YAZARLAR

Dün bayraklar yarıya, başlarımız öne indi!

Dün sabah kalktığımızda acaba kaç kişi fark ettik, bayrakların yarıya indiğini? 

Dün sabah acaba kaç kişi şöyle bir hafızasını yoklayıp da, “Bugün 10 Kasım değil 27 Kasım, bu tarihte bu ülkede bayraklar yarıya inmezdi” diye kendi kendine düşündü? Evet, dün ülkemizde “Milli yas” ilan edildi ve bayraklar yarıya indirildi? “Mısır’da ölen, daha doğrusu öldürülen, katledilen 305 kardeşimizin yası için, bayraklar dün yarıya indirildi! Hemen, “Suriyeliler evine dönsün” utanç söylemi benzeri bir söylemle, “Bize ne Mısır’dan” diyenler olacak mı bilmem! Bildiğim şudur ki, bu toprakları aziz kılan, düşmanı da olsa hanesine gelene, en temiz yatağı serme, varsa önüne tek tavuğu da olsa kesip sunma hasletlerimiz yok edildi. Bizi biz yapan hasletlerimiz bu topraklardan sökülüp atılmaya çalışıldı! 

Hiç olmazsa ilkokul sıralarından beri okuduğumuz, sıradan tarih bilgimizi bile hatırlasak, “…. evine dönsün” dediğimiz insanların kim olduğu da, “Bizim askerimizin Ortadoğu bataklığında ne işi var”  ihanet söylemindeki,  bataklık diye itibarsızlaştırılmaya çalışılan diyarların, uğruna binlerce şehit verilmiş vatan toprakları olduğu da bilinecekti! O topraklarda ırzı namusu canı tehlikeye düşen insanların ilk olarak elbette kardeş kapısı, baba kapısı gördükleri bizim kapımızı çalacaklarını, bizim de Allah göstermesin aynı kaderi yaşamamız halinde onların kapısını çalacağımız bilinecek, anlaşılacaktı! Dün bayraklar yarıya indi, milli yas ilan edildi, çünkü ocağımıza ateş düştü! Kardeş evimizden, kardeş ocağımızdan, 305 kardeş, ana, baba, dede can gitti! 

Uzak değil, daha geçtiğimiz günlerde, Paris’te ölenler için bütün Avrupa’nın, hatta dünyanın bütün liderleri oraya koştu ve beraber yürüdü! Peki, neydi onları bir araya getiren, daha elli altmış yıl önce birbirini boğazlayan, birbirine düşman bu Alman’ı, bu İngiliz’i, bu Fransız’ı, neydi bir araya getiren? Elbette ki, üzerinde ittifak ettikleri kardeşlik hukuku! 

Peki, neydi o hukukun belirleyiciliği? 

Tabii ki, Hıristiyanlık İnancı, yüzyıllarca aynı hedefe yürüten ruh, Haçlı Zihniyeti! 

Paris’teki ölümlerin ardından bizim devlet başkanımız da gitti yürüyüşe, acıya ortak oldu. Gitmeliydi elbet, çünkü ölen “Eşrefi Mahlûkat“ olan insandı! Peki, onlar neden gelmezler, Ankara’daki ölümlerin acısını paylaşmaya? 

Peki, onlar neden susar, 15 Temmuz’ da can veren şehitlerimize? Dahası, onlar neden kucak açarlar bizim canlarımıza kasteden katillere? 

Neden? 

Bu bir kin, bu kin, Hazreti İbrahim’in evi Kabe’de doğmuş, Hazreti Muhammet (sav) tarafından âleme ilan edilen, insanı “Eşrefi mahlukat” olarak değerlendirenlere, yani bize duyulan kin! 

Bu, dini, dili, ırkı ne olursa olsun zalimlere, “Sen benim tek düşmanımsın” duruşuna karşı duyulan, bin yıldır bitmek bir tarafa gittikçe artan bir kin! “Haçlı Ordusu”, Kılıç Aslan’a tosladı yetmedi, Selahattin Eyyubi’ye tokatlandı yetmedi,  Çanakkale’de torunlarından dayak yedi, kini arttıkça arttı! Son yüzyıldır, ajanlarıyla ve devşirmeleriyle bizi bize kırdırmaya başladı, kırdırdı, kırdırıyor! 

Bilir misiniz, pek trajikomiktir, bundan yüz yıl önce Arabistan’da cirit atan ajanlar, bedevi şeyhi kılığında, bizden olduklarını söyleyerek, Kabe’ye girip güya tavaf yapacak kadar ileri gitmişler, ancak ayak bastıkları anda, Dogtis, Glasers ve Hotgovins,  adlı ajanlardan biri üzerine düşen yıldırımla cezasını bulmuş, diğerleri de yaka paça edilip memleketlerine yollanmış! Dün bayraklar yarıya, başlarımız öne indi! 

Mısır da bizim evimiz, evimizden 305 can gitti!