yazarresmi
Kayahan Uygur

[email protected]

11 Ocak 2017

TÜM YAZILAR İÇİN TIKLAYINIZ

Deniz Baykal'ın sırları

Bugün, laiklik, çağdaşlık, aydınlanmacılık gibi birçok kavramları doğu pazarına uygun ambalajları ile satın aldığımız Fransa’nın ünlü vodvillerinin Türk politikasındaki etkilerine değineceğim. Vodvil pek derinliği olmayan, düşündürtmeden güldüren, eşler, metresler ve âşıklar arasında geçen komik durumları anlatan geleneksel bir Fransız tiyatrosu türüdür. Konu bu olunca ve işin içine politika da girince Deniz Baykal da eksik olmuyor haliyle. 

Siyasetçi hiç ölmezmiş 

Önce konunun mantıksal boyutuna bakalım.  Gerçi Fransa’da mantık çeşit çeşittir. Bu düşünce matematiklerinden biri de adına “raison d’Etat”  denilen devlet mantığıdır ki normal insanlar bunu algılayamaz. Bu yaklaşıma göre fizik olarak ölmeyen bir politikacının siyasal hayatı asla sona ermemiştir. Elli kez seçim kaybetmiş, partisini ve kendisini çok sıkıntılı durumlara sokmuş olan bir politikacı artık her şeyden elini eteğini çekmişken bir de bakmışsınız ki yeniden göreve çağrılmış. 

“Siyasette 24 saat çok uzun bir zamandır” özdeyişi de Fransız kökenlidir. İşte bu nedenle yaşı yetmiş ama işi asla bitmemiş eski politikacılar hep umut içinde yaşarlar. Buradaki “yetmiş” sözcüğü, “ermiş”, “ulaşmış” anlamındadır yaşla pek bir ilgisi yoktur, zaten Maşallah bizim politikacıların biyolojik yaşları 39’a varır da 40 olmaz. Çünkü “kırkından sonra saz çalan…” diye başlayan bir de atasözümüz vardır.    

Darbe rezervleri 

Fransa’da emekliye ayrılmış ancak bir gün şansın yine kendilerine gülmesini bekleyen politikacılara “réserve de la république”  yani cumhuriyetin rezervlerindekiler adı verilir. Türkiye’de bunları daha çok darbe sonrası hükümetlerde, ya da CHP veya AP gibi geçmişte orta yolcu bir çizgi izleyen partilerde kullanma alışkanlığı vardı. Bazı isimler veya aileler vardır: Örneğin Naim Talu veya Ferit Melen gibi. Ya da Öztraklar, Bayülkenler, Öymenler gibileri. Özellikle cunta dönemlerindeki hükümetlere bir bakın bu isimlerden biri veya diğerini mutlaka bulursunuz.   

Tabii yukarda kullandığımız “cumhuriyetin rezervleri” ifadesi sadece bir ambalajdır, Türkiye’de darbeleri kimin organize ettiği açıkça bellidir. Adaylarını hep merkezden koyduran partiler üzerinde kimin etkili olduğu da. Bu durumda Türkiye’deki politik rezervleri eskiden beri ABD’nin yönettiğini ve en azından önemli sayıda eski politikacının “NATO Rezervi” sayılması gereği de ortaya çıkar. Türk siyasetinde ne zaman NATO doğrudan bir rol oynamaya başlasa “yurtta sulh ve cihanda sulh” sloganları, “yine şahlanıyor kolbaşının kıratı” türküleri duyulmaya başlanır ve bazı alışılmış simalar medyada arzı endam ederler. İşte Türkiye’deki bu alışılmış simalardan biri 27 Mayıs öncesi öğrenci eylemlerinden itibaren kendini vitrine koymuş olan Deniz Baykal’dır. Maşallah 59 yıldır siyasette olan Baykal bu şekilde bir rekor kırmıştır. Kendisinin bir vodvil sonucu görevden ayrılışı oldukça ilginçtir, bu vodvilde rol alanlardan bazıları kendisinin başkanlığından uzaklaştırıldığı partinin daha sonraki yöneticileri olmuşlar, bazıları ise Dimyat’a pirince giderken evdeki bulguru yitirmişlerdir. Malum kaset soruşturmasında bütün deliller Okyanus ötesini gösterirken Baykal’ın ta ilk günden itibaren “Hocaefendiye” selamlar sarkıtması ve o cenahı aklamaya çalışması ise kamuoyunu oldukça şaşırtmıştır. 

Ana Muhalefet liderliğini yitirmeyi nerdeyse FETÖ’ye teşekkür ederek içselleştiren Baykal bu şekilde insanları şaşırtmışken halkımızı 2015 Haziran seçimlerinden sonra bir kez daha hayrete düşürmeyi başarmıştır. Bu kez Baykal, Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşüp AK Parti ile yakınlaşmaktadır. “Aaa” sesleri “ooo” seslerine karışmıştır. Daha sonra da CHP’nin meclis başkan adayı olmuş ve işler iyice çatallaşmışken 1 Kasım gelmiş ve Baykal CHP’lilerin tepkileri ve protestoları altında hükümetin dış politikasına ve terörle mücadeleye destek vermeye girişmiştir. 

Yerli milli havalar 

2016’nın Şubat ve Mart aylarında Baykal yine son derece aktiftir. Babacan tavırları ve savunduğu fikirlerle halkın önemli bir kesiminin takdirini kazanır, hatta AK Parti çevrelerinde yerli ve milli CHP’lilerin rol modeli olarak gösterilir ki eski Baykal’ın yani Baykal’a dönüşmesi, adeta tırtılın ay yıldızlı mucize bir kelebek olması gibidir. 15 Temmuz’a 1-2 ay kala Baykal’ın Habertürk gibi mecralarda boy gösterdiğini ve CHP ile Kılıçdaroğlu’nu eleştiri bombardımanına tuttuğunu görüyoruz. Baykal, geçmişin Turan Feyzioğlu gibi bir figürü olmuştur artık, “ortanın tam göbeğinde” ve her kartın yerini alabilecek bir joker. 

Cumhurbaşkanı mı olacaktı? 

Bir ara başkanlık sistemi önerisine bile sıcak bakabileceği tartışılan Baykal’ın önceki gün hükümete ve AK Parti’ye yönelik azami şiddetteki, yıkıcı ve yok edici eleştirilerini dinlerken aklıma geldi. İşte eskiden beri tanıdığımız gerçek Baykal geri dönmüştü. 15 Temmuz’da ortadan kaybolan bu rezerv güç, darbe başarılı olsaydı nasıl mükâfatlandırılacaktı? “Yurtta sulh ve cihanda sulh” rejiminin cumhurbaşkanı olarak mı? Onun için mi vodvilden sonra Okyanus ötesine teşekkür yollamıştı?  Onun için mi 2016’nın ilk yarısında kendisini derleyici, toparlayıcı ideal lider olarak mevzilendirmişti? Soruyorum işte, meraklı bir vodvil seyircisiyim.