0530 708 54 54
0530 708 54 54
SON DAKİKA
10 Haziran 2022 Cuma 12:11:00 - Güncelleme:10 Haziran 2022 Cuma 12:11:00

Washington için Riyad'ın önemi yeniden artıyor

Kaynak: AA

ABONE OL

Enerji ve gıda kıtlığı, Rusya ve Çin'in çevrelenmesi ve Çin-Suudi ilişkilerinin seyri gibi hususlar, Washington nezdinde Riyad'ın stratejik değerini artırdı.

Dr. Necmettin Acar, son dönemde ABD'nin değişen Suudi Arabistan politikasını AA için kaleme aldı.

Joe Biden yönetiminin son dönemde Suudi Arabistan ve ülkenin fiili yöneticisi Veliaht Prens Muhammed bin Selman'a karşı söylemlerindeki değişiklik dikkatlerden kaçmıyor. Biden'ın bu ay planlanan Riyad ziyaretinin Temmuz'a ertelenmesi bir yana, bugüne kadar Kral Selman'la görüşmeyi tercih eden Biden'ın bu kez Veliaht Prens'le görüşeceğinin açıklanması, Washington'daki politika değişikliğinin bir yansıması. Öte yandan Biden yönetiminin üzerinde -başta Kongre'nin Demokrat üyeleri olmak üzere- Riyad'la soğuk seyreden ilişkilerin yeniden gözden geçirilmesine yönelik baskı olduğu bilinen bir gerçek.

Dolayısıyla 2020'deki seçim sürecinde Biden ve ekibinin insan hakları ihlalleri, Yemen dosyası ve Kaşıkçı cinayeti gibi konular üzerinden pekiştirdiği, Amerikan kamuoyunda da kabul gören Muhammed bin Selman aleyhtarlığı bugün tersine dönmeye başladı.

Riyad ile ilişkileri soğutma gerekçeleri

Seçim kampanyası boyunca Donald Trump'a ABD dış politikasını yanlış yönettiği suçlamalarını yönelten Biden'ın seçim kampanyasında Suudi Arabistan dosyası önemli bir yer tutmaktaydı. Kaşıkçı davası ve Yemen dosyası üzerinden Riyad'a yüklenen Biden, başkanlığı kazanması durumunda Trump'ın "açık çek" verdiği otokrat yöneticilere karşı sert tedbirler alacağını deklare etmişti. Bu nedenle Biden'ın başkan olursa dış politikayı baştan inşa etme ihtimali sıklıkla gündemde olan bir konuydu.

Nitekim Biden, başkanlık koltuğuna oturur oturmaz bu hususta önemli adımlar attı. Kaşıkçı cinayetine dair açıklanan CIA raporu, Muhammed bin Selman karşıtı kampanyanın en önemli isimlerinden Saad el-Cebri'nin açıklamalarının basın aracılığıyla ABD kamuoyunda ön plana çıkarılması ve Yemen'e yönelik saldırıları engellemek için Suudilere sağlanan askeri desteğin sonlandırılması bu politikanın en önemli tezahürleriydi.

Daha da önemlisi Biden ve ekibinin Riyad'da Muhammed bin Selman ile temas kurmaktan, kendisini muhatap almaktan ve birlikte fotoğraf vermekten itinayla kaçınması oldu. Trump döneminde Washington'a sık sık resmi ziyaretler düzenleyen ve burada üst düzeyde ağırlanan Muhammed bin Selman'ın uzun süredir ABD'yi ziyaret etmemesi de ilişkilerdeki gerilimin düzeyini gösteriyordu. Bu politika Biden'ın Muhammed bin Selman yerine Muhammed bin Nayif gibi rakiplerinin Suudi tahtına çıkmasını desteklediği yorumlarını da kuvvetlendirmişti.

Riyad'ın artan stratejik değeri

Son dönemde Rusya-Ukrayna savaşının yol açtığı enerji ve gıda kıtlığı, Rusya ve Çin'in çevrelenmesinde Riyad'ın sahip olduğu avantajların artması ve Çin-Suudi ilişkilerinin seyri gibi hususlar, Washington nezdinde Riyad'ın stratejik değerini önemli ölçüde artırdı. Bugün, ABD siyasi çevrelerinde ve kamuoyunda yükselen Riyad sempatisi bununla yakından ilgilidir.

Esasında Riyad nezdinde Washington'un stratejik değerini artıran gelişmeler de yaşanmadı değil. Örneğin, Avrupa'nın Rus gazına alternatif arayışları sürecinde İran ve Katar doğal gazının gündeme gelmesi Suudileri oldukça panikletmişti çünkü Katar, Suudiler için Körfez'deki en önemli rakip, İran ise varoluşsal düşman olarak kabul ediliyor. Her iki aktörün de enerji güvenliği üzerinden Batı ile geliştirdiği yakın iş birliği, Riyad'ı Körfez bölgesinde yalnızlaştırabilecek sonuçlar doğuracaktır.

Bugün Biden yönetimini istemeyerek de olsa Riyad ile yakın iş birliğine sevk eden temelde dört husustan bahsedebiliriz: i. ABD kamuoyunun artan enerji ve emtia fiyatlarının yol açtığı yüksek enflasyona tepkisi, ii. Rusya'yı çevreleme konusunda Riyad'ın vazgeçilmez önemi, iii. Riyad'ın periferisindeki ülkelerin yüksek enflasyon ve artan gıda fiyatları sebebiyle içine düşebilecekleri siyasi istikrarsızlığın ABD açısından ortaya çıkaracağı maliyetler, iv. Suudi-Çin ilişkilerinin derinleşen boyutu.

Washington'ın öncelikleri

ABD yönetiminin iç kamuoyundaki en önemli meselesi hiç şüphesiz yükselen enflasyonun yol açtığı ekonomik sorunlardır. Kamuoyu yoklamalarında Biden yerine Trump'ın popülaritesinin artış eğiliminde olması, ABD kamuoyunun memnuniyetsizliğini göstermesi açasından son derece önemli. Kasım'da ABD'de yapılacak ara seçimlerin sonuçları önemli ölçüde enflasyona ve ülkede artan enerji fiyatlarına bağlı olacak. Bu sorunun aşılması, Suudilerin üretimi artırmasıyla mümkünken Muhammed bin Selman'ın mart ayında Biden'ın telefonunu cevapsız bırakması, enerji fiyatları sorununu daha da derinleştirdi.[1]

İkinci olarak, ABD yönetimi Rusya'ya karşı yoğun bir yıpratma savaşının ortasında Rusya'nın başta enerji olmak üzere küresel piyasalardan izole edilmesini önemli bir dış politika gündemi olarak görüyor ancak dünyanın en büyük ikinci enerji üreticisi konumundaki Rusya'yı, Riyad'ın desteği olmadan küresel enerji piyasalarından dışlamak mümkün olmayacak. Olsa bile bu politikanın ekonomik maliyeti endüstrileşmiş ülkeler için katlanılabilir düzeyin epey üstünde olacaktır. Mayıs sonunda Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'un Körfez ziyaretinde Riyad'ın enerji piyasaları konusunda Moskova ile hareket edebileceğine dair verdiği mesajlar, Washington'daki kaygının düzeyini artırmıştı. Biden yönetimi, Rusya'yı izole etmek için Riyad'ı ve özellikle de Muhammed bin Selman'ı ikna etmek zorunda olduğunun bilincinde.

Ekonomileri önemli ölçüde Körfez ülkelerinden akan fonlara bağımlı olan Mısır, Pakistan, Hindistan, Bangladeş gibi Batı yanlısı ülkelerde gıda, enerji ve emtia fiyatlarındaki artışların yol açtığı ekonomik ve siyasi istikrarsızlık konusunda Washington'un Riyad'la iş birliğine ihtiyacı var. 2010'lu yıllarda bugünkü emtia, enerji ve gıda fiyatlarındaki yüksek artışlar, "Arap Baharı" sürecindeki sokak hareketlerine yol açmış ve bu istikrarsızlık başta ABD ve Avrupa ülkeleri olmak üzere tüm dünya için önemli bir maliyet ortaya çıkarmıştı. Benzer siyasi sonuçların ortaya çıkmasının engellenmesi, Washington açısından öncelikli olmasa da yakından takip edilen gündem maddelerinden biri.

Son olarak, Çin-Suudi ilişkilerinin ekonomik iş birliğinden askeri ve stratejik bir boyuta doğru derinleşmesi, Washington yönetimini ciddi bir biçimde kaygılandırmakta. Geçtiğimiz aylarda Çin'in Riyad'ın balistik füze programına verdiği destek ABD istihbarat kurumları tarafından açıklanmıştı.[2] Riyad'ın Çin'le gerçekleştirdiği petrol ticaretini dolar yerine yuan ile yapma planları[3] da ABD dolarının küresel rezerv para niteliğinin sonunu getirebilecek önemdeki bir gelişmedir.

Bugün Biden yönetiminin Riyad karşısındaki dış politikasında niteliksel bir değişimle karşı karşıyayız. Biden, seçim sürecinde vadettiği dış politikayı sürdürmekte zorlanıyor. Öte yandan Rusya-Ukrayna savaşının ortasında Avrupa'da ortaya çıkan enerji krizinin İran-Batı diyaloğunu güçlendirme ihtimali ve Katar'ın Batı ile kurduğu ilişkilerin düzeyinin artması da Riyad'ı endişelendiriyor. Muhammed bin Selman'ın Çin ve Rusya ile geliştirdiği yakın iş birliğinin ABD'ye Riyad'ın stratejik önemini hatırlatan bir şantaj olduğunu söylemek mümkün. Biden yönetiminin Riyad'la ilişkileri yeniden ayarlama girişimi de Muhammed bin Selman'ın bu politikasının nispeten başarılı olduğunu ortaya koyuyor.

[Dr. Necmettin Acar, Mardin Artuklu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı'dır]

* Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Etiketler : Joe Biden SUUDİ ARABİSTAN ABD Muhammed bin Selma
6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu uyarınca hazırlanan aydınlatma metnimizi okumak için buraya, mevzuata uygun çerez politikamızla ilgili detaylı bilgi almak için buraya, gizlilik politikamızla ilgili detaylı bilgi almak için buraya tıklayabilirsiniz.
closeX