• BIST
    1154.05
  • Dolar
    8,1547
  • Euro
    9,6538
  • Altın
    498,6620
0530 708 54 54
0530 708 54 54

YAZARLAR

Sayın Semercioğlu, mesele yerli olmak meselesi!

Sayın Cengiz Semercioğlu kardeşim, şunu öncelikle belirtmek isterim ki, benim meramım birilerine ders vermek ya da birilerine cevap olsun diye bir şey yazmak değil! Hayatım boyunca da böyle bir meramım olmadı! Mahalle korkusundan bahsetmişsin ya, keşke Google da biraz daha sörf yapsaydın bendenizin mahallemde nasıl bir kavga verdiğimi, bu verdiğim kavgaların benim hayatımda nelere mal olduğunu inan ki görecektin! Siz bir televizyon eleştirmenisiniz, mesela bu ülkenin ilk Çanakkale dizisini (Kınalı Kuzular 2007 TRT 1) 163 bin lira bütçe ile çekip, ilk üçe giren bu dizinin daha sonrasında nasıl yayından kaldırıldığını görecektiniz! Bunun neticesinde, şu anda karnımda 58 cm'lik  dikişle yaşadığımı öğrenince, ‘’Mahalle korkusu’’ sözünün sanat camiasında söylenebilecek son kişinin bendeniz olduğunu fark edecektiniz! 

Keşke bendenizi, Devlet Tiyatrolarından tekme tokat atıldığında yalnız kalan Ali Sürmeli’den dinleseydiniz! Keşke ilk Kürtçe tiyatro oyununun hangi salonda sahnelendiğini ve o salonun idarecisinin kim olduğunu bilseydiniz! Sadece şu soruyu sorun kendinize, Gezi Parkı, HDP kampanyalarında ön sırada olanlar bugün TRT, ATV dizilerinde arzı endam ederken, Ahmet Yenilmez neden yok? 

Neyse! 

Nasıl baktıysam, neyi nasıl gördüysem; umumun neye bakmadığını ve neyi görmediğini, bu görmediği ve birileri tarafından gösterilmeyen şeylerin onun için nasıl da elzem olduğuna inandıysam hep o bakmadıklarını  göremediklerini göstermeye çalıştım, son nefesime kadar da çalışacağım! Birileri, evet, bu birileri, tarifleri kendileri yaparlar ve yaptıkları tariflere göre de insanları kamplaştırıp ona göre dizayn etmeye çalışırlar! Sen şusun, sen şöyle olmalısın gibi! 

Peki ya sen kimsin? 

Asıl soru bu! Bu soruyu kimse sormuyor, soramıyor, bu soruyu sormak bile senin linç edilmene sebep olabiliyor! İnsanımız kendisine biçilen elbisenin içerisinde yaşamaya mecbur bırakılıyor. Bu elbise kiminin bedenine  bol, kimininkine de dar! Kiminin haddinden fazla hoplayıp zıplaması, kiminin de kımıldamaması istendi! Elbise azıcık yerinden yırtılmaya, insanımız azıcık parmağını göstermeye çalışsa, o elbise yamandı, o parmak hemen kırıldı (1960, 1980 )! 

Gezi parkı... 

15 Temmuz... 

Gezi Parkı, ne sağdan ne de soldan hiçbir kesim tarafından layıkıyla anlaşılamadı, çünkü herkes oradan satabileceklerini aldı ve tezgahına onu koydu! 

Kimdi bunlar? 

Neydi yaşananlar? 

Kimdi o çadırları yakan? 

Daha ağacın dalına dokunulmadan gelen siyasiler nereden duymuşlardı? 

Şimdi nerelerdeler? 

Görüldü ki, Gezi Parkı 15 Temmuz’un ilk aşamasıymış! Bakmadık görmedik, onun için anlayamadık, 15 Temmuz’a  devlet ve devlet idarecilerimiz bile ‘’Başarısız darbe’’ demekte hala ısrar ediyorlar, çünkü baktırmayan, göstermeyen güç 15 Temmuz’un bir darbe olarak anılmasını, bilinmesini, tarihe böyle geçmesini istiyor! 

İmdiii... Ben muhafazakâr oluyorsam, peki, Sayın Fazıl Say ne oluyor? Ben muhafazakârım, evet! (Muhafazakâr, değerlerine bağlı olmak bağlamında, asla tutucu değil.) 

Sayın Semercioğlu, kimdir., nedir, kendisini nasıl tarif eder bilemem, kendisini ifade edebilmesi için de katılayım katılmayayım sonuna kadar yanındayım! Lakin, mesele zannımca, ‘’Yerli olmak ”! Bendeniz nice muhafazakâr tanırım ki, Nurcan ana ve 11 aylık sabi Bedirhan’ı şehit eden eli kanlı zalimlerle kol kola! Nice sosyalist de var ki, sosyal paylaşımlarından yüreklerinin nasıl yandığını görmek mümkün! 

Evet, meselemiz yerli olmak! Buyurun, Atilla İlhan ya da Kemal Tahir’de buluşalım!

Ahmet Yenilmez Diğer Yazıları