yazarresmi
İslam Memiş

islammemis@gunes.com

21 Kasım 2017

TÜM YAZILAR İÇİN TIKLAYINIZ

Faiz, enflasyon ve TCMB denklemi... 

Yılın son çeyreğinde döviz kurlarında yaşanan sert yükselişler, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nı (TCMB) tekrar gündeme getirdi. Merkez Bankası kasım ayı beklenti anketi sonuçlarını açıkladı. 2017 yılsonu doları/TL beklentisi bir önceki anket döneminde 3,72 TL iken, bu anket döneminde 3,86 TL'ye yükseldi. 

Eleştirilerin hedefinde olan Merkez Bankası’na bir eleştiride Cumhurbaşkanı’ndan geldi. 

Faiz oranlarının düşmesini gerektiğini, enflasyon rakamlarının, faiz oranlarının yüksek olmasından kaynaklandığını, TCMB’nin kur tahminlerinde sürekli yanıldığını savunan Cumhurbaşkanı, faiz oranlarının düşürülmesiyle alakalı yeni adımlar atılacağının sinyalini vermiş oldu. 

Peki enflasyonu tetikleyen gıda fiyatları ne olacak ? Merkez Bankası bu kadar eleştiriyi hak ediyor mu ? Bankalar faiz oranlarıyla ilgili ne yapabilir ? Sadece enflasyon hedef alınırsa sorunun ortasından başlamış oluruz. Önceliğimiz gıda fiyatları olmalı! Yani üretici ve tüketicinin kazanmadığı bir ortamda, arada kimler nasıl kazanıyor teşhis ve tedavi edilmiş bir konu değil. Domates, et ve diğer tüketim kalemlerinde yaşanan mücadele geçici olmamalı, kalıcı çözümler üretilmeli. Finans sektöründe ve serbest piyasa şartlarında Merkez Bankası’nın yaptırımları kısıtlı. Özel bankalar, faiz oranlarının düşük olmasından memnun olur çünkü faizle para sattığından talep artar, sürümden daha çok kazanır. KOBİ’leri destekleyen Halk bankası haricinde bir bankayı daha devreye sokmak gerek. 

Mesela; Emlak Bankası. 

Katılım bankalarının, vizyon ve finans sektörünü bakış açısını değiştirmesi gerek. 

Eğer üreten toplumun yanındaysanız ülke kalkınır ve büyür. 

Sürekli tüketimi destekleyen finans desteği “İslami bankacılık“ modeliyle alakasızdır. 

Türkiye’nin ekonomik kıskaca alındığı bugünlerde banka yöneticileri personeline halen kredi kartı satışı, farklı ürünlerin satışı, mevduat toplama gibi baskılarını artıyorsa bu milli bir yaklaşım değildir. Banka personelleri müşterilerine korku değil, umut vermeli. Sürekli “ Kriz var, nakdini döviz yap faizde tut, piyasalar çok durgun, oflamalar, puflamalar, endişeli bakışlar vs “ yaparsa bu milliyetçilik olmaz. Psikolojik destek ve algı çok tehlikeli. Türkiye genelinde konut sahibi olmak isteyen peşinatları hazır milyonlarca vatandaş var. Ama yaklaşık üç yıldır proje üretilmiyor, Kiptaş, TOKİ, Emlak GYO gibi şirketlerin “ Orta ve alt gelirlerin son katılım müracaatlarına “ bakarsanız kaç yüz bin kişinin sırada beklediğini görürsünüz. Üç yıldır şirketlerden cevap şu: Çok yakında olacak... Yeni emlak yasasında düzenlemenin yavaş gittiğini düşünüyorum. Eğer milletin faiz ile ezilmesini istemiyorsak faizin inmasini destekleyen yeni rekabetlere ihtiyacımız var. TOKİ’nin Türkiye’ye yetişemediğini yeni şirket kurulması gerektiğini düşünüyorum. 

Evet faiz lobisinin görevi dünyada işini iyi yapamayan yada eksik yapanları bulmak onlarının kanını emmek. Biz üretim, çözüm ve sonuçta geç kalıyoruz. Biz sorunu bir kuruma mal etmeyi seviyoruz. Biz sürekli oturup Cumhurbaşkanı’nın konuya el atmasını çok çok seviyoruz 

Biz kendi hatalarımızı düzeltmek yerine hayali düşman üretmeyi de çok seviyoruz 

Biz eleştirmek yerine çözüm önerisini sunmayı hiç sevmiyoruz. Bir de biz “Ben bilirim, sen sus “ cümlesini çok sevdik! Tarım sektörüne çeki düzen verirsek, milleti bankaların kapısından kurtarırsak enflasyon da faiz de düşer... 

Sonuç: Herkes kolay yoldan çok zengin olmak istiyor.  Bugünde bedelini ödüyoruz. 

İslam Memiş Diğer Yazıları