10 Kasım 2009 <%Tarih%>
<%Gün%>

İdil Çeliker
Zenginin parası züğürdün çenesi

Çıplak kadın vücudunda Sushi yeme faslı, geçen haftaki en tuhaf tartışmalardan biriydi... Kalem erbaplarına dikkat ettim de, ağırlıklı olarak takıldıkları nokta hijyendi... Oysa,kızlar önce hamama gidiyormuş, manikür pedikür yaptırıp, sıfır bikini giyiyorlarmış!!! Eh, adam başı 350 dolar ödeyip, üstünüzden beslenecek olanlara az bile... İlgi alanızda mıydı bilmem ama Çin'de bu servis yasaklandı... Sadece hijyen açısından değil,kadına 'tabak' muamelesi yapılması babından. Bu işin fikir babası restoran sahibin bir Japon. 'Geyşa' sisteminden aşina oldukları 'hizmette sınır yok' mantığını 'Virgin Sushi' servisiyle pekiştirmiş... Birkaç yıl önce Erol Kaynar Sortie'de denemişti 'Virgin Sushi' hikayesini. Tabii sadece görsel olarak. Olası tepkilere mani olmak için de hızla vazgeçtiler...
Çok merak ediyorum, oraya, buraya bağırıp hak arayan, eşitlik isteyen kadınlarımız, bu durumlarda nereye kayboluyor diye...
Pazar akşamı Okan Bayülgen, Esra Erol'u konuk etmişti... Hakkı Devrim üstadımız evlilik programındaki paravana takılmış... Kökleri batılı olsa da, yerlisi Nurseli İdiz'le anılan 'Saklambaç' formatından esinlenilmiş... Okan'ın programa ilişkin teşhisi 'Saklambaç'ın yerelleşmiş hali' idi ki, çok doğru...
Oyun, gerçeğe dönüştükçe, eleştirdiğimiz tabloların, kendi ülkemizin realitesi olduğunu idrak etmeye başladık.. Okan'ın bir başka fikri ise bu paravan olayının, özellikle kırsal bölgelerde, 'oyun' başlığı altında uygulanabileceği yöndeydi... Yıllar önce, 'Dokunma' içerikli bir yarışma vardı.Kentte dudaklarla, kulaklar arasında mesafe olmadığından, hızla dillenmişti bu yarışmanın evlerde, farklı amaçlarla düzenlendiği. Çıplak bir kadına dokunan en az 6 adam... Kim daha çok dayanabilirse!!!
Güzellik yarışmaları bile yapıldı bazı lüks konutlarda... Hem de ödüllü...
Kırsaldan haber akışları kısıtlı olduğu için, ekranın sunduklarından ne kadar nasipleniyorlar net verilerimiz yok. Tanıklıklarımız daha çok kırsal kökenli kentlilerden. 'Yemekteyiz' gibi masumane oyunları, günlük yaşamlarına katık ederek eğlendikleri biliniyor.
Kadınlar arası eğlencelere de sözümüz yok. Amma kadını, zaten 'eşya' gibi görmeye mütemayil adamların, bu Sushi servisini duymaları hiç de iyi olmadı...İster misiniz şimdi de, 'Yemeği üstünde yiyeceğim' tutturmaları başlasın...
Olur mu olur...
Hiç ummayacağınız kadınların evinde dansöz kıyafetleri var bu memlekette... Mutfak harçlığını bu yolla alanların varlığına da tanıklık ediyoruz dönem, dönem...
Bir 'tabak' olmak eksikti, o da mum dikti...
Hoş, bize ne... Evlilik bilmecesinden, ev halinden... 'Ev' demişken, 'Dünyanın En Pahalı Yalısı' satışa çıktı... Hani ilgilenirseniz!! Ben hatırlatmış olayım... İstinye ile Sarıyer arasında kalan 64 odalı saray yavrusu, Rokoko üslubu işlemelerle bezeli. Özellikle tavanlarında bulunan, İtalyan varaklı Sultan 2'inci Abdülhamit'in oğlu Şehzade Burhanettin'e hediye ettiği Osmanlı Tuğrası, görülmeye değer.
Türk Hamamı, yüzme havuzu, 60 metrelik rıhtımıyla, Kıbrıslı Yalısı'ndan sonra Boğaz'ın en uzunu.. Yapım yılı; 1880. Dönemsel adı; Şehzade Burhanettin Efendi. Ama ilk sahibi Varki Vartaks isimli ünlü bir sarraf... 1887'de hayatını kaybedince, el değiştirdi. 1911'de, 2'inci Abdülhamit yalıyı , adını verdiği oğlu Şehzade Burhanettin için aldı.. Yalı, 1923 yılında Mısırlı Ahmet İhsan Bey'e geçince adı 'Mısırlılar Yalısı' olarak anılmaya başladı. 1985'e kadar bu ailenin yaşamını sürdürdüğü saray yavrusu, 2000 yılında restorasyondan geçti. Şimdi de son sahiplerince tam 100 milyon dolara alıcı bekliyor... Paranız çıkışmazsa üzülmeyin! Daha uygunları da var portföylerde... 50 milyon EURO'luk mu isterseniz, 1,5 milyar TL'ye Sarıyer'in göbeğinde yol yalısı mı? İtiraf etmek gerekirse, sitelere, tuhaf binalara yatırım yapanları anlamakta güçlük çekiyorum. Kadıköy yakasında denize yakın binaların satış fiyatı, 3 milyon dolarlarda seyir ediyor. Adamın o kadar parası olunca, neden gidip yalı alarak, tarihle yaşamanın tadına varmaz ki? Paranın kent kökenlilerden, kırsala geçtiğinin en net fotoğraflarından biri de bu sanırım...
Neyse artık, zenginin parası züğürdün çenesini yorarmış hesabı oldu ama gönül bu, bir o yalıya konuyor, bir diğerine...
Gözümüz yok, alanlar güle, güle otursun... Tarihe sahip çıksın bize yeter...

:: / Yazarımızın 07 Kasım 2009 tarihli  ' Çekilir mi bu rezillik?'  'başlıklı yazısı için tıklayınız.

   

...::: Bu site TÜRKMEDYA Bilgi Sistemleri tarafından hazırlanmıştır :::...