay ile hızlı feribotlarla karayolu trafiğini hafifletmeyi amaçlayan dönemin belediye başkanı Erdoğan, çevre kentlerdeki Melen ve Istıranca gibi kaynaklardan boru hatlarıyla su getirerek şehrin gelecek 40 yıldaki ihtiyacı da çözmeyi, ‘Toprakla doldurulsun’ denilen Haliç’i çamurunu borularla vakumlayarak Alibeyköy’deki taşocaklarına aktarmayı, 2B olarak görünen arazilerden yol kenarlarındaki boşluklara kadar her yeri ağaçlandırarak yeşil oranını artırmaya, Dolmabahçe’de yükselen Gökkafes gibi gökdelenlerin kent siluetini koruyucu imar planı hazırlamaya, hızla artan nüfusun getirdiği yeni konut ve işyeri baskınının kentin tarihi yapısı ve ormanlarına zarar vermemesi için göçü kontrol altına almaya yönelik ‘Nakil ilmuhaberi’ sorulmasına yönelik planlamalar geliştirdi.  

'VİZE’ ÇARPITMASI

 1950’lerden itibaren başlayan göç dalgası, 1990’lı yıllarda çöken ekonomi ve PKK terörü nedeniyle Anadolu’ndan kente göçü hızlandırmıştı. Bu göç, en fazla İstanbul’un tarihi ve doğal yapısını, fiziki alt yapısını vuruyordu. Bunu gören Erdoğan, İstanbul’a göç etmek isteyenlerin geldiği şehir muhtarlığından kentte gideceği muhtarlığa nakil belgesi ve bu şehirde hangi işyerinde çalışacağının sorulmasını gündeme getirdi. Bu, zaten bütün Batılı ülkelerin uyguladığı ve normal bir devlet organizasyonunda yapılması zorunlu bir şeydi ve yıllar sonra yine Tayyip Bey’in Başbakanlığı döneminde Mernis projesiyle hayata geçirildi. Erdoğan’ın nüfus planlamasına karşı çıkanların başında, Mimarlar Odası ve İnşaat Mühendisleri Odası geldi. Başkan Erdoğan’a açık mektup gönderen bu odalar su temini için çevre kaynaklardan su taşınması yerine ise “su havzalarının korunması ve kaçak yapıların yıkılmasını” gündeme getirdi. Bugün aynı odalar, kentin su kaynaklarının yetersizliğinden ve nüfus-imar yoğunluğundan şikayetçi.

TALANA DESTEK

Başkan Erdoğan’ın Melen ve Istıranca’dan su getirmesine TEMA vakfı gibi STK’lar karşı çıkarken, Orman arazisini talan eden Koç Üniversitesinin açılışına bizzat TEMA vakfı öncülük etmişti. İşte bu ağaç katliamı yaşanırken, R.Tayyip Erdoğan tek başına mücadele ediyor, basın ise orman talanını görmezden geliyordu. Erdoğan, şehir parkı olan Dolbabahçe’de yükselen Gökkafes’e karşı mücadelesinde bu STK’ları yanında bulamadı. Üstelik Gezi olaylarında bir kaç ağacı korumak için ülke genelinde toplumsal gösterilere ön ayak olan Mimar ve Mühendisler Odası, İstanbul’u korumaya ve geliştirmeye dönelik her plan ve projeye de karşı çıkan adres olarak dikkat çekti. Erdoğan’ın o gün dikkate alınmayan önerileri nedeniyle nüfus 8 milyondan kayıtlı 15 milyon ile birlikte 20 milyona yaklaştı.

RAYLI SİSTEMLERE ENGEL OLDULAR

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde kent trafiğinin rahatlaması için yap-işlet-devret yöntemiyle boğaza tüp geçidi projelendirdi ama dönemin hükümetinden izin alamadı. Kadıköy-Kartal hafif metrosu için E5’in ortasında atıl bulunan refüjün belediyeye devredilmesini ve raylı sistemle trafiğin rahatlatılmasını amaçladı ama dönemin hükümet buna da karşı çıktı. Büyük İstanbul metrosu ve istasyonlarının çıkış noktası için istenen Harp Akademileri komutanlığındaki küçük bir arazi ‘Tenis kortu’ olarak kullanıldığı gerekçesiyle verilmedi. Erdoğan’ın sayısız metro, hafif metro, tramvay şeklindeki raylı sistem projeleri, tünel, köprü kavşak projelerine karşı sayısız engel çıkarılmaya çalışıldı.

KOÇ GİBİ HUKUKSUZLUK

Gökkefes gibi, on binlerce ağaç katledilerek yapılan Koç Üniversitesi de yargıdan kaçırılarak kurtarılmaya çalışıldı. RP’li İstanbul büyükşehir ve RP’li Sarıyşer belediyesi izin vermeyince alan birg gecede ANAP’lı Bahçeköy Belediyesi’ne bağlandı. Orman katliamı ve bu hukuksuz girişim sebebiyle 1997 yılında ANAP’lı Bayındırlık ve İskan Bakanı Yaşar Topçu, Yüce Divan’a sevkedilmişti. Yaşar Topçu’yu sevkedildiği Yüce Divan’dan kurtaran ise CHP’den başkası değildi.

DARBE HÜKÜMETİ TOPÇU’YU KORUDU

28 Şubat postmodern darbesiyle meşru hükümetin yerine kurulan ANASOL-D Hükümeti’nin ANAP’lı Bayındırlık ve İskan Bakanı Yaşar Topçu, Büyükşehir ve İmar kanunlarına aykırı olarak Sarıyer’deki ormanlık alanı 28 Şubat’ın en güçlü aktörleri arasında yer alan sermaye grubunun kuracağı vakıf üniversitesine tahsis etmişti. Kapatılan Refah Partisi’nin (RP) İstanbul Milletvekili Mustafa Baş ve 46 arkadaşı, Topçu hakkında Meclis’e bir gensuru önergesi vermişti.

İSTANBUL’U KAFESLEDİLER

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediye başkanlığı döneminde kentin tarihi dokusunun korunması için özellikle Tarihi Yarımada çevresinde gökdelenlerin yapılmaması için mücadele verdi. Bu amaçla Dolmabahçe’deki Gökkafes’e karşı mücadele yürüttü. Gökkafes alanı, tapusunda ‘İmara açılamaz’ şerhi bulunan ve 1939’da hazırlanan şehir planlarına göre ‘İstanbulun iki numaralı şehir parkı’ idi. Dönemin ANAP hükümeti ise ‘Gökkafes’in bulunduğu araziyi RP’li Beyoğlu’ndan alarak ANAP’lı belediyenin bulunduğu Şişli’ye dahil etti. Bu sürecin ardından Gökkafes hakkında yerel mahkeme, Yargıtay ve Danıştay arasında dolaşan 15 davaya konu olan bir hukuk savaşı başladı. 2000’li yıllarda hakkında sayısız yıkım kararı çıksa da Gökkafes’e kimse dokunamadı.

BEYOĞLU’NDAN GECE GÖKDELEN KAÇIRDILAR

Dönemin Refah Partili İstanbul Büyükşehir Beledye Başkanı Erdoğan, bölgenin SİT alanı ilan edilmesini sağlamaya çalıştı ve 26 Haziran 1997’de Gökkafes’i mühürledi. Dönemin hükümeti, yargı kararı gereği yıkılması gereken Gökkafesi kurtarmak için alanı, Şişli’ye taşıdı.

Hakkındaki yıkım kararı gereği İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Erdoğan’ın yıkmak istediği Gökkafes bir gecede RP’li belediyeden ANAP’lı belediyeye verildi. Bugün Gökdelen şikayeti yapanlar o zaman Erdoğan’ı yalnız bırakmışlardı.

OSMANLI NASIL KORUDU

Osmanlı Döneminde İstanbul’un korunması için çeşitli uygulamalar yapılmıştı. Şehre yerleşmek o zamanlar devlet iznine tabi idi. Nitekim Kanunî Sultan Süleyman devrinde İstanbul’a yerleşmek kolay değildi. Cenaze, hac, ziyaret gibi sebeplerle İstanbul’a gelenler dahi, işleri bitince şehri terketmek zorundaydı. İstanbul’a çalışmak için gelen bekarlar ise hükümet tarafından tahsis edilen odalarda kalmak zorunda idi. İstanbul kadısından geçici izin belgesi alırlar, ayrıca bir kefil göstermeleri istenirdi. Bu paşalar için dahi geçerli idi. II. Mahmut döneminde ise elinde mürur tezkeresi olmayanlar şehre giremeyecekti. Bu tezkereyi ise gelecekleri memleketten alacaklar ve bunda neden İstanbul’a gelecekleri yazmak zorundaydı. Şehrin iki kapısından (Küçükçekmece ve Bostancıbaşı) girişte kontrol yapılır, hariçten girenler cezalandırılırdı. Her isteyen istediği gibi ev yapamazdı. (Star)