yazarresmi
Kayahan Uygur

kayahan.uygur@turkmedya.com.tr

20 Eylül 2017

TÜM YAZILAR İÇİN TIKLAYINIZ

Eğitimde kriz-2  

Yazı dizimin dünkü bölümünde eğitimin bu dünyada yeni olan genç insanlara geçmiş kuşakların bilgi ve değerlerini iletmek anlamına geldiğini vurgulayıp, “aktarma” ve “eskiye saygı” ilkeleri üzerinde durmuştum. Eğitim yani okul, bu birinci işleviyle toplumu hatta insanlığı ayakta tutan temel direktir. 

Eğitim araç değil amaçtır 

Bir milletin varlığını sürdürmesi için dini değerlerin ne kadar önemli olduğu siyasiler tarafından sık sık tekrarlanır ve toplumda bu konuda genel bir uzlaşı vardır. Eğitim ise benzer özellikleri taşıdığı kadar aynı zamanda din eğitimini de kapsadığı için bir bakıma daha da kilit bir role sahiptir. 

Bu noktada eğitimin ekonominin ihtiyaçlarına uydurulması şeklindeki ön kabule kesinlikle karşı çıkılması gerektiğini düşünüyorum. Eğitim bir toplumda araç değil, amaçtır. 

Eğitim gerçeğe yaklaştırır 

Bu anlamda okulda öğrenilen konuların günlük yaşamda doğrudan bir işe yarayıp yaramadığına bakılmaz. Örneğin kurbağanın sindirim sistemini öğrenmenin yararsızlığı konusundaki modern görünümlü söylemler cehalet övgüsünden başka bir değildir. 

İnsanoğlu olarak yaşadığımız dünyayı her yönüyle öğrenmek bizi gerçeğe (hakikate) daha fazla yaklaştırması bakımından bir açıdan ibadet sayılır. Bu anlayışı inkâr edip eğitimi bir araç haline getirmek insanın bir nesne, bir eşya olarak düşünülmesidir ki böyle bir yaklaşımın geçerli olduğu toplumlar iflas etmiştir. Devletin eğitim işlevi bu yönüyle kutsaldır. 

Paralı eğitim köleliğe götürür 

Oysa ülkemizde, İslam coğrafyasında ve dünyanın kapitalist merkezlerinde eğitim paralıdır ve bu durum nedense pek de dindarları dehşete düşürmüyor. Oysa paralı eğitimin teorik olarak din üzerinden para kazanmaktan farkı yoktur. Dünyada bazı değerler vardır ki alınıp satılamaz, piyasaya dâhil edilemez, ticaret konusu olamaz, eğitim de bunlardan biridir. Eğitimin paralı olduğu ülkelerin yakın bir gelecekte tüm değerlerinin silinip, finans kapitalin kölesi olacaklarını söylemek kehanet değildir. 

Liyakat için eğitim 

Bu noktada eğitimin ikinci işlevine geliyoruz. Güçlü, adil ve gelecek vadeden toplumların yönetim biçimi asgari düzeyde bir “meritokrasi” içermelidir. Meritokrasi bir ülkenin çeşitli alanlardaki hiyerarşisinde liyakatin ön planda olmasıdır. Görevlere ve yönetime layık olanlar gelmelidir. Peki, bu nasıl ölçülecektir? Okul sayesinde… 

Okulların paralı olduğu, diplomanın bir anlamda parayla satın alındığı ülkelerde liyakatten söz edilebilir mi? Zengin çocuklarının okuduğu, fakirlerin ise cahil kaldığı bir ülke zalim ve adaletsiz bir cehennemdir. Ama sorun bundan da ibaret değildir, eğitimin paralı olması, görevleri, işlevleri, karar alma makamlarını layık olanların değil parayı bastırıp diploma alanların doldurması demektir. 

Ayaklar baş olmasın 

Soruna devlet açısından bakalım. Bu durumda ülkemiz gerçekten yetenekli olan evlatlarından yararlanamamış, önemli işleri kifayetsiz zengin çocuklarına emanet etmiş olacaktır ki bu, bir devleti çökertmenin en etkili yollarından biridir.  Bu çerçevede akıllı bir devlet, eğitimde fırsat eşitliği sağlamayı en kutsal görevlerinden biri kabul eder. 

Eşitlik olmalıdır ki herkese bir şans verilsin, kim layık kim değil ortaya çıksın. Aksi halde bir toplumda eskilerin deyimiyle “başlar ayak, ayaklar baş olur”. Akıllı ve yetenekli insanlar aşağıya itilirken, aptal ve yetersiz kadrolar ülke ve devlet yönetimine hâkim olurlar. Ülkemizin her sektörde en temel sorunlarından biri budur zaten. 

Ter akıtmak şart 

Tabii liyakat sadece akıl ve yetenek değildir aynı zamanda çaba da gerektirir. Dünyada çaba gösterilmeden hiçbir amaca ulaşılamayacağı gibi eğitim de öğretmenlerin ve özellikle öğrencilerin çabası olmadan sağlanamaz. Çabanın bizzat kendisi de öğrencilere aşılanması ve öğretilmesi gereken bir değerdir. Tembelliği, umursamazlığı, şımarıklığı öğütleyen liberal zihniyetlerle özellikle mücadele edilmelidir. Çaba gösterenle, derse ilgisiz öğrenci bir tutulamaz. 

Çocukluğu yaşatmak adına çabayı, çalışmayı, ter dökmeyi reddeden bir eğitim anlayışı insanları ebedi çocuk ve anasının kuzusu olarak kalmaya teşvik eder ki bilgisayar oyunlarının çok yayıldığı günümüzde bu durum ayrıca büyük bir tehlike haline gelmiştir. Yenilik, ilericilik, modernlik adına ortaya atılan bu teori yeni kuşakların topluma yapacakları katkıyı sıfırladığından aslında ülkeleri durağanlığa, yerinde saymaya ve geriliğe götürür. 

Üst düzeyde eşitlik 

Bu çerçevede eğitimde fırsat eşitliği her aşamada ve genel bir eşitlik anlamına gelmez. Eğitim elbette eleyici olmalıdır. Herkesin aynı tür ve aynı düzeyde eğitim alması gerekmez. Ancak herkesin kendi yetenek ve çabasına göre asgari bir eğitim hakkına sahip olması nasıl genel bir ilke olarak düşünülüyorsa zeki ve yetenekli öğrencilerin gidebilecekleri yere kadar gitmelerinin sağlanması da önemlidir. 

ABD tarzı eğitim cinayeti 

Bu noktada eğitim sistemi elbette sonunda belli bir hiyerarşi yaratacaktır, buna karşı çıkmak adına öğrencileri daha yüksek düzeylere çıkarmaya çalışmak yerine en düşük düzeyde bir eşitlik peşinde koşmak özellikle kalkınmak isteyen ülkeler için intihar demektir. 1950’li yıllardan beri Türkiye’ye ABD tarafından dayatılan liberal eğitim anlayışının özü budur. Ama Amerikalıların kendileri, Türkiye’deki akıllı çocukları bulup kendi üniversitelerine kaçırmak için ellerinden geleni de yapmaktadırlar. Devam edeceğim.