YAZARLAR

8 Mart Kadınlar Günü ve Vicdan Konvoyu

Dün, Dünya Kadınlar Günü idi. O gece uyku gözüme girmedi. Sabah yataktan kalkarken, üzerimde kurşun yüklü bir bulutun ağırlığı vardı… 

Gece sabaha kadar I. Dünya Savaşı sürecinde Yemen, Sarıkamış, Çanakkale, Milli Mücadele cephelerinde canlarını feda eden aziz şehitlerimizin anneleri, eşleri, bacıları bir film şeridi gibi gözlerimin önünden aktı, durdu. 
Acılarını yüreğine gömen, ağıtlar yakarak, gözyaşlarıyla yoğurarak terennüm eden, şehidinin geride bıraktığı yetimleri hayata tutturmaya çalışan Anadolu Kadını… 
Gün ışırken, yataktan kalkmak istemedim. Yastığı duvara dayayarak sırtıma destek yaptım ve oturur vaziyette gözlerimi yumarak, gecenin o acı kaosu ruhumda devam etsin istedim… Bu nasıl bir halet-i ruhiye ya Rabbi! Sanki ruhum acı çekerken, Suriyeli kadınların ve çocukların acıları hafifleyecek, azalacak gibi bir duyguya kapıldım!.. 
Evet, kadınlar ve çocukları!.. Dünyanın en savunmasız, güçsüz canlıları. 
Suriye’deki savaş, yedinci yıla girdi. Hayatlarını kaybedenler, geride kalanlardan daha şanslılar!.. 
Şu garip cümleyi görüyor musunuz? Hayır, aklım başımda. Bu nasıl söz diye kafanız karışmasın!.. Biraz derin düşünün, Suriye’deki vahşeti şöyle bir gözlerinizin önünde on dakika canlandırın bakalım. Eminim siz de aynı noktaya geleceksiniz: Evet, bu ahlaksız savaşta hayatlarını kaybedenler, hayatta kalanlardan daha şanslılar!.. Acılarını birkaç dakika, birkaç saat veya birkaç gün yaşadılar, sonra ruhlarını teslim ederek Dâr-ı Bekâ’ya gittiler!.. 
Ya geride kalanlar, özellikle çocuklar ve kadınlar. Evet çocuklar çocuklar çocuklar ve kadınlar!.. 
Bu duygularla ruhumda fırtınalar eserken, İHAK (İnsan Hakları ve Adalet Hareketi)’ın öncülük ederek düzenlediği Vicdan Konvoyu, zifiri karanlık tünelinde ilerlerken, benim için bir ışık oldu! 
Evet, bu ışık vicdanımda, ruhumda bir kıvılcım görevi gördü!.. Bu kıvılcım, bu ışık mutlaka önce büyük bir yangına dönüşmeli, arkasından dünyayı aydınlatacak, ısıtacak bir VİCDAN GÜNEŞİ’ne dönüşmeli!.. 
Bu kıvılcım sönmemeli… “Üzerimize düşeni yaptık…” gibi yalancı bir rehavet, ruhlarımızı esir almamalı!.. Bu kıvılcımı hatırlatmalıyız; tüm dünyaya bu vicdan yangınının sıçraması için gecemizi-gündüzümüze katmalıyız!.. 
Artık bizim için takvimin yaprakları değişmeli: Her gün, bizim için artık 8 Mart olmalı!.. 
Ey Anadolu kadınları, bu ateşi söndürmeyin, dalga dalga yayın bu kıvılcımı… Tüm dünya kadınlarını harekete geçirin!.. Bu vahşeti ancak siz durdurabilirsiniz! 

Prof. Dr. Mehmet Çelik Diğer Yazıları