Bu hikâye burada bitmez! 

Tarih, geçmiş zamanın biyografisidir desem, fazla mı iddialı laf etmiş olurum bilmem, ama tarihin, zamanın hikâyesi olduğuna inanmış olmama, kimsenin itiraz edeceğini de sanmıyorum. Zaman, geçmiş, bugün ve yarından ibaret olduğu gibi olaylar da birbiriyle akrabalık ilişkisi içerisindedir, tıpkı zamanı yaşayan, yaşanan zamanın hikayesinin ana kahramanı insanlar gibi. Nasıl kendimizi ifade ederken milliyet, din, sülale ve soy tarifi içerisinde dedemiz, babamız ile isimlendiriyorsak, zamanın da kendi içerisinde aynı tarifi vardır. İşte bunun için de dedelerimizden başlayıp devam eden hikâye bize nasıl gelip dayanmışsa bizden sonrasında çocuklarımız ve torunlarımızın yaşayacakları hikâyenin başlangıcı da bizler olacağız. Kimi zaman da bir bakarız, dedemizin hatta dedelerimizin, babamızın yaşadıklarını birebir yaşıyor buluruz, kendimizi! Bu bir tekerrür müdür bilmem, ancak birbirini hazırlama yönünden ve bir önceki hikâyenin kahramanları değişse de değişmeyecek gerçekler açısından, şaşırtıcıdır yaşananlar! 

15 Temmuz’da yaşananları, birileri ısrarla bile bile ‘’Başarısız darbe’’ diye adlandırırken, bendeniz ‘’Yapmayın, bu yaşananlara darbe derseniz, gün gelir bir Talat Aydemir olayı ile karşılaşırız’’ demiştim! Daha da ötesinde, ‘’Bu yaşananların davası görülürken de kimsecikler kalmaz‘’ demiştim! Keşke haksız çıkaydım! 

Bizi, ABD’deki Truva atı Reza Zarrab denilen alçağın davasının görüldüğü televizyon ekranlarının başına nasıl da oturttular, yüz yıl önceki savaşı, nasıl da istedikleri gibi yönetiyorlar, tıpkı dün olduğu gibi! 

Oysa 15 Temmuz şehitlerimizin katillerinin hesap verdiği mahkeme salonları bom boş!  

15 Temmuz işgal girişimi başarısız olmasaydı, bugün televizyon ekranlarına bizi kilitledikleri Reza Zarrab davası olacak mıydı? Elbette olmayacaktı, çünkü bu dava 15 Temmuz işgal girişiminin başarısız olması halinde planlanan bir parçasıdır! Tıpkı bir cephede bozguna uğrayan düşmanın, bir başka yerde aynı savaşın bir başka cephesini açması gibi! 

Çünkü 17-25 Aralık alenen savaş ilanı, 15 Temmuz 2017 de alenen işgal saldırısıydı! Bir başka ifadeyle de 17-25 Aralık, yüz yıl önce başlayan savaşın zaman zaman benzerlik gösteren, bugünkü devamıydı. Yüz yıl öncesinin Sultan II. Abdülhamid dönemine bakın, bütün Batı medyasında merhum Sultan’ı itibarsızlaştırmaya çalışan onlarca hatta yüzlerce karikatür bulabilirsiniz! 

Peki, sizce hem de bir parçası olmakla kalmayıp en büyük parçalarından biri olduğumuz NATO tatbikatında, merhum Gazi Mustafa Kemal Paşa ve Sayın Cumhurbaşkanımıza yapılanın, yüz yıl öncesi yapılandan ne farkı vardı? 

Peki, dün Ermeni’ye, Balkanlar’da Arnavut’a, Yunan’a silah veren kimdi? Bugün, PYD’ye YPG’ye yapılan yardımların bundan farkı nedir? 

Dün, merhum Sultan II. Abdülhamid Han’ın, ilk tahta çıktığı dönemde borç 300 milyon altın iken, daha sonrasında yapılan demir yolları, açılan okullar vs. derken 30 milyona inen borç! 

Netice? 

Netice malum, koca Sultan kendi kurduğu meclis tarafından, kendi elleriyle yazdığı kanun sebep kılınarak alaşağı edildi, sonrası bitiş! 

Peki, IMF borçlarının ödenmesi, üçüncü köprü derken üçüncü havaalanı, Gezi ve 15 Temmuz başarısız işgal girişiminin ne farkı var, yüz yıl önce yaşananlardan? 

Sultan II. Abdülhamid Han tahta çıktığında İstanbul’un nüfusu 800 bin iken 12 bin tefeci vardı, yani her 65 kişiye bir tefeci düşüyordu! Merhum Sultan, memleket sandıklarından bir banka kurduruyor, Ziraat Bankası’nı ve başlıyor çiftçiye kredi vermeye, şu kadarını diyeyim ki, 1908 tarihinde kredi alan sayısı 278 bin 500 kişiyi buluyor! 

Peki, bugün bizi televizyonların başına oturtup, 17-25 Aralık tarihli düzme belgelerle, kendi kurdukları mahkemede, kendilerine göre jürilerle gördükleri davada, neyi mahkûm etmeye çalışıyorlar? 

“Halk Bankası ve Ziraat Bankası”… 

Evet, tarih, zamanın hikâyesidir! 

Bu hikâye burada bitmez! 

Ahmet Yenilmez Diğer Yazıları