YAZARLAR

128-9! 

Misafiriz bu dünyada, ama misafir olduğumuz bu dünyada misafir olmadığımız diyarlar da var elbette! Şehitlerle tapulayıp adına da vatan dediğimiz diyarlarda misafir değiliz! 

Evet, size biraz karışık gelmiş olabilir ancak şöyle bir bardak çay koyup da iki yudum çektikten sonra yazdıklarımdan ne muradım olduğunu kolayca anlayacaksınız! Meseleyi biraz daha kolay kılayım da sizler de maksadımın ne olduğunu daha kolay anlayınız. 

Mesela Mekke, şehirdeki putlar Efendimiz (SAV) tarafından yerle bir edildiği günden bu yana asla misafir olmadığımız diyarlardan biridir! 

Hele hele Mekke’deki putları yerle bir edip, kula kulluğu da kızgın kumlara gömen, “hak güçlünün değil hak haklınındır” ölçüsünün, başka bir ifadeyle Hakkın sesi Efendimizin (SAV) mübarek ayağının değdiği, bedeninin yattığı Medine’de asla misafir olmadık, değiliz ve asla da misafir olmayacağız! 

Mesela o ayağının değdiği yerlere kurban olduğumuz Efendimizin (SAV) Burak ile Mirac’a çıktığı, Mescid-i Aksa’nın bulunduğu, Efendimizin yoldaşı, dert ortağı Hazreti Ömer’in bir deve bir köle ile bize miras bıraktığı Kudüs’e de asla misafir değiliz! 

Hülasa bu liste uzar gider! 

Bu yalan dünyanın bir hikayesi yazılıyorsa, gerçek olan şu ki, bizim ana kahraman olmadığımız  bir hikaye bu yalan dünyanın gerçek hikayesi olmamaya mahkumdur! Nasıl ki geçmişin hikayesi ki, buna tarih derler, işte bir dünya tarihi bizsiz yazılmışsa bundan sonra da asla sağlıklı yazılamayacaktır! 

Biz mi kimiz? 

Biz bizi biliyoruz da bizi bilmeyenler yeni yetmeler, zalim dedelerinin, haram mirasyedileri gördük ki ya bizi bilmiyorlar ya da bilmezden geliyorlar! 

Unutmuşlar ki, biz insanı derilerinin rengine, ceplerindeki altına ya da pazularındaki kaslara göre kıymetlendirenlerden değil, derisi ne renkte olursa olsun, cebinde bir tek pul da olmasa, pazularındaki kemiği sadece deri de sarsa, insanı yaratılmışların en şereflisi biliriz! 

Ondandır ki, “Dünya beşten büyüktür“ diye haykırdı bizim Reisimiz! 

Kendinden kendi nefsinden değil, talip olduğu misyondan dolayı dedi o sözü! 

Biriler bastıkları banknotları dağıtarak hüküm süreceklerini sansalar da, Eşrefi Mahlukat bu sese kayıtsız kalmayacaktı, çünkü bu sese kayıtsız kalmanın izahını, dili, dini  ne olursa olsun ne kendisine ne de ait olduğu diyarın insanlarına yapamayacaktı! 

Bizi biz yapan şeyin ise asla zalime eyvallah dememek olduğunu dünya unutmuş değil sadece haramzade mirasyediler unutmuştu! 

Bizim bu dünyada tek düşmanımızın, “Ben dedim oldu, ben ne dersem o olacak” diyen zalimler olduğunu sadece zalim unutmuştu! 

Hülasa, BM’deki 128-9 sonucu bunu bir daha gösterdi aleme! 

Peki ya, o 9 ne?” diyenleriniz de varsa o da şudur ki o 9 bizim zalimin elinden kurtarmamız gereken mazlumlardır! 

Bazılarınız da diyebilir ki, ne yani bu sonuç 9-128 olsaydı ne olacaktı? 

Fazla da fark eden bir şey olmayacaktı, sadece zalimin elinden kurtarmamız gereken mazlumların sayısı biraz fazla olacaktı! 

Bizim de unutmamamız gerekenler var! 

Asla unutmayacağımız gerçek şu ki, yalan olan bu dünyada misafiriz, ancak asla misafir olmadığımız ve olamayacağımız diyarlar var! 

Eğer bu yalan dünyanın bir hikayesi yazılıyorsa bu hikayede misafir olmayan tek bir millet varsa o da Türk Milletidir!