Altıncı hissim diyor ki!

Bazı şeyler vardır ki, var olduğunu tecrübelerinizle bilirsiniz ama ispat edemezsiniz. Geçmişte bu tür durumları ispat etmek için, havanın var olduğunu ama gözle göremediğimizi, elle tutamadığımızı misal olarak verirdik, ancak durumun hiç de öyle olmadığını havanın bas bayağı ağırlığı olduğunu da sonradan öğrendik.  

Mesela ruh meselesinde de elle tutma, gözle görme kısacası beş duyumuzun beyne yolladığı verilerle varlığı ya da yokluğu konusunda kesin karar veremezdik, ancak gün geldi “21 Gram” diye bir film seyrettik ve öğrendik ki ruhun da bir ağırlığı varmış! Var ya da yok ancak insanda var olan cüzi aklın ihtiyacı olan kabullenme duygusuyla öğrendiklerimiz bize yetiyor(!) 

İşte bu altıncı his de aynen böyle bir şey, yaşadığınız hayat, görüp geçirdikleriniz size olabilecekler hakkında bir şeyleri önceden hissettirir! ‘’Nasıl olacak, neden olacak, sonu ne olacak?’’ diye sorulsa, ‘’Şöyle olacak, böyle olacak, sonu da bu olacak’’ diye de net bir cevap veremezsiniz.  

Bilirsiniz, ‘’Bakmak görmek’’ diye sık sık yazar ve konuşurum ya, doğru bakarsanız olan biteni ve olacakları ister istemez görürsünüz. Buna bazıları öngörü diyebilir, ama ben altıncı hissin bir öngörü olduğuna inanmıyorum. 

Bence altıncı his, ‘’Kulağın duymadığını duymak, gözün görmediğini görmek, burnun koklamadığını koklamak, tenin hissetmediğini hissetmektir, ancak dili yoktur! Bir başka ifadeyle de, Allah’ın gör dediğini görmektir’’! 

Şimdi neden bu konuyu yazdım ve ısrarla da açıklamaya çalışıyorum diye sorabilirsiniz, sormaya da hakkınız var. 

Bakınız, Suudi Arabistan’da olanlara, derken yanı başımızdaki 7.3’lük depremle bir kez daha sarsıldık, bu vesileyle de deprem felaketinin ne olduğunu bilen bir ülke vatandaşı olarak can kardeşlerimize geçmiş olsun dileklerimi iletmek isterim, Allah yar ve yardımcıları olsun inşallah! Bir de aklına her estiğinde füze fırlatan Kuzey Kore, başını almış giden Çin,  zaten topal ördek olarak gelen Trump, şimdi oldu ayaksız ördek suyun üstünde bir o yana bir bu yana gidip gelmekte! Birileri Pekin ördeği yapar mı, bilmem artık(!) 

Bütün bunlar gözümün önündeyken görmemek mümkün mü, üstelik altıncı hissim beni habire dürterken, susamıyorum! 

Nasıl mı? 

Uzun zamandır fırsat bulup da vizyondaki filmleri takip edemiyordum. Bu durum, yerli yabancı vizyon filmlerini seyretmediğim anlamını da taşımasın, hamd olsun ki günümüz imkanları insanı bu tür sıkıntılardan kurtarmakta. 

Geçen gün kalktım, son zamanlarda muhteşem bir piar yapılarak vizyona sokulan ‘’Ayla’’ filmini seyretmek için sinemaya gittim. Daha ilk duyduğumda, ‘’Allah Allah nereden çıktı bu Kore hikayesi’’ diye de merak etmedim değil! Hatta köyümde bir Ramadan dayı vardı Kore Gazisi, o geldi aklıma! Evet ülkemizde Kore Gazilerimiz vardır ve bu gazilerimize kimileri sığ ve ideolojik bir yaklaşımla, ‘’Ne işimiz vardı Kore’de’’ diyerek biraz mesafeli davranmış ve görmezden gelmişlerdir! Yani Kore Savaşında neler yaşandı bu hususta kamuoyu pek de bir şey bilmez.  

’Ayla’’ filmini seyretmek için koltuğa oturduğumda ve film başladığında filmin jeneriğindeki Warner Bros logosunu görünce ve de türünde birçok filmin bulamayacağı sayıda, 352 salonda gösterime girme imkânını bulmasına sevinmedim desem yalan olur! Hele hele bizim sinemamız Türk 

Sineması'nın ilk filmi kabul edilen Fuat Uzkınay’ın “Ayastefanos’daki Rus Abidesi'nin Yıkılışı”nın bundan tam 103 yıl önce bugün (14 Kasım 1914) çekildiği düşünülürse benim neden sevindiğimi çok daha iyi anlarsınız! 

‘’Film nasıl?” derseniz bu konudaki düşüncelerimi aday gösterildiği Oscar neticelendiğinde lüzum kalırsa yazarım, ancak muhteşem bir prodüksiyon olduğu çok ama çok açık! Ülkemde bu büyüklükte filmlerin çekildiğini görmek ‘’Kınalı Kuzular ‘’ dizisinde yaşadıklarımı hatırlayınca beni çok sevindirdi!  

Duygusallık hat safhada ve kadro çok iyi emeklerine sağlık! Tüm bunlara amenna da, bu minvalde Tabip Nihat İlhan’ın hikayesi geldi aklıma! Tarih 23 Aralık 1963! Nihat İlhan Kıbrıs’ta bir Rum kadının ameliyatındayken köyü Rum eşkıyalar tarafından basılır eşi ve üç çocuğu katledilir, doktorumuz o bebeğin ve annenin hayatı için görevine devam eder! Keşke aynı imkân ve bütçeyle birileri de bu hikâyeyi çekse! 

Diyeceksiniz ki ‘’Altıncı his’’ diye başlamıştın... 

Şimdi gelelim o konuya! 

Filmde Süleyman sık sık, ‘’Geleceğim, babalar çocuklarına verdiği sözde durur’’ repliğini tekrarlamakta! 

Ne bileyim işte, ben değil de şu altıncı hissimin çenesi durmuyor, “Ya birileri Süleyman’dan sözünde durmasını isterse’’! Hani baktım da ABD, Türkiye’siz hiçbir müdahalede başarılı olamamış! 

Bakın demedi demeyin, benim altıncı hissim hiç yanılmadı!