YAZARLAR

Çift başlı kartal!

Doğru mudur yanlış mıdır  bilmem, ama Hazreti Peygamberimize hicretin başında müjdelenen yerlerden (Şam Medine) biri de Konya derler.. Eğer Konya’yı görmediyseniz, işte sizlere çok iyi bir fırsat bu vakitlerde Konya’da Şeb-i Arus törenleri yapılmakta bir vakit ayırın ve hem bu törenleri hem de Konya’yı görün! 

Konya’yı görmenizi isteme sebebim, sadece Şeb-i Arus etkinlikleri değil, Konya Anadolu Selçuklu Devleti’nin başkenti olmasının yanı sıra insanlığın var olduğu günden beri varlığını hissettiren ender şehirlerden biri. Milli mücadelenin başlangıç noktası olan, Hazreti Nasrettin Hoca’nın ebedi istirahatgahı olan Akşehir’in de Konya’nın ilçelerinden biri olduğunu düşünürseniz ne demek istediğimi anlarsınız! Nasrettin Hoca’nın Türk Dünyası tarafından benimsenip sahiplenilen, UNESCO tarafında da insanlığın ortak mirasları arasına alınan bir değerimiz olduğunu bir fark edebilsek, yeni nesillerimize de fark ettirebilsek, mizahın kahkaha değil, bir tebessüm olduğunu, aslında bir tebessümde de ne feryatların gizli olduğunu fark edebilsek! 

Ya Hazreti Mevlana... 

Bugünlerde Konya’ya gitseniz Şeb-i Arus törenlerine katılsanız, göreceğiniz manzara mekanda yerli insanımızdan çok yabancı konukların olması! Özellikle de İngiliz, ABD ve Alman vatandaşları! 

Peki, neydi bu insanları buraya getiren sebep? Hazreti Mevlana’nın yaşadığı zamanı ve yaşananları düşünürsek; kıtlığın, tarihin gördüğü en büyük istila Moğol istilasının yaşandığı dönemde “Kim olursan ol yine de gel” diyebilen Mevlana, “Sev” diyen bir Mevlana, ölümlerin ortasında “Yaşat” diyen bir Mevlana! 

Ya Muhittin Arabi… 

İslam medeniyetinin ve insanlığın en en muhteşem devletlerinden biri olan Endülüs’ün yıkılıp muhteşem Kurtuba’nın ateşe verildiği zamanda Konya’ya gelmişti! 

Konevi Hazretleri desem… 

Acaba bırakınız sıradan insanımızı Tarih okuyan insanımızdan kaç kişi Hazreti Konevi’yi bilir? 

Yeni müfredatımızda Hazreti Konevi ne kadar yer alıyor? 

Daha daha daha… 

Emin olunuz ki bu zamanı ve bu zamanda yaşadığımız iyiye ve kötüye dair yaşadıklarımızın idrakine varabilmemiz için Konya’mız bile yeter! 

Çift başlı kartal desem… 

Beşiktaş demeyin onun tek başlı, bir de Almanya’nın sembolü var, ama o, benim dediğim çift başlı kartala pek benzemez! 

Anadolu Selçuklu’nun sembolü çift başlı kartalın neden iki başı olduğunu öğrenebilsek ve öğretebilsek! Aslında bütün yaşadıklarımızı o, kartalın iki başından dolayı yaşadığımızı anlayacağız, çünkü o kartalın bir başının Doğu’ya diğer başının da Batı’ya baktığını bu bakışın da Osmanlı’ya ve yeni Türkiye Cumhuriyeti Devletine bir yol işareti olduğunu anlayacağız!  Meselelere daha iyi bakıp, yaşadıklarımızı daha iyi göreceğiz, daha iyi değerlendirip sorunlarımızın içerisinden daha rahat çıkacağız! 

Başımıza gelenlerin, o kartalın Batı’ya bakan kafasını koparmak için olduğunu bunu anlamının da, bizim bin yıl önceki geldiğimiz yerlere sürülmek olduğunun idrakine varacağız! 

Mesela Kudüs! 

Dünün çift başlı kartalının muhteşem kumandanı Selahattin Eyyubi’nin emaneti, Kudüs! 

Orada da mesele kartalın başını koparmak değil miydi? 

“Yeni sözler söylemek lazım” demiş ya Hazreti Mevlana, madem ki yeni söz söyleyemiyoruz bari dün ne söylendi ona mı baksak diyorum, çünkü biz çift başlı kartalın mirasının sefasını ve cefasını sürmekteyiz! 

Yine Hazreti Mevlana’nın sözüyle veda edeyim size,  “Ham pişmişin halinden anlamaz, öyleyse söz kısa kesilmelidir vesselam! “. 

Çift başlı kartal kanat çırpsın artık!