YAZARLAR

yazarresmi
Ömer Özkaya

omerozkaya@gunes.com

03 Aralık 2017

TÜM YAZILAR İÇİN TIKLAYINIZ

Batı’daki fay hatları (2)

Bir zamanlar ekonomik, siyasi ve kültürel açıdan dünya üzerinde büyük bir güç olan İngiltere, diğer ülkelerden daha zengin, daha başarılı ve daha etkili olmak gibi, önceden kazanılmış bir hakka pek tabii ki sahip değildi. Bu nitelikleri, icatları, maceraperestliği ve girişimleri sayesinde edinmişti. Özellikle sömürgecilik ve yayılmacılık çabaları öncesinde ötekini tanıma çalışmalarına büyük önem verilmişti. Doğu milletlerinin etnik kökenleri, inançları, kültürleri ve tarihleri ile birlikte, toplumsal ahlak, karakter, karar alma süreçleri ve davranış kalıplarını anlamaya yönelik binlerce eser meydana getirilmişti. Türkiye’de de cumhuriyetin ilk kurucu kadroları Batı milletlerinin karakterleri üzerine çalışmış, Batı’nın tüm zihinsel kodlarını çözmüşlerdi ve bu sebeple de Batı bunlardan hoşlanmazdı. Batı medeniyetini doğuran şey, ana motor, ferdiyetçiliktir. Bu ferdiyetçilik aynı zamanda kendi aralarındaki savaş ve çöküşlerinin de sebebi olmuştur. 

Eski Avrupa’da tarımla uğraşan toplumlarda ilişkiler, daha samimi ve paylaşımcıydı. Zaten ferdiyetçi olan Avrupa toplumlarının toprakla irtibatının zayıflaması ve sanayileşme sonrasında insanların birbirleriyle ilişkilerinde de “makinalaşma” belirginleşti. İstanbul, Kahire ya da İsfahan’daki ayakkabıcı el emeğiyle günde 3-5 çift ayakkabı ancak dikebilirken, Paris ya da Londra’daki atölyede günde 300-500 çift ayakkabı üretiliyordu. Artan hammadde ve dış pazar ihtiyacı Batı’yı daha da saldırganlaştırdı, tüketim kültürü yaygınlaştırıldı, moda icat edildi. 

Pazar ve hammadde alanlarına önce misyonerler gönderildi, işadamları peşlerinden gitti. Misyoner, “dini propaganda yapan adam” sanılıyor, oysa onlar ekalliyetlerin (azınlıkların) yetenekli çocuklarının tespitiyle meşguldüler. Misyonerlik hiçbir zaman dini yayma amacında olmamıştır, tamamen istihbarat operasyonudur. Misyonerler gittikleri her ülkede ana unsur dışı etnik grupların içinden adamlar seçtiler, Batı’ya götürdüler, dil, ilim, beceri yüklediler, geri döndürdüler, yükselmelerini sağladılar, yeni bir elit sınıf oluşturmaya çalıştılar. Misyonerler bizde mükemmel keşifler yaptılar. “Boğazdaki Aşiret”ler böyle ortaya çıkarılmıştır. Türkiye’nin bugün karşılaştığı sıkıntıların bir sebebi de 1830’lardan itibaren Anadolu’dan Batı’ya götürülüp yetiştirilen işte bu sözde yeni elitlerdir. Bütün bunlara rağmen Türkiye’yi istedikleri kıvama bir türlü getiremediler. 

Çeşitli kaygı ve beklentilerle ekalliyetlerin tüm hareketlerini eğer hoş karşılarsanız o zaman ana unsurun da hatalarını görmezden gelmeniz gerekir ki bu da sizin otoritenizi zayıflatır, milletinizle aranızı açar. Medya ve sanat hareketlerini istihbaratlar doğal olarak kendi haline bırakmak istemezler. Ancak ekalliyetlerin (azınlıkların) arasından devletin rol model çıkarma çabaları eğer ana unsurun kabiliyetini geliştirmesini bastırıyorsa, Batı bunu da keyifle izleyecektir. 

Batı’nın her saldırdığına dört elle sarılıyor, saldırmanın bir oyun olabileceğini düşünmüyoruz. Eğer yeni milli refleksler geliştirmez isek işimiz giderek daha da zorlaşacaktır. 

Yarın devam edelim.