yazarresmi
Kayahan Uygur

kayahan.uygur@turkmedya.com.tr

16 Ağustos 2017

TÜM YAZILAR İÇİN TIKLAYINIZ

Vesayet, asimilasyon ve metal yorgunluğu 

AK Parti bundan 16 yıl önce bir halk hareketi olarak doğdu. Kökleri Merhum Profesör Necmettin Erbakan’ın 1969’da Odalar Birliği Başkanlığı’na seçildiği döneme kadar uzanır. Bu hareket güçlü, büyük ve yolunu kendisi çizen bir Türkiye oluşturma mücadelesidir. Türkiye’nin bütününü, her bölgesini ve eğilimini, her gelir grubunu temsil etme özelliği de buradan gelir. 

AK Parti dinamizmi 

AK Parti çerçevesini daraltmak, onu kısır ve ideolojik bir misyon haline indirgemek için değişik teşebbüsler görülmüştür. Dünya ve Türkiye’nin hızla değişen koşullarına kendi öz dinamizmiyle ayak uyduran AK Parti’de zaman zaman geçmişe takılıp kalanlar olmuştur. Partinin dönemsel taktiklerini siyasal program düzeyine yükselterek adeta kurallaştırmak isteyenler belirmiş, ancak bu hatalara kapılanlar yanlışlarını anlamışlar ya da çabalarında başarısız kalmışlardır. 

Kurulduğu dönemden itibaren  AK Parti’nin önüne dikilen en önemli engellerden biri bürokratik vesayet olmuştur. “Kökü mazide olan ati” anlayışıyla Türkiye’yi dönüştürmek isteyen bu halk hareketinin karşısına yerleşik vesayetçi yapı dikilmiştir. Bu süreçte Parti’nin kapanması bile istenmiştir. 

Yeterince anlaşılmadı 

Vesayet konusu özellikle 2000’li yılların başlangıcında uzun uzun tartışılmış, özellikle askeri vesayet çeşitli yönleriyle ele alınmış, ancak konunun en önemli yönleri ihmal edilmiştir. Dahası, vesayet sisteminin tüm seçeneklerinin ondan daha iyi olacağı varsayılmıştır. Türkiye’nin önüne çıkarılan vesayet engelinin dışında daha şeytani mekanizmaların varlığı gözden kaçmıştır. AK Parti’nin gelişme sürecini daha iyi anlamak için konuyu yeniden irdelemek gerekir. 

Askeri vesayetten söz edildiğinde ilk aklımıza gelen NATO olmalıdır. Çünkü TSK bir NATO ordusudur. Öte yandan vesayet, çok partili demokrasinin ortaya çıkışıyla başlamıştır, bu da zaten NATO’ya girdiğimiz döneme denk düşer. Tek parti sisteminde zaten kendi başına hareket etmesinden korkulan bir milli iradeden söz edilemeyeceği için vesayete zaten gerek duyulmamıştır. 

Amaç eksenin kaymaması 

Vesayet ilk bakışta bürokratik bir kontrol mekanizması olarak görülse de asıl amacın Türkiye’yi Batı sisteminde tutmak olduğu açıktır. Zaten hiçbir askeri darbe bildirisi olmamıştır ki Batı değerleri ve kurumlarından söz etmesin. Bunun en son örneği de Yurtta Sulh Cihanda Sulh Cuntasının 15 Temmuz bildirisidir. 

Türkiye’de askeri bürokratik vesayet ülkemizi NATO’da somutlaşan Batı ittifakına “entegre etmek” üzere kullanılmıştır. Kendi deyimleriyle Türkiye’de “eksen kayması” tehlikesi baş gösterince bir şekilde asker devreye girmiş, yumuşak ya da sert metotlarla, dolaylı ya da doğrudan araçlarla siyaseti etkilemiştir. Bu sisteme entegrasyon (uyum, dahil etme) adını verebiliriz, ancak bir de asimilasyon (özümleme, öğütme) vardır. 

Entegrasyon yetmedi, asimilasyon istediler 

Nüfusunun çoğunun köylerde yaşadığı, siyasetle aktif olarak uğraşmadığı, iletişim kanallarının gelişmediği bir ülkeyi kontrol etmekte askeri vesayet yöntemleri  (entegrasyon) mümkün ve yeterlidir. Ama şehirli, modern ve herkesin birbirine rahatlıkla ulaşabildiği bir topluma vesayeti dayatmak, hele insanların yaşam biçimi, inancı ve geleneği Batı ülkelerinden çok farklı ise bu tamamıyla olanaksız hale gelebilir. İşte bu gerçek ABD düşünce kuruluşları tarafından çok önceden anlaşıldığı için vesayet sistemi ondan daha da ileri bir kontrol biçimi olan asimilasyonla değiştirilme planları yapılmıştır. 

Asimilasyonun 3 türü 

Türkiye toplumuna yönelik asimilasyon çabası esas olarak FETÖ ve benzer cemaatler aracılığıyla “dinler ve uygarlıklar arası diyalog” eliyle yapılmaya çalışılmıştır. 

İkinci sırada Batı’nın siyasal değerlerinin AB sürecinde adeta “politik doğruculuğun” malzemesi yapılması gelmektedir. Bu değerlerin İslam’la bağdaşmayan yönlerine (örneğin eşcinsel evlilikleri) dikkat çekenler dışlanmış, faşist, tutucu ilan edilmişlerdir. 

Üçüncü bir yöntem de İslami biçimle, kapitalist özü birleştiren yaşam biçimlerinin (örneğin tanga giyilen otellerde aynı zamanda haşemayla havuza girilmek istenmesi)  bilinçli bir şekilde toplumun her alanına yayılmasıdır. 

Hamur gibi yoğurdular 

Türk toplumunu Batı potasında eritme çabası bir yandan da ülkemizin, Cumhuriyetimizin tarihine, kuruluşuna, değerlerine, vatana, millete, bayrağa, askere saldırılarla birlikte yürütülmüştür.  

Vesayet topluma yönelik bir tepeden inmecilikse, asimilasyon toplumu hamur gibi yoğurmaktır. FETÖ, liberaller, Batı yanlısı klasik komprador Müslümanlar bu asimilasyon kültürünün savunucularıdır. 

Bu unsurlar AK Parti’yi asimile edememişlerse de onlardan kaynaklanan bir durağanlık etkisi de yok değildir. Asimilasyonla doğan melez, kırma kültürden hiçbir vizyon çıkmayacağı için yeni siyasetler oluşturmak, toplumda heyecan uyandırmak mümkün olmamaktadır. İşte bence metal yorgunluğu olarak adlandırılan kimi AK Partili kadrolardaki durgunluğun sırrı buradadır. 

Yeni milli uyanış başladı 

Esasen 15 Temmuz direnişi ve birinci yılında yapılan gösteriler toplumda pek çok önyargıyı kırmış, alışkanlık ve rutini değiştirmiş, yeni, genç ve mücadeleci insanlarda asimilasyona karşı tepki başlamıştır. AK Partili kadroların bir kısmıyla bu unsurların kan uyuşmazlığı olduğu da görülmektedir. Toplumun Parti’yi değil Parti’nin toplumu ve tabanı izlemesi en doğal süreçtir. Bu gerçeğin tabii en çok farkında olan siyaset dehası Cumhurbaşkanımız Erdoğan’dır. Sanırım Ak Parti’deki yeni hamle uyanış sürecini daha da belirgin hale getirecektir.