Rıza Zelyut Kadınlar canavar doğuracak
Çok sürmez, 10, 15 sene sonra görürsünüz: Üç kollu kızınız olur. Çift başlı da oğlunuz. Yavrunuzun tek gözü alnına gelirse de şaşırmayacaksınız. Türkiye; bu gidişle bilimkurgu filmi Yıldız Savaşları'ndaki yaratıkların ülkesine dönecek. Yiyeceklerimiz yüzünden. Şu sıralarda bile; sebzelere, meyvalara basıyorlar kimyasal gübreyi; şişiriyorlar. O yetmiyor; meyve ağaçlarına ve sebzelerin üstüne duman gibi böcek ilacı veya renk veren ilaç püskürtüyorlar. Böylece; yediklerimizin içi de dışı da zehir saçıyor. Bu rezalet yetmedi. Üç bacaklı, tek gözlü çocuklar daha doğmadı ya... Hükümet tuttu, genetiği değiştirilmiş tohumların kullanılmasına izin verdi. Bunun anlamı şu: Artık, Allah'ın doğada var ettiği domates yerine laboratuvarda yaratılmış domates yiyeceksiniz. Hıyar,marul, mısır, karpuz, buğday da öyle... Elin oğlu; o genetiği ile oynadığı tohumun içine öyle silahlar yerleştirecek ki, bir elektronik işaretle; içimize sızmış olan o canavar hücre harekete geçecek. Ya kanser olacağız ya da o hücre çocuğumuza geçerek onu canavar haline getirecek... İşte; Türkiye; buna evet dedi... Benim abarttığımı sanıyorsanız; şu soruya cevap verin: Bu genetiği değiştirilmiş tohumlar iyi ise; Avrupa Birliği ülkeleri neden bunu şiddetle yasaklıyor? Sorum şudur: Bu GDO işinden kimler zengin olacak? Haydin araştırmacı gazeteler; görev sizin... GDO'da domuz olabilir Genetiği değiştirilmiş domates tohumunun içine balık derisi geni yerleştiriliyor ki dışı pırıl pırıl olsun... Patlıcanın dolgun durması için de onun genetiğine domuz geni eklenebilir. Yani; GDO; Müslüman dünyası için 'haram gıda' konumundadır. Bunun için olacak İslam Konferansı Örgütü, GDO'lu ürünleri haram gıda olarak damgaladı. Bizde ise; Müslüman hükümetimiz GDO'yu resmileştirdi. Ne oluyor, herkes benim gibi zındık mı yoksa? Ben, 'Helal haram ver Allah'ım/Rıza kulun yer Allah'ım!' (Cafcaf'tan aparılmıştır) diyorum ama şu şekerde bile alkol var diye sakınanların neden sesi çıkmıyor? Allahü ekber! Bravo Cemil Çiçek Siyasetçiden umudumuzu kesmemek gerektiğini bize yaşatan isimlerden birisidir Cemil Çiçek. Gördünüz; damadı ile kızının TOKİ'den aldığı ihalenin incelenmesi için TBMM kürsüsünden savcıları göreve çağırdı. 'Suç şahsidir ama olsun; ben, geride temiz bir ad bırakmak istiyorum; bu işte bir yanlışlık var ise ortaya çıkartın.' diyor. Aynı yürekli çıkışı iktidarın diğer üyelerinden beklediğimiz gibi muhalefet partilerinin adı şaibeye karışmış isimlerinden de bekliyoruz. Siyaset; ancak böylece toplumun saygı duyduğu bir yönetim yolu haline gelebilir. Adli Tıp'tan utandım Güler Zere kanser olmuş bir mahkum. Öldü ölecek... Zere için Adli Tıp Kurumu'ndan bir rapor çıkacak. Aylardır beklettiler. Sonunda; Güler nasıl olsa gidici diyerek, yazdılar. Adli Tıp Kurumu'nun bir başkanı var. Doç. Dr. Haluk İnce... Hakkında kötü iddialar da bulunan bu zat öldü ölecek durumdaki Zere'nin raporu için demiş ki: Biz bu raporu hazırlarken sadece Güler Zere'yi değil toplumun başka kesimlerinin düşüncelerini de düşünmek zorundayız. Görüyorsunuz; tıp kurumunun başındaki kişi; raporunu tıp ahlakına göre değil; siyasi beklentilere göre ayarlıyor. İşte meşhur ıslak imza işinde imza uzmanlarını değil de mide uzmanını veya deli doktorunu kullanan zihniyet de bu zihniyet. Yani; kendisini oraya atayan siyasi irade ne istiyorsa, Adli Tıpçı ona göre tavır takınıyor. Bunlar Adli Tıp Kurumu'nda bilimi paspas yapmışlar, siyasetçilik oynuyorlar. Türkiye, hiçbir zaman bilim kurullarını bu derece iktidarın emrine sokmamıştı. Geldiğimiz nokta gerçekten korkutucu. Siyasetçi ister; Adli Tıp kanıt üretirse, buna demokrasi mi denir yoksa faşizm mi?
:: / Yazarımızın 06 Kasım 2009 tarihli ' Kürt açılımı Süryanileri vurmasın' 'başlıklı yazısı için tıklayınız.
|
|