yazarresmi
Kayahan Uygur

kayahan.uygur@turkmedya.com.tr

22 Eylül 2017

TÜM YAZILAR İÇİN TIKLAYINIZ

“Sünnistan” olmadı, Kürdistan verelim!

Hayatta karşılaştığı sorunlardan ders çıkarmayan, yanlışı bilerek yapan, cezadan hatta gördüğü şiddetten bir sonuç çıkarmayıp hep aynı hatayı tekrarlayanlara psikopat denir. Umarım Ortadoğulular olarak bu hastalığımıza bir çare bulunur! 

Tuzak 

Yakın bir geçmişte Irak ve Suriye’nin Sünni kesimleri ABD’nin tuzağına düşmüştü, şimdi sıra Kürt etnik grubunda. Gelişmelerin en çok rahatsız ettiği ülkelerden biri de Türkiye. Kim ne derse desin, ABD ne kadar referanduma karşı çıkar gibi yaparsa yapsın, olay bir Amerikan projesidir ve içinde Türkiye’ye karşı aslında artık gizlenmeyen düşmanca bir tutum vardır. 

Irak’taki Barzani referandumuyla, Suriye’de son dönemdeki PKK yapılanması elbette ki birbiriyle ilişkili ve eşgüdümlüdür. PKK’nın Suriye koluna yüzlerce TIR askeri malzeme ve zırhlı araçlar veren Amerika, herhalde bu silahların ahı gitmiş vahı kalmış, artık sadece birkaç yüz savaşçısı bulunan DAEŞ’e karşı kullanılacağını düşünmüyor. Çok büyük ve kanlı bir tezgâhın eşiğindeyiz. Her zamankinden daha fazla soğukkanlı olmaya ihtiyacımız var. 

Akıllanmadık 

ABD, yıllardır bu topraklarda benzer sorunlar çıkarıyor. Halkları, ülkeleri birbirine düşürüyor. Ama ABD politikalarından kendilerine bir takım çıkarlar devşirmeye çalışanlar da hep ortaya çıkıyor. Bunların başına gelmedik kalmıyor, devletleri yıkılıyor, insanları ölüyor, altyapıları mahvoluyor, dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan oluyorlar ama her Amerikan planına yine tuzu alıp koşuyorlar. 

Saddam, Batı’nın kışkırtmasıyla önce İran’a sonra Kuveyt’e saldırdı, yok oldu. Barzani ve adamları 1990’larda ABD’ye uyup ülkelerine ihanet ettiler, canlarını son anda Türkiye sayesinde kurtardılar. 

Çok sayıda örnek var 

Adına Suriye muhalefeti denilen gruplar ABD müdahalesi vaatlerine kanıp ayaklandılar, bazıları da bundan stratejiler geliştirmek istedi, Obama onlara Hanya’yı Konya’yı gösterdi

Kimileri Sisi’nin peşine takılıp Arap Baharı yapmaya soyundu aradan kaç kış geçti hâlâ hapisteler. Kimileri Batı’ya yanaşıp Paris’te saraylarda çadır kurunca liberalleştiler, sonunda feci şekilde can verdiler. En son Bağdadi, iki ülke topraklarına yayılan bir halifelik kurmaya yeltendi, Şii Irak ile Nusayri Suriye rejimine karşı arkasında önce Suudi, sonra ABD var sanıyordu. Bilmiyordu ki her ikisi de arkadaydılar evet, ama ellerinde hançerle bekliyorlardı. 

ABD’nin bitmeyen yıkım projeleri 

Biri bitmeden diğeri başlayan ABD projelerinden iki ülkeli “Sünnistan”  çöpe atılırken yerine Kürdistan planı devreye girdi. Ama şimdiden besbelli ki DAEŞ’in başına ne geldiyse, bu yeni projenin meraklılarına da aynısı gelecek. 

Türkiye’nin inşaat projeleri meşhurdur, ABD’nin ise yıkım projeleri ve bu sonuncular hep birbirine benzer. ABD’nin milyonlarca insanın ölümüne ve iki ülkenin kan ve ateşe boğulmasına neden olan “halifelik” projesinin iki kukla aktörü vardı, biri DAEŞ, diğeri El Kaide. İkisinin de ipleri CIA’nın elindeydi. Bakmayın El Kaide’nin değişik isimlerine, onların hepsi Libya’da ABD’ye paralı askerlik yapıp sonradan Suriye’ye getirilmiş teröristlerdi. 

Bu kez dört ülke hedef 

ABD, “Sünnistan” projesinde iki değişik aktör kullandı ki bunları birbirleriyle vuruşturup katliamlarda en yüksek sayıda ölümü sağlayabilsin. Ve bunu başardı da.  Şimdiki Kürdistan projesinde ise hem Barzani, hem PKK var. Barzani bölgesindeki muhalefet içinde PKK’yla işbirliği yapan güçler bulunuyor. Öte yandan İran ve Irak hükümetleri Barzani’ye tavır alıyor. Yaratılmak istenen Şii-Sünni çatışması tutmayınca Arap-Kürt savaşı tezgâhlanıyor. 

Üstelik Kürt bulmacası etrafında 4 ülkede kargaşa yaratılıp, olay çok taraflı bir savaşa dönüştürülerek bölge iyice imha edilmeye çalışılıyor.  Peki, burada Türkiye’nin tavrı ne olmalıdır? 

Sorun Kürtler değil 

ABD Ortadoğu’da kaldıkça bize rahat yoktur. Amerika’nın bölgede hiçbir zaman barış ve huzur gibi bir amacı olmamıştır, 1979-80’deki İran-Irak savaşı ve Afganistan krizinden sonra geçen 38 yıl içinde bunu anlayamadıysak bundan sonra da anlayamayız. 

Onun için uzun vadeli planımız Amerikalıların sadece bu bölgeyi değil, Kafkasları, Doğu Avrupa’yı ve Balkanları terk etmesi doğrultusunda olmalıdır. Elbette bu gelişme, mevcut güçler dengesinin yerini alacak sağlam ve tutarlı bir güvenlik yapılanması sağlanmadan gerçekleşemez. Bu nedenle acil olarak almamız gereken önlem bölge ülkelerinin içişlerine ve rejimlerine aldırmadan, etnik ve dini hassasiyetleri bir yana bırakıp, hepsiyle çok sıkı ilişkiler kurmak ve bölgede yabancı müdahaleyi asgari düzeyde tutmaya çalışmaktır. 

Asıl tehdit ABD 

İran, Suriye, Rusya ve diğerleri, bölgedeki devletlerin hiçbiri ABD kadar bize düşmanlık yapmıyor. Bir Esat rejimi Türkiye ve İslam dünyası için ABD rejimi kadar zararlı değildir. 

Gerçekte,  bir takım etnik grupların hatta Barzani, Talabani hatta PKK-PYD gibi terör örgütlerinin Türkiye’ye büyük zararlar vermesi de mümkün değildir, asıl tehdit bizim yıllardır müttefik olarak adlandırdığımız ABD’den geliyor. Bu nedenle kaçınmamız gereken ilk hata herhangi bir şekilde ABD’ye veya ABD’nin yönlendirdiği belli olan ülkelere güvenerek herhangi bir adım atmaktır.     

Oyun bozalım 

Türkiye, kendi öz çıkarlarını savunduğu, sıkı ve dik durduğu takdirde bölgedeki ABD oyununu bozabilecek tek ülkedir.