yazarresmi
Prof. Dr. Mehmet Çelik

mehmetcelik@gunes.com

06 Aralık 2017

TÜM YAZILAR İÇİN TIKLAYINIZ

İçte ve dışta yapılan tek hesap: 2019-2 

Önceki yazıda Sovyetler Birliği’nin dağılması ve dünya liderliğinde ABD’nin tek başına kalma süreçlerini okumuştunuz. 

2- BOP ve Arap Baharı  

17 Aralık 2010 tarihinde Tunus’ta seyyar satıcılık yapan bir gencin kendini yakmasıyla başlayan olaylar kısa bir süre sonra iç savaşa dönüştü; buradan Libya’ya, Libya’dan Mısır’a, Mısır’dan Suriye’ye, Yemen’e sıçradı. 

Bir anda Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da demokrasi rüzgârları esmeye başladı. Başta ABD ve İngiltere olmak üzere, emperyalizmin siyasal meşruiyet çarkı olarak dizayn edilen Birleşmiş Milletler ve askerî meşruiyet çarkı olan Nato devreye sokularak bu ülkelere müdahale edildi ve hepsi iç savaşa sürüklendiler. Etnik, dînî ve mezhebî oluşumlar harekete geçirilerek, bu ülkelerdeki siyasî ve ekonomik istikrar yok edildi. Mısır’da bu yapılamayınca, askerî darbe ile Mısır, zapt u rapt altına alındı. 

Suriye ve Irak’ta ise, merdiven altı din eğitimiyle beslenen gençler formatlanarak dînî kimlikli terör örgütleri oluşturuldu ve Ortadoğu iç savaşa sürüklendi. 

Ortadoğu’da hedef, üç ülkenin parçalanmasıydı: Suriye, Irak ve Türkiye… Proje, Irak’ta Arap Baharı’ndan önce başlatılmıştı. Suriye’de ise, Tunus’ta tutuşturulan meşaleden 8-9 ay sonra başlatıldı. Yangın, Türkiye’de ise, komşu Suriye’den sıçrayan ateşle başlatılacaktı. Yani Türkiye, üçüncü sıradaydı. Ancak beklenmeyen bir gelişme yaşandı. Türkiye, vakit geçirmeden Suriye’de tutuşturulan yangına müdahil oldu. Bir yandan muhalifleri desteklerken, bir yandan Esad’ı ikna etmeye çalışıyordu. 

Bu girişim, ABD ve hempalarının planlarını çıkmaza sokuyordu. Bu nedenle Tayyip Erdoğan’ın gitmesi gerekiyordu. 

3- Tayyip Erdoğan’a yapılan operasyonlar 

Başta ABD, İsrail ve İngiltere’nin en büyük korkusu Esad’ın Tayyip Erdoğan tarafından ikna edilmesi ihtimaliydi. Bizzat Erdoğan, Abdullah Gül ve Davutoğlu’nun Esad’la bu konuda yaptıkları görüşmeler olumlu olmasına rağmen, Esad 5-10 gün sonra fikir değiştiriyordu. Bu değişikliği Türk yöneticiler sağlıklı okuyamadılar. Esad’ın fikir değiştirmesinin bizzat Esad’dan kaynaklandığını düşündüler. 

Tayyip Erdoğan’ın tavrı, duruşu ve Suriye meselesine müdahil olma istek ve kararı, başta ABD ve İsrail olmak üzere, tüm hempalarının canını sıktı!.. 

Artık yapılacak tek şey, Tayyip Erdoğan’ın suyunun ısıtılarak, siyaset dışına itilmesiydi. 

a)Peki, bu nasıl yapılacaktı?  

Yakında bir seçim falan yoktu. Açıktan bir dış müdahale (askerî darbe gibi) için zemin hazırlamak epey zaman alırdı… 

Çok hızlı bir şekilde alternatif planlar üzerinde çalışıldı ve bir yargı darbesine karar verildi. Bu darbe, direkt Erdoğan’a yapılmayacaktı. Dolaylı olarak süreç içinde Erdoğan’a bulaştırılacaktı! 

Hazırlıklar yapıldı ve Oslo’daki PKK görüşmeleri basına sızdırıldı. Bu görüşmeler, Türkiye için son derece önemli bir konuydu; 40 yıldır akan kan durdurulacaktı… Belgeler basına sızınca, dış odakların kontrolündeki medya, konuyu sansasyonel biçimde ısıttı. Siyasî muhalefet de hükûmeti sıkıştırmak için konu üzerinden siyasal tansiyonu yükselttiler. Hükûmet de “bunu kim sızdırdı” derdine düştü ve tabii olarak PKK’yı suçladı. 

Kamuoyunda konu uzun süre gündemden düşmedi. Eski Mit Müsteşarı da dâhil, mevcut Mit Müsteşarı ve yardımcıları ile ilgili haberler medyada yer alıyordu! 

Nihayet 7 Şubat 2012’de düğmeye basıldı. KCK soruşturmalarını yürüten özel yetkili savcı Sadrettin Sarıkaya, Mit Müsteşarı Hakan Fidan’ı, eski müsteşar Emre Taner’i, eski müsteşar yardımcısı Afet Güneş’i ve iki üst düzey görevliyi bu konuda ifade vermeleri için bizzat telefonla arayarak yanına çağırdı. 

Tam da o gün ve o saatte Başbakan Tayyip Erdoğan ameliyat olacaktı. İşin garibi, bu ameliyattan kimsenin haberi yoktu… Savcının bu gün ve saati, bu ameliyata denk getirmesi uzun süre kafaları karıştırdı. 

Fidan, Başbakan’ı aradı fakat ulaşamadı; bunun üzerine Cumhurbaşkanı Gül’ü aradı. O da gitmesini (iyi niyetle) söyledi. 

Ne olduysa oldu, Erdoğan’ın ameliyat saati iki saat geriye atılınca Erdoğan, Fidan’ın kendisini aradığını öğrendi ve hemen kendisine geri döndü: Sakın gitme! 

Hastaneden parti yetkililerine derhal telefon ederek, “Mit müsteşarının yargılanması Başbakan’ın iznine bağlıdır” şeklinde bir yargı maddesi düzenletti ve planı bozdu! 

Erdoğan, bu operasyonun ana hedefinin kendisi olduğunu anladı ve bunu açıkça, defalarca dillendirdi de! 

Ancak Feto’nun bu işte aparat olarak kullanıldığına ya ihtimal vermedi veya başka nedenlerle dillendirmekten kaçındı! 

(devam edecek) 

Prof. Dr. Mehmet Çelik Diğer Yazıları