• Bist 100
    84.596
  • Dolar
    6,1212
  • Euro
    6,8458
  • Altın
    252,6070
İstanbul
18 / 32
0530 708 54 54
0530 708 54 54

YAZARLAR

Ziya Selçuk öğretmenim kurtar bizi! 

Tam yazımı yazmak için bilgisayarımın başına oturmuştum ki, televizyondan gelen bir haber dikkatimi çekti kulak kesildim, “İstanbul’da bir parkta kuyuya düşen çocuk ve anne kurtarıldı”! 

İstanbul’da, bir buçuk yaşındaki çocuğuyla parka gidip, çocuğunu oynamak üzere çimlerin üzerine bırakan anne, bir anda çocuğun kapağı açık bırakılmış kuyuya düştüğünü görüyor,  kurtarmak için kendisi de kuyuya atlıyor ve ikisi de kuyuda mahsur kalıyor! 

Nihayetinde, İtfaiye geliyor anne ve çocuğu kurtarıyor! 

Buraya kadar baktığınızda bizim ülkemize mahsus sıradan bir vaka gibi! 

Üzerine basarak ifade ediyorum, “Bizim ülkemize mahsus”, çünkü bu tür vakalara Avrupa ülkelerinde  çok ender rastlanır, sebebiyet verenler de çok ağır ceza alır! 

Ekrana baktığımda gördüğüm kadın, bir anneydi ve çırpınıyordu! 

Devamında, o anne ve çocuğun Suriyeli olduklarını öğrendiğimde ister istemez gözyaşlarım yanaklarımdan süzülmeye başladı! 

Neye ağlıyordum bilmiyorum, ama ağlamam gereken çok sebebin olduğunun da farkındaydım! 

Bu tür  olayların benim ülkemde ne kadar çok yaşandığına mı, bir ananın çırpınışına mı yoksa vatanından koparılmış bir muhacire mi ağlıyordum, ayırdedemiyordum! 

İçimi yakan sadece bu  olay değil elbet, bu hadiselerin İslam coğrafyası için adeta bir kader olması! 

Defalarca,  “Akletmeyi” emreden kitabın inananlarının bu haline akıl erdiremediğim için ağlıyorum, 

İnsanı, “Eşrefi mahlukat” gören dinin mensuplarının coğrafyasındaki insanın, tesadüfen yaşayabilmesine ağlıyorum! 

Bangladeş’te bir kız çocuğu yakılarak öldürülüyor! 

Suçu? 

Tacize uğradığı için şikayetçi olup, şikayetini geri almamak! 

Çakılı kaldığım ekranda bir haber daha, haber Çorlu'dan... 

Çorlu’da bir okulda görev yapan Muharrem öğretmen uzunca bir süre kemoterapi  görmüş, tedavisinin bitiminde de okuluna dönmüş! 

Aman Allah’ım, sanki bayram kutlaması, balonlar, konfetiler ortalık bayram yeri! 

Öğrencileri Muharrem öğretmeni bayram sevinciyle karşılıyorlar, sertliği ile bilinen Muharrem öğretmen ağlıyor! 

... 

Ben de, her şeyi bırakıp kendimi dışarı attım, vurdum kendimi fındık bahçelerinin içerisine! 

Yürüdüm yürüdüm nefesim daraldı, nefeslenmek için durup bir taşın üzerine oturdum, bir de ne göreyim, “ilk alfabeyi öğrendiğim, ilk tiyatro sahnesine çıktığım, Ordu Karaağaç Köyü İlkokulu karşımda! 

Pencerelerinin camları kırılmış, naylon çakılmış! 

Bir yandan yağmur yağıyor! 

İlkokulum bana bakıyor, o üşüyor ben üşüyorum! 

İlkokulum ağlıyor! 

Yerimden kalktım içeri gireyim diye, kapısı kırılmış, sıralar yok, öğrenci cıvıltıları yok! 

Okulum hayvan ahırı olmuş! 

Taşımalı eğitime geçilmiş, 45 yıl önce bize yetmeyen ikili eğitim yapılan benim ilkokulum, artık köyümün ağasının hayvanlarına ahır olmuş! 

Köyümüzün ilkokulunu, Cumhuriyetimizin ilk eğitmenlerinden dedem merhum Ahmet Yenilmez öğrencileriyle  yapmıştı. 

Sordum soruşturdum, çevre köylerde de durum farklı değildi! 

Öğretmenlerimiz, hele hele ilkokul öğretmenlerimiz bizim için sadece bir alfabe öğreten değil, bize her şeyi, hayatı öğretendir,  her şeylerine özendiklerimizdir! 

Hele hele köy öğretmenleri... 

Onlar sadece çocukların öğretmeni değil, bütün köylünün öğretmeni dahası olağan üstü zamanlarda köy ihtiyar heyetinin vazgeçilmezidir! 

Genç iseler, köydeki genç kızların, genç erkeklerin platonik aşklarıdır! 

Peki, şimdi biz köylerimizi öğretmensiz koyarak, meydanı kimlere bıraktık? 

Evet, bizim köyden sosyalist, ülkücü, milli görüşçü çıkmıştır, ama asla vatan haini çıkmamıştır! 

Eyvah ki, şimdilerde benim köyümden, ona yakın genç FETÖ terör örgütünden yargılanmakta! 

Halen sağ olan ilk öğretmenim, ilk yönetmenim, rol modelim, aynı zamanda dedem Ahmet Yenilmez’in öğrencisi Sayın Osman Kurucu geldi aklıma ! 

Avazım çıktığı kadar bağırarak koşmaya başladım! 

Osman Kurucu öğretmenim neredesin? 

Ziya Selçuk öğretmenim kurtar bizi!