Rıza Zelyut Açılımın sloganı bizden
Bugün TBMM'de ünlü açılım resmen tartışmaya açılıyor. Bu sürecin sloganını da 2 Kasım tarihli yazımızda biz ortaya koyduk: 'Yurtta Sulh, Cihanda Sulh'. Hükümetin, bu fikri kılavuz almasını istemiştik. Gördüm ki bu isteğimiz Başbakan Erdoğan tarafından benimsenmiş; konuşmalarına bunu yansıtıyor. Büyük Atatürk'ün bu önemli özdeyişini temel alacak bir açılımın ülkemizi çok daha güçlü hale getireceği kesindir. Muhalefet bu projeyi elbette eleştirecektir. Bu eleştiriler; hükümetin dengede kalması için son derece yararlıdır. Bugün Meclis'te yapıcak görüşmeler kesinlikle Kürt kökenli yurttaşlarımızla sınırlı olacak. İşte bu, en önemli problem. Çünkü bu ülkede Kürtler gibi başka grupların da sıkıntıları var. Yalnız, Kürtlerin belli bölümünün terörize edilerek isteklerini silahla dayatması; demokratikleşme denildiğimizde aklımıza silah karşısında Türk hükümetinin baş eğmesi geliyor. Kamuoyu da bu dayatmayı kabul etmiyor. İkincisi şudur: Kürt açılımı; Kürt halkının tümünü değil; Kürt egemenlerini muhatap alıyor. Gerçeği görelim: Kürt kimliği, Kürt dili, Kürt kültürü, Kürtçe eğitim gibi talepler demokratik görünmekle birlikte; bunlar Kürt egemenlerinin istekleridir. Bu istekler, keyfi yerindeki egemen kesimin kendi egemenliklerini etnik bir yapı oluşturarak sürdürme çabalarını yansıtıyor. Bölgedeki milyonlarca Kürt köylüsü ve göçeri, açılımda yok. Onların derdi Kürtçe veya Kürt kültürü değil; insanca yaşamaktır. İşsizlik, yoksulluk, açlık, ağa-şeyh baskısı, eğitimsizlik, hastalık, maddi ihtiyaçların acımasız baskısı yoksul Kürtleri perişan ediyor. Aşiret reislerinin, tüccar ağaların, tüccar ve siyasetçi mollaların ezdiği bu milyonların, açılımda adı bile anılmamaktadır. Yani, hükümetin planladığı açılım; DTP'liler de dahil olmak üzere, Kürt egemenlerini mutlu etmeye yöneliktir. Hükümete önerimiz şudur: Bu açılımı sadece Kürtlerle, hele hele eli silahlı Kürt unsurlarla sınırlı imiş gibi gösterecek yaklaşımdan şiddetle kaçının. Diğer küçük toplumları hemen dikkate alarak işin demokratik olduğunu gösterin. Kürt açılımını; Kürt egemenlerine taviz vermek; onların derebeylik sistemini devam ettirmek biçiminden çıkartarak alt katmanları mutlu edecek bir içerikle zenginleştirin. AYDINLIK TAMAM DA YA ZAMAN, TARAF, STAR NE OLACAK? Başbakan Erdoğan ile KKTC Cumhurbaşkanı Talat arasında yapılan özel telefon görüşmesi; Aydınlık Dergisi'nde yayımlandı. Bunun üzerine polis dergiyi bastı; iki gazeteci gözaltına alındı. İşte bu noktada çoğu insan; 'İyi olmuş!' diyebilir. Peki; Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kalbi olan Genelkurmay Başkanlığı'nın içine sızmış olan casusların oradan elde ettikleri bilgileri dışarı sızdırması ne olacak? Başbakan Erdoğan dinlenince devlet sırrı oluyor da Genelkurmay dinlenince gönül ilişkileri mi dinlenmiş oluyor? Lütfen; başta Fethullahçıların baş gazetesi Zaman olmak üzere, Star, Yeni Şafak gibi yayın organlarına bir bakın. Buna ABD'nin casus üssü gibi çalışan Amerikan solcusu Ahmet Altan'a çıkarttırılan Taraf adlı provakatör gazeteyi de ekleyin. Bu gazetelerde; ses kayıtları, savcılardaki özel belgeler, hatta sadece Genelkurmay'da olması gereken harekat görüntüleri yayımlanmadı mı? Öyleyse neden Taraf adlı casus üssü basılmıyor? Aydınlık yöneticileri gözaltına alınıyor da Ahmet Altan'a neden dokunulmuyor? Biji Erdoğan diyerek vıcık vıcık yağcılık yaptığı için mi? LİSELİLERİN ATATÜRK'E MEKTUBU Bir kesimin unutturmaya çalıştığı Atatürk'ü vefat gününde anan liseli gençlerimizin mektubunda söylenenlere bakınız: 'Seninle ilk ne zaman tanıştım, hatırlamıyorum. Ama yüzün hep tanıdık. Gözlerim ise bakışlarına alışık. İlkokul birinci sınıftaydım ilk karşına çıktığımda. Büyük bir heyecanla seslendim; saat dokuzu beş geçe, Atam Dolmabahçe’de... Yıllar geçti daha iyi anladım, hem vardın, hem yoktun. Vardın, kalbimde. Vardın, okulumda, bahçemde. Vardın, yürüdüğüm törenlerde, göndere çekilen Ay-Yıldız'ın içinde. Yıllar geçtikçe, nedenini düşünerek, bilerek çıktım huzuruna. Sen aramızdan ayrılalı 71 yıl oldu, ama biz her yıl seni daha iyi anlıyor, anladıkça çözümü sende buluyoruz. Huzuruna gelirken çıktığım her bir basamakta senin devrimlerini düşünüyorum. Güzel Türkiye'mizi yönetenlerin siyasetlerini gördükçe, Cumhuriyet’i neden bize emanet ettiğini şimdi daha iyi anlıyorum. Sakın şikayet ettiğimizi ya da başımızı öne eğip seni beklediğimizi düşünme. Çünkü sen böyle yapmadın. Ülkemizdeki iktidarlar aynı 1919'lardaki gibi yabancı devletlerden aldıkları talimatlarla Türkiye'nin parçalanmasına hizmet eden politikalar izliyorlar. Batı dünyası yoksul halkımızı tarikatlara, cemaatlere, etnik ayrımcılığa sürüklüyor. Senin duvardaki resmine dahi tahammül edemiyor. Hazırladıkları 'AB İlerleme Raporları'nda senden vazgeçmemizi söylüyorlar. Türkiye'yi savunanlar hapislere atılırken, terör örgütü mensupları silahlarıyla gelip, serbest bırakılıyor. Ülkemiz giderek kan kaybediyor. Büyük Atatürk, geleceğin sahipleri olarak sorumluluklarımızın farkındayız ve umutluyuz. Bizler senin yolunda kararlılıkla yürümeye söz veriyoruz. Bu durum karşısında görevimiz gençliği birleştirmektir. Türkiye Gençlik Birliği Liselileri'
:: / Yazarımızın 08 Kasım 2009 tarihli ' Kadınlar canavar doğuracak' 'başlıklı yazısı için tıklayınız.
|
|