YAZARLAR

Darülaceze için için ağlıyor!

Zaman tarihin kilerine, tarihin bile utanacağı olayları atmaya devam etmekte! Tarih yalın bir ifadeyle insanlığın yaşadığı hikayeyse, inanıyorum ki tarih son dönemde kilerine konulanlar karşısında utancından kıpkırmızı kesilmekte! Nasıl kesilmesin ki, kilerine konulan ihanet ihanet değil, ahlaksızlık ahlaksızlık değil, düşmanlık düşmanlık  değil. Bu kötülüklerin bile kendine has bir ahlakı vardı eskiden! Düşmanın merdi, ahlaksızlığın nedameti, ihanetin de pişmanlığı olurdu! Bu yeni zamanın kötüleri işte bu kapıları kapatıyor! 

Buyurun, beraberce İslam tarihini yazmışsınız, bu tarihten ikiniz çıksanız, İslam tarihi yazılamayacak! Hey hat ki, bu ikilinin biri dünün Haçlı Ordusu'nun kanatları altına girmiş, dünkü yoldaşlarına daha da beteri kardeşlerine ölüm kusuyor! Kim mi bu? İki gün önce Rakka’da hastane bombalayan PKK/PYD! 

Hele şu 13,14,15’inde çocukların yaşadıklarına ne demeli, tarihimizde var mı bir benzeri? 

Bizim tarihimiz, yani Türk’ün, Kürt’ün, Arap’ın kısacası İslam tarihinin neresinde böyle bir utanç var? Diri diri kuma gömülen kız çocuklarını ölümden kurtaran bir medeniyet şimdi kız çocuklarını diri diri utanç deryasına gömüyor! 

Hele olan biteni de bir kadın ortaya çıkarmadı mı? Düşünüyorum da o kızımız, o yiğit insan bunları öğrendiğinde, olan biten gözünün önünde olup da, bütün bunları anlatamama çaresizliği içerisinde neler yaşadı acaba? 

Olay İstanbul’da yaşandı, cennet mekan Fatih Sultan Mehmet Han’ın adını Kostantinopolis‘ten  İstanbul’a çevirdiği şehirde! Gerçekte İslamın başkenti, Haçlı ordularının da gözünü diktiği şehirde! 

Hani her fırsatta, “Yüzyılın intikamını almaya geldiler” diyoruz ya, bakınız yaşadıklarımız da sanki yüzyıl öncenin  fotokopisi gibi! 

Bakın, o dönemlerde ırzını, namusunu, canını, evladını kurtarabilmek için kültürün, medeniyetin başkenti İstanbul’a gelenlere İstanbul ne yapmış: Tarih 1877-1879, Osmanlı-Rus Savaşı, Rusların kışkırtması ile Balkan Savaşı ve Fransız İhtilali ile Osmanlı coğrafyasına salınan “kavmiyetçilik” zehiri ardından Balkan Savaşları çeşitli cepheler! 

İstanbul’a dörtyüz bini aşkın göçmen gelir! 

Bundan tam yüzyıl önce ebediyete göçen cennet mekan Halife Sultan II. Abdülhamid Han, sokakta yaşayan, yaşlı, kimsesiz, hasta ve çocuklar için hemen emir verir ve 31 Ocak 1896 tarihinde Darülaceze’nin açılışını yapar. 

Hem de ekonomik olarak bugünle kıyas edilemeyecek bir sıkıntı ve borç yükü altındayken, çünkü ödenmesi gereken üçyüz milyon altın borç olmasına rağmen! 

Biliyor musunuz, dünyanın hiçbir şehrinde Darülaceze’nin bir benzeri yoktur, çünkü Darülaceze’de cami, havra, kilise yan yanadır! 

Savaş halinde olduğu medeniyetin çocuklarına bile eşitliği şiar edinen İstanbul! 

Şimdi sorarım size, yaşananları tarihin kilerine koyacak yer bulabilecek miyiz? 

Hadi koyduk diyelim, tarihin midesi alabilecek mi? 

Emin olun ki, son yaşananlar karşısında Darülaceze için için ağlıyor! 

Ahmet Yenilmez Diğer Yazıları