yazarresmi
Prof. Dr. Mehmet Çelik

mehmetcelik@gunes.com

25 Ekim 2017

TÜM YAZILAR İÇİN TIKLAYINIZ

Ortadoğu müzayede salonu-I

Yaklaşık bin yıl Selçuklu, Memluk ve Osmanlı mülkü olan Ortadoğu, yine yaklaşık yüzyıl önce korsanlar tarafından gasp edildi ve kendi çıkarları çerçevesinde şekillendirilerek buralarda kendi kontrollerinde mandater yönetimlerle yönetilmeye başlandı. 

Zaman zaman çeşitli müdahalelerle, bazen askerî darbelerle bu yönetimler, şahıslar veya gruplar(askeri, dini, siyasi, etnik)la yenilendiyse de, sistem dışa bağımlı olarak devam ettirildi. Yine bu 90 yıllık süreçte, şartlara ve konjöktöre göre, korsanlar paylaşımlarda bazı değişikliklere giderek birbirlerinin ayaklarına basmadan, işi idare ettiler, sistemin iyi-kötü çalışmasını sağladılar… 

Sovyetlerin dağılmasıyla, dünya tek başlılığa doğru gitmeye başladı. ABD-İngiltere-İsrail (biraz Fransa, İtalya, Almanya sosu da katın) konsorsiyumu İslam coğrafyasını günün şartlarına göre yeniden dizayn etmeye karar verdi. 

Başta Kuzey Afrika olmak üzere, İslam coğrafyasını şimdilik bir tarafa bırakalım,  sadece Ortadoğu’da Suriye ve Irak coğrafyasına bakalım. 

Müzayede salonunun planlayıcıları Amerika ve İngiltere’dir. Proje hayata geçirildikten sonra Rusya ve İran da bu konsorsiyuma dahil edildi. İsrail ise bu konsorsiyumun sessiz duran ortağı… Dışarıdan içeriye kapıları zorlayarak girmeye çalışan ise Türkiye’dir. Suriye’de Esed, Irak’ta Barzani ise mahalli-mukim aparatlar, başta PYD/PKK, DEAŞ, el-Kaide vb. terör örgütleri ise projenin mobil aparatlarıdır. 

Bölgenin yeniden dizaynında başta ABD ve hempaları olmak üzere, bu korsan konsorsiyumun diğer ortakları olan Rusya ve İran’ın çıkarları var… Bir tek Türkiye’nin zararı söz konusu… 

Bu nedenle Türkiye’nin sesi çok çıkmakta ve şartlara göre farklı arayışlar peşinde!.. 

Türkiye’nin derdine kulaklarını tıkayan müttefiki ve strateji ortağı(!) ABD, Tayyip Erdoğan’ın söylemlerine adeta kulaklarını tıkamış, oyalamaya yönelik ipe-sapa gelmez, alt düzey diplomat demeçleriyle Türkiye’yi oyalamaya çalışırken, bildiğini okumaya devam etmektedir. 

Türkiye’nin şu anda takip ettiği politika, alternatifi olmayan, şartların adeta mecbur kıldığı doğru bir politikadır. Ancak bu politika, dayanakları açısından iki önemli riski de içinde barındırmaktadır: 

Birincisi, Rusya’nın her an ABD ile kazan-kazan politikasında anlaşması… İran da bu anlaşmanın kıyısından köşesinden içine dahil olabilir… 

İkincisi, Barzani’nin ve İsrail’in durumu!.. 

Türkiye, bu iki noktayı hep göz önünde tutarak adımlarını atmalıdır. 

(Bu konuya devam edeceğim!)