05 Ocak 2009 <%Tarih%>
<%Gün%>

Ahmet Çavuşoğlu
Tani buni daa!

Geçtiğimiz Pazar günü karayolundaydım. İlk olarak şunu ifade etmek isterim ki; Bozüyük-Keçiborlu arasındaki yolda kar ve buzlanma vardı ve güzergahın %90’ında Karayolları teşkilatınca sürdürülen hiç bir çalışma yoktu.
Kütahya ve Afyon'da TIR'ların devrilerek ve diğer nakil vasıtalarının kayarak meydana getirdiği kazalar neticesinde duran yollar, donmak üzere olan bir avuç Trafik Polisinin can siperane çalışma sayesinde ara sıra geçit verdi. Neticede 8 saatlik yolu 18 satte alabidik.
Karayolları lütfen bu yazıya cevap vermesin çünkü ben bu rezaleti, gözümle gördüm ve bizzat yaşadım. Trafik polislerine ise teşekkürü bir borç biliyorum, sağ olsunlar, var olsunlar.
Afyon ile Sandıklı arasında iki rampa var. İlk rampada 3 saat kadar takılıp kaldıktan sonra ikinci pampanın da kapalı olduğunu uzaktan gördük. Hemen dönüp rampaya 1 km mesafedeki Sümela Tesislerine sığındık. Afyon-Sandıklı karayolunun 57.kilometresine kurulu olan bu tesis adından anlaşılacağı gibi Trabzon hasreti ile yanan ama parayı da ancak doğduğu yer dışında bulan Ocak ailesine ait. Ömer Ocak buraya bir benzin istasyonu ve kocaman bir dinlenme tesisi kurmuş. Her şeyi yerli yerinde, telsiz internet bağlantısı bile var. Çalışanların çoğu aile efradı. Kaynı Levent Köz, Ömer Ocak’ın sağ kolu, oğlu Murat Ocak bir çok maddenin satıldığı dükkanı idare ediyor, bir başka hısım kasada, diğer bir akraba mutfakta.


Henüz kimse ile tanışmadan tuvalete gitmiş 75 kuruş para vermiştim. Daha sonra lokanta bölümüne girip, herkes ile tanışıp samimi olduktan sonra kapısında ‘Lavabo’ yazan bir yere doğru yürdüğümde Levet 'Abi' dedi 'Orası tuvalet değil, tuvalet dükkanın orada'
Yani benim ilk girdiğim yeri anlatıyor. 'Tamam paşam' dedim 'Ama oradaki adam benden 75 kuruş alıyor, burada mahsur kaldık, hava da soğuk bu tempo ile bende para kalmaz'
Levet hemen oradan birinin yanıma katıp, bizi tuvalete yolladı. Yanımdaki arkadaş da tuvalet değnekçisine dönüp, beni işaret etti ve 'Tani buni da! Bedava işeyecek” diye tembih etti.
Bol, bol kahve içtim, Trabzon ekmeği ve peyniri ile tost yedim, üsütne de bir nefis sütlaç. Sonra Ömer Bey yolun açıldığını haber verdi ve bizde bu sıcacık yuvadan ayrıldık. Çok teşekkürler da!




Hayat zalimdir...
Bazen ağladığınızda kimse göz yaşlarınızı görmez.
Bazen içiniz yandığında kimse acınızı hissetmez.
Bazen endişelendiğinizde kimse derdinizi paylaşmaz.
Bazen mesut olduğunuzda kimse gülümsemenizi fark etmez.
Ama kaza ile bir yellenirseniz herkes duyar...
Tabii bundan sonra klasik bir yellenme hikayesi de şart;
Efendim vakti ile Kayseri'de Hacı Mahmut adında bir esnaf yaşarmış. Bir sabah, bağırsaklarından biraz rahatsız olan bu Hacı Mahmut, pazar yerini gezerken istemeden oldukça sesli yellenmiş. Etrafındakiler hep ona bakmışlar. Bu işten çok utanan Hacı Mahmut, Kayseri'yi terk edip Adana'ya yerleşmiş ve seneler senesi Kayseri'ye hiç gitmemiş.
Aradan otuz sene geçmiş, Hacı Mahmut yetmiş yaşına gelmiş. Bir gün 'Yahu' demiş 'Yakında ölüp gideceğim, şu Kayseri'ye bir gideyim de eski evimi, dükkanımı bir göreyim. Nasıl olsa otuz sene sonra beni kimse tanımaz.'
Atlamış otobüse ve Kayseri'ye gitmiş. Gitmesine gitmiş ama otuz seneden sonra Kayseri'de hiçbir yeri tanıyamamış. Orada gördüğü gence sormuş 'Evladım, sen Sümbül Ağa mahallesini bilir misin? Beni oraya götürsene.'
Genç 'Kusura bakma amca, ben öyle bir yer bilmiyorum' demiş. Hacı Mahmut bu defa 'Peki' demiş 'Beni kasaplar çarşısına götürebilir misin?' Genç 'Öyle bir çarşı da bilmiyorum' cevabını vermiş.
Hacı Mahmut sormuş 'Evladım, sen kaç yaşındasın?' Genç 'Anam babam ben çok küçükken ölmüşler, onun için yaşımı tam bilemem ama amcamdan duyduğum kadarı ile ben, Hacı Mahmut'un pazar yerinde kuvvetli yellendiğinden on sene sonra doğmuşum.'



Temel'in yemeği
Temel, Amerika'da bir inşaat şirketinde çalışmaktadır. Yapmakta oldukları gökdelenin 140. katında, bir İtalyan ve bir Macar arkadaşı ile evden getirdikleri öğle yemeklerini yemeğe hazırlanırlarken sohbete dalarlar.
İtalyan Luigi 'Bu bizimki de hayat mı?' diye sorar 'Her gün buraya gel, bulutların arasında soğukta çalış, akşam eve dön. 30 senelik Maria'nın dırdırını çek. Her gün de aynı yemeği ye. Karar verdim arkadaşlar, eğer Maria bugün için de bana makarna verdi ise kendimi buradan aşağı atacağım'
Luigi sefer tasını açar ve makarnayı görünce 140. kattan aşağı atlar.
Macar Yanoş da 'Luigi haklı idi' der 'Hakikaten bizimki çekilecek eziyet değil. Eğer Zsa-Zsa bana bugün de gulaş hazırladı ise ben de kendimi aşağı atıp öldüreceğim'
Yanoş, sefer tasını açar ve içindeki gulaşı görünce aşağı atlar.
Yanlız kalan Temel gaza gelir 'Ula' der 'Penum sefertasumda da hamsi varsa ben de atlayacağım daa'
Sefer tasını açar, hamsiyi görür ve o da aşağı atlar.
İnşaat şirketi ölen üç işçisi için bir tören tertip eder. Luigi ile Yanoş'un karıları iki gözü iki çeşme ağlamaktadırlar 'Eğer kocalarımız bize başka yemek istediklerini söyleselerdi her yemeği pişirirdik' diye yakınmaktadırlar.
Fadime'nin ağlamadığını gören birir sorar 'Hanımefendi, diğer ölenlerin karıları iki gözü iki çeşme ağlıyor. Siz neden böyle sakinsiniz?'
Fadime 'Benim bir kabahatim yok ki' der 'Temel her gün kendi yemeğini kendi hazırlardı!'

:: / Yazarımızın 02 Ocak 2009 tarihli  ' Üç grup insan!'  'başlıklı yazısı için tıklayınız.

   

...::: Bu site TÜRKMEDYA Bilgi Sistemleri tarafından hazırlanmıştır :::...