İdil Çeliker Açlık sınırında madalya hayali
Olimpiyat oyunlarında beklenen başarı sağlanamayınca, memleketteki idari yöneticiler, işi ağız dalaşına kadar vardırdılar... Herkes birbirini suçlasa da; kavga dövüşe hiç bir yere varılamayacağını en az bizim kadar onlar da biliyordur eminim... Eğitim yılı 8 Eylül'de başlıyor... Milli Eğitim Bakanlığı'nın, müfredatta yaptığı değişiklikler uzantısında, Beden Eğitimi dersi haftada ikiden bire çekildi bir süredir.. Bir ders 40 dakika... Beden Eğitimine başlamadan 10 dakikanın giyinme, son 10 dakikanın da soyunma için harcandığını, yoklaması, konuşmasını da katınca, geriye ortalama 10 dakika kaldığını bilmek, sporla ne kadar yakın! ilgimiz olduğunu, çocuklara bedensel terbiyeyi ne kadar sunduğumuzu tüm çıplaklığıyla fotoğraflamaya yeter sanırım... Bu resmin içine bir de Türkiye İstatistik Kurumu'nun , 'Bir ayı tok geçirmesi için' vatandaşına 64 YTL'nin yeterli olduğu yolundaki dahiyane verileri eklenince, bırakın olimpiyatlarda derece almayı, okuldan eve tabanvay yolculuğa bile enerji bulmaları imkansız... 3 tarafı denizle çevrili bir ülkede suyun üstünde kalmayı bile başaramayan insanlarımızın ülke nüfusunun 4/3'ünden fazla olduğunu biliyoruz... Ama denizle uzak yakın ilişiği olmayan gelişmiş ülkelerde, çocuklar eğitim hayatları boyunca yüzme dersi görüyor... Genç nesilden şikayetçiyiz sıklıkla; kanaatimiz saldırgan ve öfkeli oluşları, hiç bir şeye değer vermemeleri yolunda.... Ne kendilerine saygı duymayı öğretebiliyoruz, ne bedenlerine... Kendisine saygısı olmayanın başkasına saygı göstermesi beklenebilir mi? Oysa enerjilerini atmalarını sağlayacak, saldırganlıklarını bastıracak spor faaliyetlerinde bulunabilseler, sadece bedensel sağlıklarını değil, salgılanacak endorfin hormonu nedeniyle ruhsal sağlıklarını da kazanacaklar... Milli Eğitim Bakanlığı'nın 'Beden Eğitimi' biraz daha hassasiyet göstermesini bekliyoruz... Üstelik sadece 'not' diretmesiyle değil, gerçekten o körpe zihinleri yaşken olabildiğince esnetmek için...
Sen söyle sen işit Her yıl aynı hikaye; aynı manzara... Devlete bağlı eğitim kurumları tarafından talep edilen 'Kayıt parası' krizi ... Milli Eğitim İl Müdürlükleri ekrandan bağırıyor 'Zorunluluk yok. Kayıt parası talep edenleri 519 33 08' numaralı telefona bildirin...' diye... Takan var mı? Toka kadar bile hükmü yok bu uyarının... Sen söyle, sen işit... Bu yaz, bir kaç öğrenci kaydı için talep edilen rakamlara tanıklık ettim... Çocuk başına 3 bin YTL'den açıyorlar kapıyı... 'Allame-i Cihan gelse farketmez.' diye indirim isteyenleri de iteleyerek hem de... Tamam, okulların genel giderlerini karşılamak kolay değil... Çoğunun elektrik, su borçları dağ gibi... Boyası, badanası, çalışanın maaşı, yakıtı, temizliği ciddi harcamalar gerektiriyor... Eh, gücü yetenin zaten elinden geleni esirgediği yok... Adı üstünde; 'Bağış'... Bu işin zorlaması olmaz... Olmamalı... Evinin kirasını ödeyemeyen, evladının ekmeğini alamayan, utancından durumunu kimselere anlatamayanların mirasçılarını da mı 'yok' sayacağız?.. Yolun en başında ezikliklerini mi hissettireceğiz? Yuh bize o zaman...
:: / Yazarımızın 26 Ağustos 2008 tarihli ' Bu nasıl anlayış!' 'başlıklı yazısı için tıklayınız.
|
|