yazarresmi
Prof. Dr. Mehmet Çelik

mehmetcelik@gunes.com

29 Kasım 2017

TÜM YAZILAR İÇİN TIKLAYINIZ

Jacques de Molay-Engizisyon  Mahkemesi ve Kara Cuma 

Bu sene ne oldu, neden oldu bir türlü anlam veremediğim bir KARA CUMA haftası alış-veriş çılgınlığı Türkiye’ye de sıçradı. 

Bu konuda “nedir bu kara Cuma?” sorularıyla karşılaştım. Özellikle esnaf kesiminden… Özellikle sosyal medya konuyu öylesine abarttı ki, sanki Amerika ve Avrupa bununla yatıp kalkıyor, Türkiye’yi de Haçlılar işgal etmiş gibi bir hava oluştu. Bu konuyla ilgili yine sosyal medyada öyle saçma-sapan, uydurma efsanevâri şeyler de okudum ki, dondum kaldım doğrusu… 

Konuyu Tapınak Şövalyeleri üzerinde doktora çalışması yapan Adnan Menderes Üniversitesi Tarih Bölümü Arş. Gör. değerli öğrencim, asistanım Muhittin Çeken’e açtım ve bu konuda kısa bir bilgi notu göndermesini istedim. 

İşte sevgili Çeken’in gönderdiği bilgi notu: 

1095 yılında Papa II. Urbanus’un Clermont Konsili’nde dindaşlarına seslenerek “Kutsal Topraklar”ın Müslümanlardan kurtarılması gerektiği yönünde yaptığı çağrı, Avrupa toplumlarında büyük bir yankı bulmuş ve her kesimden oluşan büyük bir insan kitlesi, Papa’nın dini bir motifle süslediği, ekonomik ve siyasi çıkarlarını sağlamak için Anadolu’ya gelmişti. Burada büyük bir direnişle karşılaşan Haçlı ordusu, güç-bela Kudüs’e ulaşarak din, ırk, cinsiyet ayırımı yapmaksızın burada büyük bir katliam gerçekleştirdikten sonra, 15 Temmuz 1099’da Kudüs Haçlı Kontluğu'nu kurdu. 

Kudüs Haçlı Kontluğu’nun kuruluşundan 20 sene sonra (1119), Kudüs’e gelen Hristiyan hacı adaylarının can ve mal güvenliğini Müslüman saldırılarına karşı koruyup Kutsal Toprakların güvenliğini sağlama ülküsüyle, dokuz kişiden oluşan bir şövalye gurubu, Kudüs Kralı ve Kudüs Patriği’nin önünde yoksulluk, erdenlik (bekâret) ve itaat yemini ederek, bir örgüt kurdular ve kendilerine ikamet etmeleri için tahsis edilen mekânın Hz. Süleyman’ın Tapınağı’nın (bugünkü Mescid-i Aksa’nın olduğu alan) bulunduğu alanda olması sebebiyle, Tapınak Şövalyeleri ismi verildi. 

Bir sivil toplum kuruluşu hüviyeti altında, Hristiyan hacıları ve Kudüs’ü Müslümanlardan korumak ülküsüyle kurulan bu örgüt, 1128 yılında Fransa’da düzenlenen Troyes Konsili’nde Papalık tarafından resmi olarak tanındıktan sonra, kısa süre içinde Avrupa’nın birçok kralı, kontu ve soylusu tarafından yapılan bağışlarla ve kendilerine katılan üyelerle muazzam bir servetin ve nüfuzun sahibi oldu. 

Ortadoğu ve Avrupa’da açtıkları Tapınak Evleriyle siyasi ve ekonomik anlamda gücünü daha da pekiştirip daha geniş kitlelere ulaşan Tapınak Şövalyeleri örgütü, zamanla kralların ve en önemlisi de Papa’nın otoritesini tehdit eder bir hale geldi. Bu sebeple kendilerine isnat edilen İsa’yı inkâr edip tasvirine tükürme, eşcinsellik ve Kudüs’ün kaybedilmesinde sorumlu tutulma gibi suçlardan dolayı, 1307 yılında Fransa Kralı Philip (Güzel Philip) ve Papa’nın müşterek kararıyla, Büyük Üstat Jacques de Molay’ın da aralarında bulunduğu Tapınak Şövalyeleri üyeleri, bir Cuma günü (bu durum bazı kaynaklarda on üçüncü Cuma diye geçer) eş zamanlı ani baskınlara maruz bırakılarak çok sayıda örgüt üyesi tutuklanır. 

1307 yılının Kasım ayında gerçekleşen bu olaylar neticesinde çok sayıda Tapınak örgütü üyesi, Engizisyon mahkemelerince yakılarak öldürülür. Tapınak Şövalyeleri örgütünü fiilen sona erdiren bu olay, bir Cuma günü gerçekleşir. Örgütün üstadı Jacques de Molay’da bu tarihten yedi sene sonra, bir kazığa bağlanarak Engizisyon Mahkemesi tarafından yakılarak öldürülür. (Jacques de Molay, ölmeden önce Papa ve Philip’e yaptıklarının yanlarına kalmayacağını ve bunun cezasını kısa süre sonra çekeceklerini ifade şeklinde beddua eder. Nitekim bu olaydan bir ay sonra Papa, bir yıl sonrada Philip ölür). Bu olayla birlikte Tapınak Şövalyeleri örgütü resmi kayıtlara göre resmen sona ermiş gibi gözükse de, o geceki baskınlardan kurtulan örgütün bazı üyeleri, Tapınak hazinesini (ki bu hazine kayıp hazine olarak bilinir ve akıbeti konusunda en ufak bir ipucuna rastlanmamıştır) alarak kayıplara karışırlar. Böylece bu örgütün yer altına çekilerek faaliyetlerini sürdürdüğüne inanılır… 

Prof. Dr. Mehmet Çelik Diğer Yazıları