YAZARLAR

Avrupa birleşik devletleri 

Avrupa birleşik devletleri fikrini siyasal bir hedef olarak gündeme getiren Winston Churchill’dir. Fikrin tarihi geçmişinin siyasal felsefesi, daha gerilere gitmektedir. İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde “Avrupa” bir ve bütün olmanın gerekliliğini tam anlamıyla idrak edince Winston Churchill’e savaşın galiplerinin önderi olarak bu siyasal hedefi beyan etmek misyonu yüklendi. 

Avrupa birleşik devletleri fikri ortaya atılıp da Avrupa Kömür ve Çelik Birliği kurulunca bugünkü Avrupa Birliği’nin (AB) siyasal ve ekonomik temelleri atılmış oldu. Öncelikle Avrupa birleşik devletleri fikrinin doğuşu Avrupa’nın İkinci Dünya Savaşı’nda veremediği sınavın bir sonucudur. Avrupa’daki devletlerin, aydınların, politikacıların ve askerlerin hemen hepsi İkinci Dünya Savaşı’nın muhasebesini yapmış ve Avrupa birleşik devletleri gibi federal bir yapının kurulmasını acil durum olarak görmüşlerdir. Avrupa Birliği’nin etnik ve devletsel yapısı, Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya, İspanya ve Portekiz gibi büyük ve büyük sayılabilecek devletler ile daha küçük devletlerin ve etnik toplulukların tanımı ile ortaya çıkmıştır. 

Türkiye’nin Avrupa birleşik devletlerinin oluşumu ile SSCB’nin oluşumu ve dağılışından alabileceği birçok ders vardır. Öncelikle Avrupa birleşik devletlerinin teşkilatının oluşturulması aşamasında yaşanan görüşme ve toplantı trafikleri ve bunu motive eden asıl konu, Avrupa’nın İkinci Dünya Savaşı’nda aldığı ağır hasardır. Bu hasar Avrupa’da savaş olgusunu tümü ile bitirme hedefi arayışını ortaya koymaktadır. 

Türkiye’nin 1980 darbesinden beri devam eden devleti restore etme veya yeniden kurma arayışları ve çabalarının en göze batan tarafı ideolojik yaklaşımların ön plana çıkarılması ve tarihsel bir analizi içermemesidir. Türkiye’yi oluşturan unsurların tarihteki duruşlarını kritize etmeyen ve ötekini tek suçlu gören tutumları ile yeni bir devlet ve sağlam bir millet oluşması mümkün değildir. Böyle bir ısrar olsa olsa güçlü bir muhalefeti peşinen inşa eden yeniden yapılanma süreci olur. 

Bu bakımdan Avrupa birleşik devletlerini oluşturma sürecindeki Avrupa basınının, Avrupa siyasetinin ve Avrupa entelektüellerinin tartışmaları ve özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan aldıkları dersleri, hatalarını sevaplarını ciddi bir şekilde muhasebe etmelerini incelemek bir ön gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır. 

SSCB’nin oluşumu ve dağılışını da incelemek Türkiye’nin faydalanacağı bir başka örnektir. Osmanlıyı ideolojik olarak incelediğimiz müddetçe kendi tarihimizden yararlanma imkânı görülmemektedir. Oysa tarih ve devlet inşa etmek, erdemli bir hâkimin titizliğini, tarafsızlığını, bağımsızlığını, hakşinaslığını, objektifliğini ve verileri en doğru şekilde değerlendirmeyi zaruri kılar. 

AB ve ABD’nin oluşumu çok iyi irdelenirse alacağımız dersler bir hayli fazladır. Tarihin öğretmenliği inanılmaz derecede önemlidir. Tarihi verileri ihmal etmek de hedefe ulaşmanın önündeki en büyük engeldir. 

Ne yazık ki İslami Asya coğrafyasında devleti ele geçirmek hemen her etnik ve dini unsurun öncelikli amacı olagelmiştir. Aynı etnik ve dini unsurların kurdukları kendi devletleri, onların vizyonlarının pek de düşündükleri kadar parlak olmadığını ortaya koymuştur. Bu bağlamda balkanlara ve Araplara bakmamız yeterlidir. 

Birlik olabilmek için adil bir akla ve derin bir vicdana ve sağlam bir ahlaki duruşa ihtiyaç vardır. AB kendi içinde bu gerekleri karşılamak için çok ciddi süreçlerden geçmiştir. Temelinde ciddi bir öz yargılama ve vicdan muhasebesi olmayan birlikler yaşayamaz. Adil bir şekilde çalışmayan akli devreler, karşısındakine güven vermez. 

Ne yazık ki SSCB’nin yıkılışı Türkiye’de incelenmemiştir. İçinde çok ciddi bir Türk ve Müslüman nüfusu ve devletleri barındıran SSCB’nin dağılmasının Türkiye’de yüzlerce teze konu olması gerekirdi. 

Bir devleti ve milleti yeniden inşa etmek, inanılmaz bir siyasal, ekonomik, askeri ve tarihi araştırma evresi gerektirir. Bu bağlamda günümüzdeki tartışmaların tümü ideolojiktir ve takım tutma düzeyindedir. Oysa bizim coğrafyamızda çok daha fazlasına ihtiyaç vardır. İçinde bulunduğunuz toplumun adil bir bireyi olamaz iseniz, hakkınızı bilmek ve talep etmekte sürekli sorunlar yaşarsınız. Tarihin çok objektif ve tarafsız bir öğretmen olduğunu teslim ettiğimiz gün, hayatı ve dünyayı tanımaya başlamışız demektir. 

Ömer Özkaya Diğer Yazıları