YAZARLAR

İki şehidin bayram mesajı! 

Kış mevsimini sevmeme rağmen yaklaşık dokuz yılı aşkın zamandır ne zaman dağların başında kar görsem, yüreğim kabarır, gözlerim dolar! 

Ağlamak da değil yaşadığım hal, ne bileyim belki de çaresizlik, bir şey yapamamak  tam da bir şeyler yapman gerektiği, hani vardır ya yeteceğini bilsen gözünü kırpmadan canını vermeye hazır olup da onun bile yetmeyeceğini bilme hali! 

Her şeyi yapacak, o karlı dağları delik deşik edecek gücü kendinde görürsün de bir adım bile atamazsın, düşen bir tek kar taneciğine bile gücün yetmez ya! 

Bir nevi acziyetini iliklerine kadar hissetmek, yazın ortasında Sarıkamış’ta üşümek hali! 

Eskiden Kahramanmaraş denince insanın aklına Sütçü İmam gelirdi ya, dokuz küsur yıldır ne zaman Kahramanmaraş dense aklıma Keş Dağı’nın gelmesi hali!  

Hani insan en büyük acısına bile bir avuntu, sığınacak bir sebep, tutacak bir dal arar ya! 

Hadi, Sarıkamış’ta yokluk vardı, kıtlık vardı, 

Hadi, Sarıkamış’a gelecek yardımları taşıyacak imkan azdı, yol uzun eşkıya çoktu! 

Ne bileyim işte, belki de Sarıkamış’ta yaşananların üstünden tamı tamına 104 yıl geçmiş, Sarıkamış’ta şehit düşen iki dedemi çocuk yaşlarımda merhum babaannemden dinledim de zamana yaydım acılarımı! Belki de çocuklukla, ‘’Ben olsaydım iki dedemi de kurtarırdım’’ dedim içimden! 

Ya, kocaman adam olmuşken, kocaman adamlığın ve kocaman kocaman adamların da yetemediğini 26 Mart 2009’da iliklerime kadar hissetmek... 

Daha iki gün öncesinde, ‘’Biz gökyüzünden aşağıdaki karıncayı bile görüp takip edebiliyoruz’’ diyenlerin, nasıl da koskoca helikopteri göremediklerini, görseler de görmezden gelebildiklerini ben yaşlı gözlerimle, acıdan inleyen halimle gördüm yaşadım, hala da yaşıyorum! Bırakınız bu ülkenin, koskoca NATO radarlarının nasıl da körleştiğini, bakar kör haline geldiğini gördüm! Devlete, devlet başkanlarına kumpas kurmak söz konusu olduğunda, telefonlar bodrum katlarda bile dinlenirken, bütün telefon şebekelerinin nasıl da durduğunu... 

 Dakikalarca, ‘’Biz düştük’’ diye yırtınan bir insanın nasıl da utanmazların yüzsüz suratlarında, taşlaşmış vicdanlarında zerre iz bırakmadıklarını da gördüm, görüyorum! 

Lakin bu iki ölüm de bana iki şey öğretti! 

Sarıkamış, bu toprakların nasıl vatan yapıldığını! 

Keş Dağı da nasıl dava adamı olunduğunu!                                                      

 Asıl iktidarın sandıkta değil musalla taşında gerçekleştiğini! 

Hey hat ki, bu zamanda, bu imkanlarla, hele hele savunma sanayiinde aldığımız mesafe ile övünülürken, olmadı be Nazımiye! 

Bu iki ölüm bu zamanda normal değil! 

Bu iki şehit bu zamanda normalse, biz normal değiliz ve bize normale dönmemiz için bir şey diyor! 

Bu iki şehidimizin biri Sarıkamış’ın diğeri Muhsin Başkanımızın dili oldu! 

Dediler ki, ‘’Bakınız yarın cumhuriyetin bayramı kıymetini bilin, çünkü bedeli ağır oldu’’! İttifakların, gizli iltihakların yaşandığı siyaset arenamızın aktörleri siyasilerimize de,‘’Unutma asıl iktidar musalla taşındaki iktidardır’’!