• BIST
    1328.83
  • Dolar
    7,8228
  • Euro
    9,4308
  • Altın
    459,3260
0530 708 54 54
0530 708 54 54
27 Ocak 2018 Cumartesi 16:17:00 - Güncelleme:27 Ocak 2018 Cumartesi 16:32:00

Gerginlik gitgide artıyor! İsrail ordusu, tehlike sıralamasındaki stratejik önceliklerini değiştirdi

ABD Başkanı Trump’ın ‘Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma’ kararından bu yana ABD yönetimi ve Filistin hükümetleri arasında gerginlik tırmanırken, İsrail ordu komutanlığı da stratejik uygulamalarına dair bazı kararlar aldı.

Bu çerçevede “El-Kaide” ve “DEAŞ” başta olmak üzere radikal örgütlerin yanı sıra İsrail, Suriye ve Lübnan’da İran ve Hizbullah’a karşı mücadelesini tehlike sıralamasında ilk sıraya koydu. İsrail ordu komutanlığı tarafından hazırlanan stratejik belgede, Filistinlilerle yeni bir savaşın patlak verebileceği belirtilirken, bu savaşın tehlike sıralamasında ikinci olacağı ifade edildi.

Hazırlanan belgede, çatışmaları ateşleme potansiyelinin Gazze Şeridi’ndeki Hamas Hareketi’nin veya İsrail’in güney beldelerine roket atma kapasitesine sahip diğer örgütlerin yaptıklarıyla sınırlı kalmayacağını ifadelerine yer verildi. Bu durumun ayrıca, Batı Şeria’daki askeri tırmanış için “gerçekçi bir tehdit” oluşturacağı kaydedildi. Öte yandan belgede şu ifadelere yer verildi, “İsrail ordusu ve Filistin yönetimine bağlı güvenlik güçleri arasında, 2002 Batı Şeria işgalinde ve (100 Filistinli polisin ve 13 İsrail askerinin öldüğü) 1996 tünel savaşında olduğu gibi doğrudan bir çatışmanın yaşanacağına dair kuvvetli bir senaryo hazırlanmalıdır” denildi.

Belgede ayrıca, Ekim 2015’te patlak veren son Filistin direnişinden bu yana gerçekleştirilen eylemlere benzer bir şekilde “tek taraflı operasyon yürüten kişilerin oluşturduğu tehdide” de yer verildi. Nitekim söz konusu tarihten bu yana herhangi bir gruba mensup olmayan Filistinliler tarafından bıçaklı ve araçlı saldırılar devam ederken, İsrail ordusu bu saldırılara örgütsel saldırılardan daha fazla önem verdiğine dikkat çekti.

Belge ikiye ayrıldı
İsrail ordu komutanı Gadi Eizenkot, 2015 yılının ortalarında ordunun asli stratejik belgesini hazırlamıştı. O dönemde belgenin bir kopyası alışık olunmayan bir şekilde kamuoyu ile paylaşıldı. Daha sonra belgenin üzerinde incelemeler yapılırken, belge kapsamında bölge ‘İsrail için tehdit oluşturan’ ve ‘İsrail’e dost olan veya güvenlik koordinasyonu kurulabilecek’ taraflar olarak ikiye ayrıldı.

Belgede, özellikle Suriye’de gerçekleşen suikast ve hava saldırıları gibi açık ve gizli askeri operasyonlara dikkat çekilirken, İsrail ordusunun “savaşlar arasında savaş” olarak nitelendirdiği duruma vurgu yapıldı. Bu bağlamda Eizenkot, yeni belgenin giriş bölümüne de “Amacımız, savunma ve zaferdir” notunu düştü.

Bölgede İran’ın etkisine dikkat çekildi
Diğer taraftan stratejik belge, Suriye, Lübnan ve diğer bölgelerde İran ve yandaşlarıyla olan çatışmaları en büyük tehlike olarak nitelendirmesine rağmen İran ve büyük güçler arasında nükleer anlaşma sağlanmasına dair iyimser bir yaklaşım izliyordu. O dönemde İsrail ordusunun konumu, İran ve büyük güçler arasındaki nükleer anlaşma müzakerelerini reddeden Başbakan Binyamin Netanyahu’nun konumuna göre daha iyimserdi. Yeni belgede ise İran’ın birçok alana olumsuz bir etkisi olduğuna ve İsrail- Suriye sınırındaki Şii militanların Golan Tepeleri’ne konuşlandırılması aracılığıyla Şii nüfuz ekseni oluşturma girişimine dikkat çekildi. Bu bağlamda yeni belgede, tehdidin büyüdüğü, ancak ateşlenme riski açısından Filistin arenasının İran cephesinden önce geldiği belirtildi.

Ayrıca belgede, “İsrail altyapısına zarar verme, İsrail’in toprak sağlama kabiliyetini kısıtlayacak gelişmiş silahları satın alma ve birçok açıdan siber tehdit yaratma konularında” İsrail ordusunun düşmana doğru ateş açma vaktini hesapladığına değinildi.

İsrailli gözlemciler, belgedeki bu değerlendirmeleri, Davos’ta Trump’ın Netanyahu ile görüşmesinden önce yaptığı açıklamalarının ve Filistin Devlet Başkanı Abbas’a yapılan kişisel saldırıların ardından farklı bir boyut kazanan ABD- Filistin ilişkilerinde devam eden bozulmaya bağladı.

Filistin ve İsrail tarafından değerlendirmeler
Gözlemciler ayrıca, Abbas ve Netanyahu’nun “çatışmaların alevlenmesi sonrasındaki adımlara” dair karşılaştığı sorulara dikkat çekti. Öyle ki İsrail’deki sağcılar, “İsrail, Kudüs’ün başkent olarak tanınmasına karşı bir bedel ödeyecek” sözleriyle ne kastetti?” sorularını sorarken ılımlı, liberal ve sol görüşlüler de “Filistinlileri, umutsuz bir şekilde bir köşeye koyma politikası hakkında neden sevinmeliyiz? İsrail, Filistinlilerin öfke patlamasının sonuçlarıyla karşılaşacak” ifadelerini kullandı.

Şarku'l Avsat'ın haberine göre Filistin tarafındaki sorular ise, ABD ile tırmanan gerginliğe odaklanırken, birçok taraftan “Bu yüksek çatışma ağacından nasıl inebiliriz? Filistin neden ABD’yi aracı olarak reddetmek ve ülkeyi boykot etmek yerine ABD’nin ortak olduğu müzakere idaresi işlerinde dörtlü devlet yönetimini devralmayı önermiyor?” üzerinde yoğunlaştı.

İsrail’de yapılan bu değerlendirmeler ayrıca, Filistin ile ilişkilerin bozulmaya devam etmesi halinde ABD yönetiminin, Filistinlilere daha siyasi ve diplomatik uygulamalar düşündüğünü ortaya koydu. Zira belirtilene göre bu uygulamalar, ABD’deki Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) bürosunun ve Washington’daki temsilciliğinin kapatılması, terörizm şüphesi taşıyan liderlere yaptırım uygulanması gibi birçok konuyu içerecek.