Yok olmadan düşünelim mi? 

“Tarih tekerrürden ibarettir, derler. “Eğer ibret alınsaydı, tekerrür eder miydi?’’ diyor ya merhum Mehmet Akif Ersoy, yaşadığımız zaman ve olaylar bu sözün gerçekliğini iliklerimize kadar bizlere hissettirmekte! 

Ne açıdan bakarsak bakalım hemen hemen her konuda bundan yüz yıl öncesi, ne yaşanmışsa aynını yaşamaktayız! Daha da ötesinde son yaşadığımız ‘’15 Temmuz başarısız işgal girişimi’’ bize şunu açıkça göstermiştir ki aslında yaşadığımız her şeyin kökü hemen hemen bin yıl öncesine dayanmakta! 

Nasıl mı? 

Efendimiz Hazreti Muhammed Mustafa (sav) sonrasında yaşanan ve ümmetin vicdanına bir kılıç gibi saplanmış hala kanamaya devam eden ‘’Kerbela’’ neden yaşandı ve bugün yaşananlar yine hangi coğrafyada nasıl yaşanmaktadır? 

Devamında Selçuklu dönemi ‘’Hasan Sabbah’’ hadisesi, bu hadiselerin bir yanında da, Hasan Sabbah’ın çağdaşı, seneye (1018) doğumunun bininci seneyi devriyesi olan Nizamülmülk! 

Devamında yaşanan badirelerden bir nebze de olsa ders alınıp ‘’Mensubiyet ve aidiyet’’ hassasiyeti ile kurulan, sonrasında da 1453’de Konstantinopolis’in fethi ile bir başka kırılma noktası yaşayan, gidişat! Fethi planlayan, hazırlayan, gerçekleştiren kadroların (Akşemseddin, Molla Gürani…) tasfiyesi! 

Devamında,bugün bir köprüye adının konması bile tartışma konusu olan Yavuz Sultan Selim Han’ın seferi! 

Devamında duraklama, gerileme derken çöküş ve 1900’lü yıllar! 1900’lü yıllardan başlayıp samimiyet ve ihlasla gidişata çare üretmeye çalışan, cephede, neşriyatta hemen hemen her alanda emek verenler neticesinde yangının söndürülmeye çalışılması! Bir yandan da beş yüz milyon altın borcun altında tek bir kalem dahi üretemeyen, tebaası tefecilerin zulmü altında inim inim inleyen Sultan II. Abdülhamid Han! 

Tüm çabası yıkılışı alabildiğine geciktirme, mevcut borcu hafifletme, yeniye borç bırakmama olan en azından çocuklarının karnını doyuran, çocuklarının okuyup yetişmesini sağlayacak maarif çalışmaları yapmaya çalışan bir devlet adamı!                                         

“Borçlanmayın ve asli unsurla oynatmayın’’ vasiyetini bırakan, asli unsuru katledenler (Ermeni, Rum) ve destekçileri (ABD, Almanya; Fransa, İngiltere, Rusya; Avusturya…)  tarafından diktatör ve ‘’Kızıl Sultan ‘’ ilan edilen Sultan II. Abdülhamid Han!   

Devamı malum, vatan kurtaran kurtarıcıların beceriksizliği ile tahtan indirilip sürgün edilip Beylerbeyi Sarayı’nda 10 Şubat 1918’de ebediyete göçen Sultan Abdülhamid Han! 

Vatan kurtaran kurtarıcılar ne yaptıklarını         anladıklarında sonuç malumdu,‘’Kara su’’ nun (Petrol) paylaşımı adına talan edilip köle haline getirilen bir ümmet coğrafyası! 

Devamında da yangın yerinden kurtarabildiğimiz Anadolu coğrafyası! Onun da ‘’Misakı Milli’’ sınırlarının ne olduğu hususunda bile bir ittifakın sağlanamadığı netice! 

Dünün Almanya’sı, Fransa’sı, İngiliz’i, Avusturya’sı hatta dün ‘’Dünyaya yetecek petrol bende var’’ deyip kendi malının değerini koruma peşinde olup, bugün de ‘’Dünyaya yetecek kaya gazı bende var’’ telaşı ile hareket eden ABD’si aynı! 

Kanayan yara aynı, kanayan yarayı kaşıyanlar da aynı! Yara, Şeyh Hasan Sabbah oldu, Şeyh bilmem ne oldu, bugün de falan cemaat falan şeyhler tartışılmakta! 

Gel 1900’lü yıllara, gel 2017’ye dün vatan kurtarma adına Sultan Abdülhamid’i tahttan indirme gayretinde olanları hatırla bugün de aynı telaşla Sayın Cumhurbaşkanımızı indirmek için tüm planlamaların yapıldığı oluşumlara bak! Bugünün Akşener hareketinin dün Sultan II. Abdülhamid’i indirmeye çalışanlardan ne farkı var? 

Üzerinde ittifak sağlanamamış bir anayasa,  çünkü ‘’Mensubiyet ve aidiyet’’ duyan insanların ittifakıyla değil, ayrışan ve darmadağın edilmiş, birbirine, ortak değerlere mensubiyet ve aidiyet duymayan, birbirinden ‘’Acaba ne alırım?’’ hesabıyla yazılan anayasa! 

Peki, nedir bu Aidiyet ve mensubiyet

Sayın Cumhurbaşkanımız beraberinde Genelkurmay Başkanımız, Mit Müsteşarımız ile beraber 18 Kasım 2016’da İmam Maturidi’nin kabrini neden ziyaret etme ihtiyacını neden hissetti acaba? 

Bu sorumun cevabını Pazar’a kadar bir düşünelim isterseniz, aklımızla, aklımızın ve vücudumuzun kullanım hakkını kimseye vermeden düşünelim ama! 

Kim bilir bin yıl sonra olsa da ibret alırsak eğer gelecekte belki de tarih tekerrür etmez. 

Ahmet Yenilmez Diğer Yazıları