Biz bu evlenme programlarına pek sıcak bakmayanlardanız. Öyle de bu Esra Erol denen kız işin tadını veriyor, evlenme tantanasını zaman içinde aşıp, inanılmaz hayırlı işlere imza atıyor. Öyle arada derede kalmış, kimsesiz hanımlara kol kanat geriyor. Onları mutluluğa taşımak için inanılmaz bir performans sergiliyor. Son olarak Esra Erol yine çıktı meydan-e şahanemi şahane…
10 yıldır babasını göremeyen ve “Babama bir kez bile seni seviyorum diyemedim” diyen genç adamı, babası ile karşılaştırdı. Hıçkırıkların sel olduğu dakikalardı o buluşma… Aklım ermiyor tabi benim. Bir baba çocuğunu on yıl nasıl görmez? O baba-oğul buluşmasının bir dikkat çekici tarafı ise; Annenin telefonla bağlanması ve oğluna “ağlama yavrum” demesi yürekleri burktu ama… Anne'nin, baba ile konuşması da beraberliğe yeşil ışık olarak yorumlandı.
Sevgi ne kadar güzel bir şey… Hele çocuk sevgisi, var mı başka daha güzel bir sevgi?
Esra kocaman öpüyorum seni kızım… Harika işler yapmaya devam et. Hep böyle kal, sana yakışıyor.
Yok Böyle Dans'a bir yarışmacı
Film- San vakfının Beyoğlu'ndaki yerine konuktum. Nilüfer Aydan, Neşe Aksoy ve çok sevdiğim vakfın genel müdürü Kıvanç Terzioğlu ile eskileri yad ettik dersek yeridir. TRT Müzik’deki sohbet programım için Nilüfer Aydan ile de bir röportaj gerçekleştirdik. Ne anılara gittik sormayın…
Nilüfer Aydan yaşı ne olursa olsun inanın genç kız gibi… 34 beden kıyafet giyiyormuş. İstiklal'de iki genç laf atmışlar, arkadan… Nilüfer hışımla dönünce “Pardon teyze” diye yüzleri kıpkırmızı olmuş… Hala genç kız gibi… Neşe Aksoy'da hiç değişmemiş. Kızı Elif de hayatının rengi… Yeni işlere imza atacağını öğrendik. Bu gibi değerlere sahip çıkmak zorundayız esasında… Mesela Nilüfer Aydan ile konuşurken; “Vehbi ben bu Acun'un dans yarışmasında, dans etmek ve yarışmak istiyorum” dedi.
Hala fırtına gibi dans ettiğini de ekledi ardı sıra… Bizden de Acun'a bir not düşmek kaldı. Valla oynar Nilüfer Aydan… Bir düşün Acun Ilıcalı…
Birand'dan not var
Mehmet Ali Birand’ı severim. Kendine has haber sunuşu ile kendini izlettirir. Geçenlerde karda mahsur kalmanın sıkıntısı ile köpeklerin o kar üzerinde şakalaşmalarını gösterip, şeylerinde değil gibi çok hoş bir kelime ile yine seyredenleri kırıp geçirmişti. Bizim damadın hastalığı saattir. O da sormuştu ve biz de yazıda Mehmet Ali ustaya sorduk. Sponsor mu o saatler diye… Bize bir not göndermiş…
“Vehbi, Hiçbir saatim sponsorlu değil. Eğer bir gün 50 bin dolarlık bir Cartier saati sponsor olarak veren olursa mutlaka takarım”
Kim takmaz sevgili Birand tabi biz de takarız. Ama senin saatlerde can yakıyor, göz alıyor…
Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.