Harunların cephesi de  cephane bekliyor! 

Bir yüzyılın finalinde, bir yüzyılın hesaplaşmasının içerisindeyiz. Savaş halindeyiz savaştayız, cephe fazla, düşman çok!  Savaşta tek bir cepheye yoğunlaşıp, savaşı tek bir cephenin üzerinden yaparsanız o cephede galip gelseniz de sonunuz hüsran olacaktır, tıpkı bir asır önce olduğu gibi: 
Cephe Balkanlar, cephe Sarıkamış cephe Anadolu coğrafyası! 

Yangın gelmiş evimizi  sarmış tabiri caizse yanan evden en kıymetli parçayı kurtarmış onu göz nuru bilmişiz. Evet, evimizi sarmıştı yangın, en güzel rüyanın görüldüğü duasının yapıldığı Şeyh Edebali'nin dergâhı yakılmıştı!  -yolu Bilecik vilayetimize düşüp Şeyh Edebali türbesini ziyaret edenler ne dediğimi çok iyi anlayacaklardır-  Bilecik'i ziyaret edenler, kaçımız Kara Osman'ın imparatorluk rüyasını gördüğü şehir, Bilecik'i gördük, daha doğrusu bizzat görmek için eşimizi çocuklarımızı alıp Bilecik'e gittik? 

“Sevdam Gözlerinde Kaldı” isimli sinema filmimin mekân tespiti için gittiğim Bilecik’te Valimizi ziyaret ettiğimde bundan mustaripti. “Çoğu insanımız Bilecik'in il olduğunu bilmez” diyen Sayın Valimiz bir espri ile, “İsmimizin sonundaki ‘cik’ ekinden mi nedir, kimse bizi il olarak görmüyor” demişti. 
Savaş bitmişti ama gördük ki asıl savaş yeni başlamıştı, 93 yıldır verdiğimiz savaş! 
Ne acıdır ki bu savaşın mağlubiyet ve mağduriyetini de cephede evlatlarını, eşlerini, kardeşlerini verenler yaşadılar!  Tıpkı bugünkü gibi!  Birilerinin çocukları eşleri cephede şehit olurken, birilerinin eşleri ve çocukları da karaborsa pazarlarında ithal ürünlerini pazarlıyorlardı! Netice mi? Çıkın bulunduğunuz şehirden yola Bilecik'e doğru, dükkânların mola yerlerinin, modern AVM lerin sadece levhalarına bakın! Bırakın kendi dilinizde levha bulmayı, isimleri telaffuzun bile imkânsız olduğu utancını, zavallılığını, mağlubiyetimizi iliklerinize kadar yaşayın! 

Bilecik ziyaretimden sonra Ankara'ya gittim. Kadim dostum ağabeyim Sayın Harun Adıgüzel Bey'in işyerine uğradım. Harun Bey rulman üretmekte. Hatta ülkemizdeki bir elin parmağı sayısında rulman fabrikalarının çoğunun kuruluşunda da bizzat bulunmuştur Sayın Harun Adıgüzel. Bununla da yetinmeyip Romanya'ya gitmiş orada da rulman fabrikası kurmuş 5000 Romanya vatandaşına ekmek verdiği için Romanya'ya heykeli dikilmiş! Arda Turan kardeşimiz Barselona’da oynadığı için bayram eden ülkemiz bir başka ligdeki şampiyonlarımızdan habersiz! 
Hal hatır sordum, bendenizin yaptığı her sanatsal işte bu dostların, ağabeylerimin katkılarını bir ömür ödeyemem. Yeni bir işin arifesinde kapısını çaldım ama bir iç çekti ki! Ülkemizin verdiği savaşta bir başka cepheyi belki de en önemli cepheyi nasıl ihmal ettiğimizi gördüm. Kendisi ve sanayicilerimizden çoğu ihracat yaptığı pazarları kaybettiklerinden (Suriye, Irak, İran…) zor durumdalar. Bu zorluğu sinelerine çekiyorlar ve hiç de şikâyetçi değiller. Ancak bir hususu anlattı ki,

paylaşmaya değer! 

Ülkemizde yapılan yatırımlar malumunuz. Sadece bir alanda yapılacak yatırımın sadece rulman alımı milyarlarla ifade ediliyor! Ancak Harun Beylerin rulmanlarını satabilmeleri için rakipleri Almanya’dan, standart belgesi almak zorundalar! 
Sustum! Ben susunca Harun Bey anlatmaya devam etti: 
2009 ekonomik krizinin öncesi Romanya’daki fabrikamıza Almanya’dan sipariş aldık. Mamul üretip depomuza koyup beklemeye başladık. Bir süre sonra Alman müşterimiz siparişten vazgeçtiğini bize iletti. Kalktım, Almanya’ya gittim günlerden Cuma. Hararetli bir tartışmaya girdik uzadı, namaz vakti geldi müsaade istedim. Beni kendi arabasıyla mescide getirdi. Ben namazımı kıldım, o dışarıda bekledi. Çıktığımda bana, “Harun bey, siz ibadetlerini yapan samimi bir Müslümansınız, ben de samimi bir Hristiyan’ım buyurun yemeğe gidelim, size neden siparişleri iptal ettiğimi anlatayım” dedi.  Sofraya oturulup siparişler verildikten sonra Alman, “Bakınız Sayın Harun Bey, bu krizde pahalı da olsa ben rulmanları buradan, bir Alman sanayiciden almak zorundayım.  Bu benim vatandaşlık borcumdur!”  

Dinlediklerim sonucunda düşünüp kaldım: Sıcak cephenin ateşinde, telaşında cephe gerisi ister istemez ihmale uğruyordu, oysa Harunların cephesi de unutulmamalı! Yoksa bedeli ağır ödenebilir; tıpkı 100 yıl öncesinde unutup, 93 yıldır da bedelini ağır bir şekilde ödediğimiz gibi!