YAZARLAR

Ev sahibinin kabahati var hem de çok büyük!

Dilimizde, günlük konuşmamızda çok sık kullandığımız bir söz var: Hırsızın hiç mi kabahati yok!.. İslam dünyasının son yüzyılı üzerinde bir bilim adamı olarak çok fazla kafa yordum. Okuduğum şeyler, gözüme bir gözlük taktı… Ağırlıklı olarak bana hep hırsızı gösterdi, ev sahibinin hatalarını hep örtmeye çalıştı!.. Yaşım ilerledikçe, yahu biraz da şu ev sahibinin ahvaline bak diye beynim/aklım beni zorlayınca, gözlüğümü çıkarıp attım ve çıplak gözle, bir Fransız olarak İslam Coğrafyasına baktım!.. Evet hırsız, hırsızdı!.. Zalimdi, alçaktı, kalleşti, merhametsizdi… Sayın sayabildiğiniz kadar, ne kadar olumsuz sıfat ve vasıf varsa, hırsızda hepsi vardı!.. 

Nihayetinde hırsızdı, üstün ve faziletli vasıflar taşıyacak hâli yoktu ya!.. 

Peki ya ev sahibi?.. 

Hırsızın hiç kabahati yok mu lafını zihnimizin derinliklerine çiviledik, ev sahibinin kabahatlerinin üzerine de bir şal örttük!.. 

Tüm kabahat, hırsızda!.. 

Ev sahibinin hiç kabahati yok!.. 

Kimse bana, evi soyulan adama komşuları kapını iyi kilitleseydin, pencerelerine demir korkuluklar yapsaydın, gece bir odanın ışığını açık bıraksaydın, o kadar da derin uyumasaydın… gibi suçlayıcı şeyler söyleyince, adam dayanamamış, bütün suçu bana yüklüyorsunuz, tamam dediklerinizde hakikat payı var da, peki hırsızın hiç mi suçu yok?... demiş hatırlatmasında bulunmasın!.. Kimse bu paravanın arkasına saklanıp, topu taca atmasın!.. 

Hırsız, hırsızdır!.. 

İşi, hırsızlık yapmaktır!.. 

İşini, suç gibi görmemektedir!.. 

Onun da yaptığı işte, meşruiyet argümanları vardır!.. Bunları tek tek sayarak, yazıyı uzatmak istemiyorum. 

Ama şunu bir kez daha vurgulayıp, yazıya devam edeyim: 

Hırsızın hiç mi kabahati yok lafı, ev sahibinin hatalarını ikinci plana atmış, hatta görmezden gelinmesine sebep olmuştur!.. 

Kapın, bir omuz darbesiyle, penceren, bir el itmesiyle açılıyor, kapında-bahçende seni uyaracak bir köpeğin, içeride hırsızı caydıracak bir silahın yok… Üstelik de uykun çok derin, davul çalsalar uyanmayacaksın!.. Allah’ın günü hırsız, bulunduğun sokaktan defalarca geçiyor, gözleriyle/elleriyle kapını bacanı yokluyor, sen de bunu fark ettiğin hâlde, hiçbir tedbir almıyorsun ve geliyorum, geliyorum diye bağıra çağıra gelen felakete aldırmıyorsun. Evin soyulunca da hırsızın hiç mi kabahati yok, paravanının arkasına saklanıyorsun, mağdur pozlarına bürünüp haklılık sıfatı taşımaya çalışıyorsun!.. 

Hayır, hayır, hayıııırrr!.. 

Hırsızın bir suçu varsa, senin bin suçun var!.. Hırsız, hırsızlığının gereğini yapıyor, sen ise ev sahibi olarak üzerine düşeni yapmadın!.. 

Geçen yüzyılın başında, sadece birkaç sene içerisinde, koca bir imparatorluk avuçlarımızın içinden kaydı, gitti!.. 

Yüz senedir hırsızı suçluyorsun: Vay namussuz alçak, vay hain kâfir, topraklarımıza göz koydular, petrolümüz iştahlarını kabarttı, halklarımız üzerinde misyonerlik yaptılar, dinî azınlıklarımızı kışkırttılar, evimizin çocuklarının ruhlarını zehirlediler, beyinlerini iğdiş ettiler, akıllarını çeldiler v.s.v.s… 

(Devam Edecek)