Ahmet Çavuşoğlu Kimleri alkışlıyoruz?
Bundan yüz elli sene önce yazılmış bir İngilizce kitabı okurken şöyle tercüme edebileceğim bir cümleye rastladım; 'Hırsızları ile başa çıkamayan milletler, sonunda onları alkışlamaya mecbur kalırlar.' Ne kadar doğru. Aklıma senelerden beri kulaklarımızı kirleten 'Türkiye seninle gurur duyuyor' çığlıkları geldi. Yağcı çığırtkanlar bütün millet adına, beş para etmez adamları alkışlamadılar mı? Mahkeme kapılarında, hapishane önlerinde hırsızlar, uğursuzlar için hep böyle bağrılmadı mı? Tarihe bakın. Diktatörlerin, halkına zülum eden kralların, çoğu hırsızdırlar. Ama bunlar ile başa çıkmaya gücü yetmeyen gariban halk bunları alkışlamaya, baş tacı etmeye mecbur bırakılır. Yakın devirlerde de devrilen bütün liderlerin büyük servetleri olduğu meydana çıkmıştır. Saddam, Filipinli Marcos, Endonezyalı Sukarno, bir sürü Afrikalı diktatör, Çavuşevsku ve daha nicelerinin İsviçre bankalarında, gizli kasalarında milyonlarca doları bulundu. Etrafınıza bakın, hapishaneler vakti ile alkışladığımız insanlar ile dolu. Türkiye'den kaçıp dışarıda yaşamaya mecbur olanlar hep bir zamanlar alkışlanmış. Demek ki ilk olarak ne yapıp yapıp hırsızları yakalayacağız, oldu da yakalanmadılar o zaman hiç olmaz ise bu adamları bol keseden alkışlamayacağız. Hele millet adına hiç alkışlamayacağız. Bir müddet lahmacun yemek yok! Birkaç gün içinde havalar çok sıcak olacakmış. Bu havalardan zarar görmemek için neler yapmak lazım? Her şeyden evvel güneşe çıkmamak, havasız yerlerde bulunmamak şart. Bu hafta sonu evden çıkmayın. Hele hele kuzu filan çevirmek için piknik yerlerine hiç gitmeyin. Evin güneş gören pencerelerini açmayın, perdeleri sıkı sıkı örtün. Güneş görmeyen yerlerdeki pencereleri karşılıklı olarak açık bırakın, hafif de olsa bir esinti olur. Çok rahat giyinin. Hanımlar korse, sutyen veya kilotlu çorap sakın kullanmayın. Cildinizin nefes almasını önleyecek makyaj yapmayın, pudra, fon dö ten gibi şeylerden kaçının. Yüzünüzü sık sık ıslatın. Bol bir şort ve ince bir atlet fanilası gibi rahat kıyafetleri tercih edin. Bol bol su için. Kola, gazoz, uydurma meyve suyu içmeyin. Bir, iki bardaktan fazla ayran da içmeyin. Arada bir bir şişe maden suyu içmekte fayda var. Kebap, içli köfte, ali nazik, çiğ köfte, lahmacun, bol yağlı menemen, sosis, salam, mayonez, pastırmalı veya sucuklu yumurta, yağlı börek falan yemeyin. Aslında yağlı hiçbir şey ve et yemeyin. Baklava ve benzeri tatlılardan da uzak durun. Çok lazım ise serin bir sütlaç götürebilirsiniz. Sakın rakı falan içmeyin, ölürsünüz alimallah! Meyve olarak, kiraz ve karpuzu tercih edin. Arada bir ılık bir duş yapın ve fazla kurulanmadan oturun. Eğer vantilatör kullanıyorsanız, onu arkasında açık bir pencere olan bir yere koyun. Vantilatörün tam karşısında oturmayın. En iyisi vantilatörün meydana getirdiği rüzgarın bir duvara çarparak odaya yayılmasıdır. Varsa, klimayı kullanmayın. O soğutulmuş odadan çıkıp evin başka bir yerine gittiğinizde cehenneme girmiş gibi olursunuz. Tekrar ediyorum, sakın bu cumartesi ve pazar, plaja, pikniğe, Ortaköy'de, Beyoğlu'nda gezinmeye gitmeyin. Kaderinize razı olun ve oturun oturduğunuz yerde. Yok eğer 'Ben bu hayata dayanamam' diyorsanız, bir kuvvet atın kendinizi klimalı bir alış veriş merkezine ve sıcak dalgası geçene kadar oradan çıkmayın. İşkence kar etmez! - Amirim, adam suçunu itiraf etmiyor. - Biraz zorlasaydınız?? - Çok zorladık efendim ama kar etmedi. - Aynı soruları tekrar tekrar sordunuz mu? - Evet - Aralıksız, hiç durmadan suçladınız mı? - Evet -Alakasız konularla bağlantı kurup adamın kafasını ütülemediniz mi? - Evet, aynını yaptık - Kaç saattir sorguluyorsunuz? - İki gündür - Allah allah nasıl dayandı bu herif be! -Adam evli, efendim. İşkence kar etmiyor! Çadır İki tane dağcı, birisi kekeme, dünyanın en yüksek dağına tırmanacaklarmış .Yarı yola geldikleri zaman, kekeme dağı: -'Çad.. çad.. çad..!' demeye başlamış. Öbürüi de; -'Yukarı çıkalım, söylersin.' demiş. Çıkınca sormuş; 'Ne diyecektin lan?' diye. -'Çad.. çad.. çad.. çadırı aşağıda unuttuk!' Çadır olmayınca aşağı inmeye karar vermişler dağın ortasında kekeme yine; -'Şak.. şak.. şak..!' diye konuşmaya çalışmış. Öbür ki de, yine; -'Aşağı inelim, söylersin' demiş. Aşağı inmişler. Adam bakmış, çadır madır yok! Dönmüş ve sormuş: -'Sen ne diyecektin?' diye... -'Şak.. şak.. şak.. şaka yaptım!' Fıkra değildir Yağmurlu bir havada, Bursa, Karacabey civarında arabası ile giden biri, yol kenarında, kucağında küçük bir çocuk ile bekleyen bir köylüyü görünce durdu ve 'Hayrola amca. Çocuk rahatsız mı? Hastahaneye mi götürüyorsun? Haydi atla arabaya' dedi. Köylü 'Yoh bey abi' diye cevap verdi 'Hastahaneye götürmüyorum. Jandarmaya götürüyorum. Sabah telefon ettim. Getir dediler. Götürüp oraya bırakacağım' Arabalı adam sordu 'Jandarmaya mı bırakacaksın? Neden?' Köylü anlattı 'Abi benim yedi çocuğum var. Dün gece döşekleri serdik bir de baktık ki sekiz olmuş. Bizim karı farketti 'Aha şu çocuk bizim değel' dedi. Gonu komşuya sorduk, kimse sahiplenmedi. Nereden karıştı ise karışmış işte. Onun için Jandarmaya götürüyorum'
:: / Yazarımızın 30 Haziran 2009 tarihli ' Enerjimizi emenler...' 'başlıklı yazısı için tıklayınız.
|
|