YAZARLAR

Kudüs bir karar mı yoksa insanlığa zarar mı? 

Bosna, Irak, Mısır, Libya, Suriye ve Lübnan derken iş geldi dayandı Filistin’e! Bütün bu tezgâhları kuran ABD şimdi de tezgâhını Filistin’e, İslam âleminin en hassas sinir ucu olan Kudüs’e kurdu! Öyle bir dokundu ki bu sinir ucuna, dokunulanın canı acıdı! 

Peki, ABD bilmiyor muydu bu dokunuşun, İslam âleminin canını acıtacağını, yakacağını, canı yananın tepkisinin de çok büyük olacağını? Bal gibi de biliyordu ve bile bile yaptı! Uluslararası alanda ve kendi ülkesinde artık ciddiye alınmak bir yana, beşinci sınıf magazin programlarına dalga konusu bile olamayan Trump bu hamleyle, kendi ülkesinde ve özelikle de Hristiyan âleminde aklınca puan toplamayı, beşinci sınıf magazin programlarında dalga geçilerek de olsa yer almayı hedefledi! Bu aslında yabancısı olduğumuz bir durum da değildir! Alman Kralı II. Wilhelm vakti zamanında Hristiyan âleminden sempati toplamak için Kudüs’e bir seyahate çıkmıştır. Maksadı Kudüs’ün kapısından beyaz bir atın üzerinde girmekti, ancak cennet mekân II. Abdülhamid Han bu maksadı önceden görmüş ve iki kuleyi yıktırarak kapıyı kullanmasını engellemiş, II. Wilhelm’in hevesini kursağında bırakmıştır! 

Bugün de her alanda sadece dalga konusu olmakla kalmayıp daha aşağılara inen, madara olan Trump özelikle kendi ülkesinde ve dünya kamuoyunda ipi elinde tutan Evanjelistler’e yaranmak, en azından bahsi geçen magazin programlarındaki eski makamına kavuşmak için aynı yolu seçmiştir. Çünkü Kudüs’ün tarihi şunu göstermektedir ki, Kudüs ne zaman Müslümanların adaletinin dışına çıkmıştır, barış merkezi olmaktan çıkmış kan gölü haline gelmiştir! 

Burada farklı olan şudur ki, bu aslında bir Haçlı zihniyeti ya da Yahudi dininin mensuplarının bir hamlesi olmanın ötesinde dünyanın başına bela olan Evanjelist ve Siyonist belasıdır! Bundan dolayıdır ki, bütün dinlerin mensuplarına saygı bir tarafa, onları insan olarak görmeyen bu iki zihniyet karşısında ittifak yapmak mecburidir! Allah muhafaza bunlar emellerine kavuştukları taktirde bunun bedelini Müslüman, Hristiyan, Yahudi beraber ödeyeceklerdir, çünkü bu iki zihniyet insanlık düşmanıdır! 

Bu mücadele çetindir! 

Bu mücadele dünden de zordur! 

Bu mücadele, görünen o ki, dünden de fazla bedel isteyecektir ama bu mücadelenin sonunda insanlık onuru kazanacaktır! 

Bu mücadelede, karşımızdaki düşmanı çekilen acılar yüzünden artık çok iyi tanıyoruz, ancak asıl dikkat etmemiz gereken, içimizdekiler! Özellikle de dün, “Suriyelilerin burada ne işi var? Suriyeliler evlerine dönsün! Bizim ordumuzu Ortadoğu bataklığına saplamak istiyorlar” söyleminde bulunanlar, bugün de ‘’Şimdi de üç milyon Filistinli mülteci mi?’’ diyerek manşet atmaya başlamışlardır! Asıl dikkat edilecek olan işte bu cephedir, çünkü bu mikrop bizim içimizi kemiriyor bizi içten çökertiyor! Ne demek istediğimi daha iyi anlamanız için, Hürriyet Gazetesi köşe yazarı yıllanmış üzüm (!) gurmesi Ertuğrul Özkök’ün dünkü köşe yazısını okumanızı tavsiye ediyorum! 

Bundan tam 39 yıl önce bugün (10 Aralık 1978), devrin Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat ve İsrail Devlet Başkanı Menahem Begin Nobel Barış Ödülü almışlardı (!) 

Emin olun ki, bu hamle sonuç almaları bir yana, hadleri bildirilmezse eğer, bunlar Mısır Devlet Başkanı Sisi ve İsrail Devlet Başkanı Netanyahu’ya da Nobel Barış ödülü vereceklerdir! 

Bize düşen, dünün hatasına tekrar düşmemek, özellikle de içimizdeki Sisi ve Netanyahu zihniyetindeki gurmelere kendimizi, ümmeti dolayısıyla da insanlığı meze yaptırmamak! 

Dün, merhum Sultan II. Abdülhamid Han’ı karikatürlerle itibarsızlaştırmaya çalışanlar bugün de mevcut makamda oturan devlet başkanımıza aynını yapmaktalar! 

Dün, Theodore Herzl karşısında duruşundan dolayı, Sultan Abdülhamid Han’ın ödediği bedeli bugün, Peres karşısında “one minute” duruşu gösteren Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ödememeli! 

Bu sadece biz Müslümanların borcu değil dini, dili, ırkı ne olursa olsun, insanlığın boynunun borcudur! 

Ahmet Yenilmez Diğer Yazıları