yazarresmi
Kayahan Uygur

kayahan.uygur@turkmedya.com.tr

13 Ağustos 2017

TÜM YAZILAR İÇİN TIKLAYINIZ

Her derde deva özgürlük iksiri 

Batı’da bundan 300 yıl kadar önce iksircilik ve optisyenlik en yaygın meslekler arasındaydı. İksirciler köy köy dolaşıp en ünlü doktorların her derde deva ilaçlarını satar, gerçekte hiçbir işe yaramayan şurupları o kadar inandırıcı bir şekilde överlerdi ki ürünü satın alan müşteriler kendilerini gerçekten iyi hissederlerdi. Optisyenler de küçük tablalara sıraladıkları gözlük camlarını pazarlayarak insanlara dünyayı başka şekilde gösterirlerdi. 

Göz bağcılığı sistemi 

Ünlü Rockefeller’in ataları ilk servetlerini iksircilik üzerinden yapmış, bu arada epeyce insanı zehirlemiş, epey de dayak yemişlerdi. Bizde de özellikle Doğu’da modern kıyafetlere geçiş yapan köylülere ceket (sako) satan pazarcı tiplemesi vardır. Uyanık esnaf saf köylünün ağzından girer burnundan çıkar ona üzerinde çok komik duran kıyafeti zorla satmayı başarır. 

İşte kapitalizm de bu yollardan geçerek ortaya çıkmış ve ilk dönemdeki özelliklerini geliştirerek bir vizyon haline getirmiştir. Günümüzün her derde deva iksirine ve insanların dünyaya çarpık bakmalarına  “özgürlük” diyorlar. Bu özgürlük o kadar çok değerli bir ilaç ki onu Batı’dan ithal etmek için cumhuriyetler kuruluyor, anayasalar yapılıyor, modern aydınlar işi gücü bırakıp sadece bununla uğraşıyor. 

Özgürlük adına katliamlar 

Özgürlüğün piyasadan elde edilmesi o kadar zor ki işte o modern aydınlar yabancı devletlerin ülkelerine özgürlük getirmesi için yalvar yakar oluyorlar. Özgürlüğün ithalatı kadar ihracatı da çok zor. Batılı süper güçler özgürlük ihracatı için ülkelere müdahale ediyorlar örneğin. Kentleri bombalıyor, taş üstüne taş bırakmıyorlar, ama yine de nedense bir türlü özgürlük satamıyorlar bazı yörelerde. Kimi ülkelerde özgürlük adına darbeler yapılıyor, Batı yanlısı askerler yönetime el koyuyor, hâkimler özgürlükleri savunmak için seçilmiş yöneticilere kumpaslar kuruyorlar. Bazı yerlerde ise Batı yörüngesindeki gençler meydanlara doluyorlar, önlerine gelen her şeyi yakıp, yıkıp, polisle çatışıp, adam öldürüp direniyorlar, hepsi özgürlük için! 

İksirin yan etkileri vahim 

Özgürlük tıpkı Red Kid’teki iksircinin sattığı köpüklü, üzerinden dumanlar çıkan esrarengiz ilaca benzer. Her ilaç gibi yan etkilerinin de bulunduğu saptanmıştır. Özellikle sıcak bölgelerde, hele çöllerde ölümle neticelenen vakalar gözlenmiştir. Bazı ülkelerde özgürlük adı verilen ilacın dışardan uçak, füze ve bombalarla zerk edilmesi halinde milyonlarca kişinin yaşamını yitirdiği de deneylerle ispatlanmıştır.    

Sistemin kötü yanlarından şikâyet edenlere önerilen bir ilaçtır özgürlük. Sistemin adaletsizliğinden mi yakınılıyor, hemen anayasadaki özgürlüklerin arttırılması teklif edilir. Hristiyan ülkelerde “bu dünyada çile çekenin ahirette mutlu olacağına” dair bir inanç vardır. Bu yaklaşım Batı’nın “özgürlükçü” sistemine de yansımıştır. Gerçek hayatta çile çekenler anayasaya göre özgür ve mutludur, tabii kâğıt üzerinde. 

Özgürlüğün gerçek tanımı 

Şaka bir yana özgürlük ve özgür insan tanımı açıktır aslında. İnsanlık tarihinin çok eski dönemlerinden beri özgür olmanın tek geçerli tanımı köle olmamaktır. Eski Yunan’da özgür insan denilince dünya yüzünde bir yeri, toprağı ve geçmişi eskilere dayanan ailesi olanlar anlaşılırdı. Güneydoğu’da herhangi bir aşirete bağlı olmayanlar için söylenen “perakende” diye bir tabir vardır, feodal zihniyetli olanlar bu kişilere özgür insan gözüyle bakmazlar. 

Yine eski toplumlarda özgürlüğün tek bir kıstası vardı ki bence bu hâlâ geçerlidir: Yaşamak için çalışmak zorunda olmayan insan özgürdür. Hayatta kalabilmek, kendisinin ve ailesinin geçimini ve en temel ihtiyaçlarını sağlamak için günde 24 saatinin bir kısmını başkalarının iradesine teslim etmiş olan insanlar tabii ki özgür sayılmazlar. 

Hak kalmadı özgürlük verelim 

Ancak bu işin sosyal yanıdır, özgürlük göz bağcılığı sistem tarafından insanı ilgilendiren hemen konuda kullanılmaktadır. Çalışanlara yönelik adaletsizlikler mi var, hemen grev ve toplu sözleşme özgürlüğü önerirler. Sistemden mi şikâyetçisiniz, ifade özgürlüğünüz var ya şikâyetinizi dile getirebilirsiniz. “Ben adil bir düzen istiyorum” derseniz size “Fikirlerinize katılmıyorum ama onu dile getirebilmeniz için canımı bile veririm” diye cevap verirler. 

Şaka gibi, kısacası size “kapa çeneni” demeleriyle, “konuş konuşabildiğin kadar” demeleri arasında pek büyük bir fark yoktur aslında. Çünkü iksircilik sisteminin binbir görünmez ipliğiyle, göz boyama yöntemleriyle, insan hayatının her alanına bulaştırılmış algı kontrolüyle bu devran böyle devam edecektir nasılsa. Ta ki insanlar uyanana kadar. 

Din yerine din özgürlüğü 

Bu çerçevede benim en çok dikkatimi çeken konulardan biri Türkiye’de daha dindar, daha adil bir toplum özleminin “din özgürlüğü” kavramı arkasında kapitalizme uyarlanmış halidir. Sosyal ve ekonomik adalet bulunmuyorsa; yaşam tarzı gökdelenler, AVM’ler ve kafeler arasında gidip geliyorsa; dindarlık azalıyor, ahlak bozukluğu ve her türlü yozlaşma artıyorsa, buna verilecek cevap herhalde “artık din özgürlüğü var” olmamalıdır. Kendisi değil de özgürlüğü! Bu alanda iktidar partisi içinde Cumhurbaşkanımız dışında hassasiyet gösterenlere pek rastlanmıyor nedense. 

Sonuçta bu yaklaşım hak arayan insanlara haklarını vermek yerine onlara “hak arama özgürlüğü” sunmaya benzer.  Rockefeller’in bir türlü dibi görünmez iksiridir bu.