yazarresmi
Mustafa Yılmaz

mustafa35yilmaz35@gmail.com

21 Ekim 2017

TÜM YAZILAR İÇİN TIKLAYINIZ

Sesli harflerimizi çalıyorlar 

İnsanlar arasında iletişimin en önemli unsurudur dil. Zaman içinde değişen, gelişen kendini yenileyen canlı bir varlıktır aynı zamanda. İnsanoğlu var olduğundan beri çeşitli sesler çıkararak birbiri ile iletişim kurmuştur. Ortaya çıkan bu iletişim şekli binlerce yıl boyunca dünyanın farklı coğrafyalarında farklı dizinlerle bir araya gelerek ortak yaşam biçimini şekillendirmiştir. Canlı bir varlık olan dilin doğuşunun ardından geçen zamanla birlikte sistematik bir şekle bürünmesi, insanoğlunun birlikte yaşama alışkanlığının şekillenmesi ile ikili iletişimi sağlamanın ötesine geçip, toplumsal bir kavrama dönüşmüştür. 

Dil, insanlar arası ilişkileri belirlediği gibi devletler arası ilişkileri de belirleyen bir unsur olarak önemini artırarak, gelişimine devam etmektedir. Milletlerin en önemli sosyal varlığı olan dil aynı zamanda da kültürün de en önemli unsuru ve taşıyıcısı olma görevini de üstlenmiştir. Gelenekler, görenekler, yaşam biçimleri, sanat ve siyasetin şekillenmesi ve ortak bir payda altında tanımlanıp nesilden nesile aktarılması dil sayesinde gerçekleşmektedir. Coğrafi sınırların belirlenmesi ve devlet kavramının ayrıştırıcı bir unsur olarak insan hayatına girmesinin ardından bile, ortak dil kullanan devletlerin ilişkileri diğerlerine göre daha fazla olmuştur. 

Gaspıralı İsmail’in 1800’lü yıllarda söylediği “dilde, fikirde, işte birlik” bugün uluslararası ilişkileri belirleyen temel nokta olmuştur. Diller tarihi incelendiğinde her ne kadar ilk dilin ne zaman, nasıl ve ne olarak ortaya çıktığı tespit edilemese de Türkçe, 8 bin 500 yıllık tarihi ile dünyanın en eski dilleri arasındadır. Ayrıca bulunan dünyanın en eski yazılı belgesinin de Türkçe olması dilimiz açısından oldukça önemli bir noktadır. Günümüzde bir dilin dünyanın farklı coğrafyalarında anlaşılıyor olabilmesi devletler asındaki ilişkilerde güç dengesini belirlemektedir. Bu sebepledir ki canlı bir varlık olan dil kavramı etrafında görünmeyen bir savaş yaşanmakta dillerin birbirine hükmetmesi, hakimiyeti altına alması gibi bir kavga tüm hızıyla yaşanmaktadır. 

Sömürge ülkelerine baktığımızda, ilginç bir şekilde onların zaman içerisinde kendilerini sömüren ülkelerin dillerini kullanmaya başladıklarını görürüz. Kapitalizmin kültürel alanda sürdürdüğü savaşın en temel silahı olan dilin, geniş coğrafyalara yayılmak ve emperyalist bir yapı oluşturmak adına kullandığı en büyük aracı ise sanat eserleridir. Bugün dünyada en çok kullanılan dilinin İngilizce olmasında İngiliz edebiyatına ait eserlerin tüm dünyada dolaşmasının payı büyüktür. Gelişen teknoloji ile birlikte gerek tv, gerek sinema, gerekse internet dünyasında hakim olan “üretim dilinin” dahi İngilizce olması gizli bir işgalin sessiz işaretleridir. 

Maalesef 80 sonrası diye tanımladığımız dönem içerisinde dünyanın en eski yazılı metnine sahip olan dilimiz hızla yabancı dillerin etkisi altına girmiş, konuşma dili ile başlayan bu işgal bugün yazı diline de sıçramıştır. Gelinen durum öylesi bir hal almıştır ki, edebi eserlerimiz, televizyon kanallarımız, medya kurumlarımız gibi dilimizi korumak, yaşatmak ve geliştirmek gibi görevleri olan kurumlar dahi bu işgali farkında olmadan içselleştirmiştir. Osmanlı döneminde Arapça ve Farsça ile başlayıp 19.yy’da Fransızca ile devam eden işgal bugün kendini İngilizce ile göstermektedir. “yes” ile “okey” ile başlayan cümleler çok masum görünse de önce kelimelerimizi, sonra cümlelerimizi, daha sonrasında ise dilimizi ve kültürümüzü kaybetmeye giden yolun başlangıcıdır. Modern çağda işgaller artık sadece ateşli silahlarla değil kültürel emperyalizm ile hayat bulurken dilimize sahip çıkmak aslında özgürlüğümüze, bağımsızlığımıza ve geleceğimize sahip çıkmaktır. Mesajlaşmalarımızdaki “sesli harflerimizi çalanlara, kelimelerimizin yerine ikonlar koyanlara inat” Türkçeyi, Türkçe gibi kullanmak dileğiyle herkese mutlu hafta sonları dilerim. 

Mustafa Yılmaz Diğer Yazıları