• BIST
    1328.83
  • Dolar
    7,8228
  • Euro
    9,4308
  • Altın
    459,3260
0530 708 54 54
0530 708 54 54
27 Mayıs 2020 Çarşamba 18:53:00 - Güncelleme:27 Mayıs 2020 Çarşamba 20:03:00

Tarihi gün! Demokrasi ve Özgürlükler Adası açıldı! Başkan Erdoğan'dan önemli açıklamalar...

Başkan Recep Tayyip Erdoğan'ın katılımıyla merhum Başbakan Adnan Menderes ve arkadaşlarının yargılandığı Yassıada, 27 Mayıs 1960 darbesinın 60. yılında 'Demokrasi ve Özgürlükler Adası' adıyla halka açıldı. Başkan Erdoğan, Adnan Menderes'in aziz hatırasına sahip çıkmak hepimizin boynunun borcu olduğunu dile getirerek, "Adadaki her bir tesise tarihi anlamına uygun isimler verildi." dedi.

Başkan Recep Tayyip Erdoğan ve MHP Lideri Devlet Bahçeli'nin katılımı ile Demokrasi ve Özgürlükler Adası açıldı. 27 Mayıs Darbesi'nde dönemin Başbakanı Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan adı Yassı, kaderi Yaslı olan adada idam edilmişti. Demokrasi tarihine kara bir leke olarak geçen darbenin 60'ıncı yılında Yassıada düzenlenerek Demokrasi ve Özgürlükler Adası oldu. Ada'nın açılışı Başkan Recep Tayyip Erdoğan tarafından yapıldı. Erdoğan açılış öncesi açıklamalarda bulundu

Başkan Erdoğan'ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

TÜRKİYE BUNDAN TAM 60 YIL ÖNCE...

Aziz milletim, değerli Meclis Başkanı, MHP'nin değerli genel başkanı, kıymetli misafirler, hanımefendiler, beyefendiler sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum.

Türkiye bundan tam 60 yıl önce tarihinin en kara günlerinden biri olan 27 Mayıs darbesine maruz kalmıştı.

Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki bir grup cuntacının gerçekleştiği darbenin ardından yaşananlar sadece demokrasimiz adına değil adalet adına utanç vericiydi.

Bizzat faillerin itirafıyla önceden verilen emirlerin uygulanması şeklinde geçen yargılanmaların sonuc büyük faciayla bitmişti.

ÜLKENİN MEŞRU YÖNETİCİLERİNE BİR HUKUK CİNAYETİYDİ

Milli iradenin temsilcisi konumundaki Demokrat Parti yöneticilerinin her türlü hakaret, işkenceye maruz kaldığı yargılamalar burada yapılmıştı. Aslında burada yapılan yargılama değil ülkenin meşru yöneticilerine bir hukuk cinayetiydi.

Aylar boyunca tam anlamıyla bir zulüm makinesi işletilmiştir. Ülkenin cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar, komutanlar, milletvekilleri, bürokratları insanlık dışı muamelelere maruz bırakıldılar. İstiklal Harbimizin kahramanlarından olan bu ülkenin cumhurbaşkanını intihara teşebbüs noktasına getirdiler.

Nezaketi, kibarlığı insani hasletleri dillere destan olan Başbakanı idama getirirken bile prostat muyanesi yapacak kadar alçaldılar. Genelkurmay Başkanı'nı darbecilere katılmayı reddettiği için bir teğmene tokatlatarak tarihte görülmemiş rezillikler sergilediler.

MERHUM ALPARSLAN TÜRKEŞ'İ DE RAHMETLE YADEDİYORUZ

İdam kararları burada alınmıştı. Her üç kahraman da idam sephasına vakarla, gururla, inançla yürüdü. Yaklaşık 16 ay sonra 16-17 Eylül 1961 tarihinde gerçekleşen bu idamlar milletimizin yüreğine kor bir ateş gibi düşmüştü. O gün hukuk ve adalet ayaklar altına alınarak milletin bu üç adamı değil bizatihi milli iradenin ta kendisi olmuştur idama gönderilen.

Yassıada kurulan tiyatro mahkemelerde yargılanan rahmetli Menderes ve arkadaşları değil, tarih, kültür, değerler ve inançlarıyla milletimizdir. Ama Türk milletinin kalbindeki sevgiyi söndürmeye bir avuç darbecinin gücü yetmizdi. Sürgüne gönderilen Hindistan'dan idam kararlarının hukuki ve meşru olmadığını belirterek trajediyi engellemek için çırpınan merhum Alparslan Türkeş'i de rahmetle yadediyoruz.

MENDERES VE ARKADAŞLARININ MİLLETİMİZİN KALBİNDEKİ MÜMTAZ YERİ GÜÇLENEREK DEVAM EDECEKTİR

Menderes'i ve arkadaşlarını idam sephasına çıkartanların onları destekleyenlerin alınlarındaki kara leke hiçbir zaman silinmeyecektir. Menderes ve arkadaşlarının milletimizin kalbindeki mümtaz yeri güçlenerek devam edecektir.

Tarihi değiştiremeyiz ama doğru yorumlamasını sağlamak için tarihin hatırlanma biçimini değiştirmek elimizdedir. Bir yandan o meşum günleri hatırlarken milli iradenin üstün geldiğini gösterebiliriz. Şu anda üzerinde bulunduğumuz adada böylesine anlamlı bir duruş sergiliyoruz.

Yassıada zindanlarında yatan Faruk Nafiz Çamlıbel o günleri şu şiirle dile getirmişti:

Gün doğar, sohbetimiz yalnız ölümdür adada,

Gün batar, uykuda rüyâmız ölümdür yalnız.

Derseniz: Böyle cehennem mi olur dünyada?

Çok değil, bir gecelik bizde misafir kalınız!

*

Bilmiyor gülmeyi sâkinlerinin binde biri,

Bir vatan derdi birikmiş bir avuçluk karada.

Kuşu hicran getirir, dalgası hüsran götürür;

Mavi bir gölde elem katrasıdır Yassıada.

*

Gece zindanda Yusuflar sıralanmış yatıyor,

Yüzlerinden okurum sapsarı rü'yâlarını...

Kimi sehpâda görür kendini, çarmıhta kimi,

Ve ararlar yine zindandaki dünyâlarını...

*

Biz de Şeyhoğlu Satılmış gibi çizdik duvara:

Nice yıl dillere destân olacak nâmımızı.

Bu canım yurt ona gurbet, bize zindân oldu,

Geçtiler yanyana tarihe serencâmımızı.

*

Kerbelâ akşamının Marmara ufkunda tüten,

Çölü deryaya çevirmiş sel olan göz yaşımız,

Görerek kanlı bulutlarda Hüseyn'in yüzünü,

On Muharrem gibi mâtem tutuyor yılbaşımız.

*

Ya gezen bir ölü, yahut gömülen bir diriyim,

Mumyadır canlı da, cansız da bu kabristanda,

Gömdüler ruhumu yüz bir sene mahkûmu gibi

Cismim ayrılsa da ruhum kalacak zindanda."

*

Evler yıkılır, köyler olur hâk ile yeksân,

Virân yeri birkaç yıla varmaz onarırlar.

Yalnız şu gönül mülkü harap olmaya görsün;

Tamire yetişmez onu dünyada asırlar.

İdama giderken 'devletime ve milletime ebedi saadetler dilerim' diyen Başbakan Menderes, İdama giderken abdestini alıp namazını kılan ve celladına 'sen çekil ben iterim' diyen Fatih Rüştü Zorlu'nun, Maliye Bakanı Hasan Polatkan'ın anısına sahip çıkmak hepimizin boynunun borcudur.

Her ne kadar daha sonra 'Biz Yassıada'da katliam yaptık' diyerek suçlarını ikrar etse de tarihin hükmünden kurtulamamışlardır. Rahmetli Özal'ın döneminde rahmetli Menderes ve arkadaşlarının kabirlerinin İmralı'dan taşınması 30 yıl önce vefa örneğiydi.

Biz 60 yıl sonra gönülleri tamir etmek için buradayız. Biz burasını Demokrasi ve Özgürlükler Adası haline getirmeyi kararlaştırdık. Bu da bize nasip oldu. Adadaki her bir tesise de tarihi anlamına uygun isimler verildi. Subay Gazinosunun ismi Adnan Menderes Müzesi olarak devam edecek. Konferans salonu da Adnan Menderes ismini taşıyacak. Her ikisi de burada yargılanan Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun'un ismi cam meydana, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Sadık Altıncan'ın ismi kütüphaneye verildi.

Yargılamaların yapıldığı spor salonu Hasan Polatkan'ın, camii de Fatih Rüştü Zorlu'nun ismini taşıyacak. Tüm bu sembolleriyle Demokrasi ve Özgürlükler Adası istiklal ve istikbal mücadelesinin nişanesi olacaktır.

Özellikle rahmetli Menderes'in bu noktada 'Yeter Söz Milletindir' çıkışı, bizim de bunu 'Yeter Karar Milletindir' ifadesiyle geliştirdiğimiz süreçler birbirinin adeta mütemmimidir.

Biz bu şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyoruz. Rabbim mekânlarını inşallah cennet eylesin niyazında bulunuyoruz. Türkiye'nin çok partili siyasi hayata geçiş süreci çok önemlidir. Milletimizin her bir ferdinin özellikle de gençlerimizin bu dönemi çok iyi bilmesi gerekiyor.

Şu anda ekranları başında bizleri izleyen gençlerimize sesleniyorum, cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal'in hastalığının ve ölümünün ardından tek parti hükümeti CHP adeta kabus gibi çökmütür. Kalkınma hamlesinin önü tek parti zihniyeti tarafından özellikle kesilmiştir. Merhum Menderes'in 1950-60 on yılı, gençler burayı iyi öğrenmelisiniz, 10 yılda Türkiye'nin kat ettiği mesafeyi çok iyi öğrenmelisiniz. Bu işler lafla olmuyor. Acaba 10 yılda bu ülkede yapılan barajlar, köprüler, yollarına varıncaya kadar tüm bunlarla beraber Türkiye neler kazandı? Milli geliri nereden nereye çıktı. Bire üç katlamak suretiyle Türkiye katladı. Bunları gençlerin araştırıp öğrenmesi lazım.

BÖYLE BİR DEMOKRASİ OLABİLİR Mİ?

Uçak üretiminden demiryollarına, silah ve milli üretim projemiz bu dönemde hayata geçti. Halkın taleplerine ve baskısına daha fazla dayanamayan tek parti CHP'si, çok partili siyasi hayata geçişi ancak açık oy gizli tasnif yöntemiyle başlatmıştır. Böyle bir demokrasi olabilir mi? CHP bunu yapmıştır.

1950'de nasıl olsa yine sandıklara hakim olacağı inancıyla gittiği seçimlerde CHP'nin faşizan yöntemleri bile engel olamadı.

1954-57 seçimleri milletimizin demokrasi ve özgürlük seçimlerinde kararlı olduğunu gösterdi. Yüzde 53,5 ile iktidara gelen Demokrat Parti 57 seçimlerini birinci olarak tamamlamıştır. Rahmetli Menderes'in milli gelirimizi üç katına çıkaran, yollarla, sanayi tesisleriyle ülkeyi donatması milletimizi memnun ederken birilerinin rahatsızlığına yol açıyordu.

Bu demokrasi ve kalkınma dalgalarına karşı sık sık başvuracakları bir yönteme sarıldılar. Sınırlarımızın bekçisi, milletimizin güven kaynağı kahraman ordumuzun içinden devşirdikleri cuntacılarla milli iradeyi, baskıyla, silahla ve yeri geldiğinde kanla görmeye çalıştılar.

Tüm darbelerin, cunta hareketlerin temel karakteri milletimizin tarihine ve değerlerine düşmandır. Emperyalizmin uç beyliğini yapan darbeciler bölücülük cereyanlarına su taşımışlardır.

Her darbe sonunda yetişmiş kadroları tasfiye ederek ülkenin gerilemesine yol açmışlardır. Halkın inancını, kılığını, kıyafetini aşağılayanların ne kadar ilkel ve bağnaz olduklarının en çarpıcı örneği darbelerdir. Demokrat Parti'nin ezanı aslına döndürmekten, kapalı camileri açmaya, Türkçenin bin yıllık birikimine sahip çıkmaya kadar milletin talebine verilen her cevabı yüzlerine atılan bir tokat gibi görüyorlardı.

Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir ilkesinin hayata geçirilişini hesapsız, sorumsuz şekilde kullandıkları iktidar gücünün ellerinden kayıp gidişi olarak değerlendiriyorlardı.

CHP VE ŞÜREKASI RAHATSIZ OLDU

Demokrat Parti'nin güçlü şekilde iktidar gelmesi oyunlarını bozuldu. Sokakları karıştırmaktan, terör örgütlerinden medet ummaya kadar kirli bir siyaset anlayışına sarıldılar.

Kendi çıkarları için meclisi itibarsız hale getirdiler. Darbe çığırtkanlığı yapmaktan asla çekinmediler. Çoğu defa gizleyemedikleri bir sevinçle darbeleri karşıladılar. Ülkeye kazandırılan her esere, yatırıma, yükselen inşaata, elde edilen her başarıya karşı çıktılar.

Menderes'e nasıl saldırdılarsa rahmetli Özal'a, Cumhur İttifakı'na yöneldiler.

Sağlık hizmetlerini geliştirmek için şehir hastaneleri kurduk. En gelişmiş cihazlarla donalttık, hizmet kalitesini yükselttik, hepsini engellemeye çalıştılar. Adeta koronavirüs olaylarını yaşar gibi şehir hastanelerini, eğitim hastanelerini inşa ettik.

Ülkemizi oto yollarla, hızlı tren, havalimanlarıyla donattık. Hepsine karşı çıktılar. Kalkınmamız için enerjide gereken altyapıyı kurduk. Akdeniz'deki sondajlarımızdan rakip ülkelerden daha çok CHP ve şürekası rahatsız oldu.

Kaç tane sondaj gemimizin Akdeniz'de olduğunu bilmeyecek kadar bunlar cehalet timsalidir. Yine rahatsız olacaklar ama şimdiden müjdesini milletimizle paylaşmak istiyorum. Fatih Sondaj Gemimiz 29 Mayıs'ta İstanbul Boğazı'ndan geçerek yeni sondajlar için inşallah Karadeniz'e açılacaktır.

Sanayimizi geliştirdik, ticaretimizi büyüttük. Üretimi, istihdamı rekor seviyelere çıkardık. Türk Milleti 15 Temmuz darbe girişiminde sokaklarda canı pahasına mücadele ederken, tankları alkışlayan, televizyon başında sonucu bekleyen işte yine bunlardır.

Dün ezandan, istiklal marşından, bayraktan, birliğimizden, beraberliğimizden rahatsızdılar, bugün de rahatsızlar. Dün darbeden emperyalistlerin desteğinden, felaketlerden medet umuyorlardı. Hamdolsun milletimiz adeta kılcal damarlarına kadar ezbere bildiği bu zihniyete ülkeyi 1950'lerden bu yana teslim etmemiştir.

Başakşehir'de Çam ve Sakura Şehir Hastanesi'nin açılışını yaptık. 2600 yataklı hastanemiz dünyada örnek hastanelerden bir tanesi. Bu hafta içerisinde iki hastaneyi, bir tanesi Yeşilköy'de, bir diğeri Sancaktepe'de olmak üzere açılışını yapıyoruz. Birisi profesör emekli Murat Dilmener bir diğeri Meliha Öz, o da koronadan rahmetli oldu. Bir diğeri de Sultan Abdülhamit'in askerler için yaptığı Hadımköy'deki hastanenin açılışını yapıyoruz.

Dün milli iradeye rağmen iktidar rüyası görüyorlardı, bugün de aynı rüyayı görüyorlar. Bize 'Suriye'de, Libya'da, İdlib'de ne işiniz var' diyorlar. Buralarda ne işimizin olduğunu çok kısa zamanda çok çok iyi anlayacaksınız.