Gökçek, Baykal “Ben giderim adım kalır…” 

Gündem olanca hızıyla her geçen gün daha da artan bir hızla dolmakta, asıl düşünülmesi gereken şu ki, bu gündemi bu bedenler, bu dünya kaldırabilecek mi? 

Hiçbir hadise bir neticeye bağlanmadan üstüne daha da başka şeyler eklenerek ve de ağırlaşarak devam etmekte, her şey üst üste gelmekte! 

Sayın Deniz Baykal’ın sağlık durumundaki belirsizlik ve belirsizliğin devamıyla, daha ilk günden beri içimdeki “Acaba”ların artışı… 

Tam da Sayın Baykal’a yapılan kaset komplosu davası başlayacak ve olayın üzerindeki -herkesin malumu olup da malumun ilanı olan-  gerçekler ortaya dökülecekken, acaba…? 

Sayın Baykal’a yapılan bu kaset kumpasının neticesinde gelişen makamsal (Sol cenahtan bahsediyorum ya, daha iyi anlaşılsın diye onların diliyle yazmaya çalışıyorum) değişiklikler, acaba…? 

Bu konuda, şu soru ile boğuşuyorum, “Sigara, alkol kullanmayan, her sabah kilometrelerce yürüyüş yapan, daha bu yaz denizde düzenli kulaçlar atan Deniz Bey, bu sağlık sorununu yaşıyorsa, henüz başladığım sporu bırakıp, yorulmadan bir “Nargile Cafe”ye mi otursam?” acaba? 

En iyisi ben susayım, çünkü zamanında merhum Muhsin Başkan’ın şehadeti ile ilgili, doğru yanlış ama ayakları yere basan, şahitli ve bizzat kendimin yaşadığı olayları gündeme taşıdığımda, -kuruluşunda ve merhum Muhsin Başkan’ın şehadetine kadar da hemen hemen her kademesinde görev aldığım- partinin Genel Başkanı, seksen milyonun karşına çıkıp, “Ahmet Yenilmez, Muhsin Başkan ile tanışmazdı(!)” diyerek basın açıklaması yapmıştı! Üstüne üstlük de söz konusu hadisenin şahidi de bizzat sağ yanında oturuyordu! 

Gelelim istifa eden etmesi beklenen   belediye başkanlarına! 

Birincisi, kimse Sayın Cumhurbaşkanı'nın bir parti genel başkanı olarak bu tasarrufuna bir tek söz etme hadsizliği yapmamalıdır, yapamaz da! Birileri tek başına kimleri ihraç etti ve kaç sayıda delegeyi kurultay gecelerinde silip attı, bunu hepimiz çok iyi biliyoruz! Sayın Cumhurbaşkanımız hem devletin başı hem de AK Parti Genel Başkanı olarak üstelik tek başlarına da değil parti yetkili organlarıyla yaptığı istişareler ile bu kararı almış ve bu karar dolayısıyla da parti tüzel kişiliğinin kararıdır, herkes de başta sayın belediye başkanları olmak üzere gereğini yapmalı ve saygı duymalıdır! 

Şu hakkı da teslim edelim ki, bahsi geçen belediye başkanları, en az iki dönem başkanlık yapmış ve bulundukları şehirlere hizmeti dokunmuş insanlardır! Sayın başkanlarımızdan sadece, özellikle şunu düşünmelerini istiyorum, “Görev yaptığım şehrin insanına, ne yatırım yaptım?”! 

Mesela Sayın Melih Gökçek Bey, bir dünya devleti olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Başkenti Ankara’nın, bırakın dünyanın ilk beşi ya da onu arasında olmayı, ellili altmışlı rakamlarda adı geçen devletlerin başkentlerinden de geride olduğunun farkında mıdır acaba? Sözüm “AVM”lere “TOWER”lara değil, bendeniz de biliyorum ki, bu konuda Ankara’mız dünyada ilk beşte olmasa da onuna girer! Yirmi beş yılı aşkın bir belediye başkanlığı süresi ile övünen Sayın Gökçek arkasında, Sayın Cumhurbaşkanımızın, Başbakanımızın veya herhangi bir Ankaralının bir misafirini alıp götürebileceği, gösterebileceği mensup olduğu kültürün uluslararası ölçekte bir sanatsal eseri bir yana, bir opera binası, sergi binası, konser salonu binası gibi bir tek bina bırakabildi mi? Sakın bana, bu iş Kültür Bakanlığı'nın işidir demeyin! Bu başkanlarımızın çoğu, dünyada alanlarıyla ilgili organizasyonlara başkanlık etmiş kişilerdir ve gerek batıda gerek doğuda bu işleri yerel yönetimler yapar! 

Sayın Gökçek arkasından işte bunu bırakarak gidecek ve bu zamana kadar iyiye dair yaptıklarıyla değil bu resimle akıllarda kalacak, yeni nesiller kendisini bu resimle anacaktır!