İdil Çeliker İstanbul değil Paris
Kalem erbabı bazı büyüklerimiz, adab-ı muhaşeret kurallarına uymadığımız için höpürüp, köpürse de; 'Gördüğümüzün' dışında 'yediğimizi' de paylaşmadan geçemiyoruz çoğu kez... Bazen öyle umulmadık hoşluklar kucaklıyor ki insanı, bu ayrıcalığı paylaşmamak haksızlık... Gökyüzünün delindiği haftalardan birinde, Beyoğlu'nda bir mekana davetliydim... İtiraf etmek gerekirse; semtin karanlık yüzünden her daim çekinmişimdir... Dokunulmuş her duvarı, asfaltının adımlanan her karesinde, suç ortaklığına sürükleyen izbe sokaklarında cendereye girmiş gibi hissetmek, elbette bölgeyi tercih alanlarımın dışına itiyor... Oysa, bir başka yüzü aynalanıyor insanların Beyoğlu'nda... Kariyerlerini, güncel kimliklerini, baskılamaları, ayıpları, günahları soyunan, en çıplak, en ayıp düşüncelerle, yalansız gerçek hallerine tanıklık edebimek önemli bir ayrıcalık... Nitekim o yağmurlu gecede, Beyoğlu'nun bir başka yüzüyle daha tanıştım şaşırarak... Asmalı Mescit, nicedir, yerli yabancı turistin gözdesi biliyorum... Beyoğlu'nun karanlık silüetinden akan potansiyel tehlikelerden, görünmez bir hatla sınırlandırılmış rengarenk bir sığınaktan farksız... İstanbul'dan çok Paris edası sinmiş daracık sokaklarına... Orada gezenler, sınır ötesindekilerden farklı... Daha çok pasaportla içeri alınıyorlarmış gibi bir hava hakim... Kim ne için geldiğini, ne yiyip, ne içeceğini, kimi dinleyeceğini biliyor... Bu alanda serseri mayın gibi 'dişine göre' yer arayanlara rastlamak pek mümkün değil dolayısıyla... Bizim davetli olduğumuz mekan; TOCC... İki katlı mekanın girişinden sokağa karışan müzik sesi, ışık hüzmeleriyle birleşince, sürprizli bir ambiansın davetkar kokusunu almamak imkansız... Giriş katındaki büyük bar, dans etmeye uygun zemin, haftanın belli günlerinde canlı performans sergilediklerinin ipuçlarını veriyor... Üst kata doğru çıkınca, kervan yolculuğunu anımsatan moda fotoğraflarıyla seçkinleştirilmiş duvarların, mutfağa dair ayrıcalıkları da genel imaja hızla monte ettiğini ifade etmeliyim... Ünlü iş adamları, sanatçılar, yabancı yatırımcılar, yöneticiler işle karışık, keyif saatleri için TOCC'u seçiyorlarsa, elbet vardır bir bildikleri.... TOCC'un kurucuları Profora Danışmanlık'ın ortaklarından Cenk Sümer ve Tolga Işık... İki genç girişimcinin, bu yolculukta en büyük desteği Körfez Restaurant'ın sahibi Ömer Salur... Ömer Bey, bir lezzet aşığı... Hergün bir yenilik eklemeden duramıyor mönüye... Nitekim, bizi görünce, mutfağa fırlayıp, yepyeni şeyler hazırlaya girişti hemen. Daha çok parmak yedirten cinsten diye özetlemek yerinde olacak sanırım... Başlangıç için Hamsi Tempura, üstüne deniz mahsüllü Linguini ile başlayan lezzet turunda, karamelize soğan ve ıspanakla fırınlanmış domates yatağındaki levrek son durak... Ömer Bey'e kalsa bu yolculukta dur, durak yok... Bir pizza yapmışlar, kokoreçli... Adı da; İstanbul Pizza... Aslına bakacak olursanız her gidişte yeni bir lezzetin tadını çıkartmak gerekiyor... Hatta kahvaltıya bile açılan kapılarından adım atınca, biraz gezinip, öğle saati iş yemeklerine tanıklık, akşam müzik eşliğinde bar sefası, gece de yenilik arayışında mönü ajanlığı şart... Bu arada duvardaki fotoğraflar da satılıyormuş talep edenlere... Kahvaltıdan, hamburgere, salata cennetinden, balığa, et çeşitlerinden pizzalara, müthiş şarap kavından tatlılara kadar eski bir şatonun baş davetlisi gibi hissettiriyorlar insana... O bölgeye araçgirmediği için, yediğinizi yürüyerek yakmak mümkün... 'Şato havası' ifadem sizi korkutmasın, zira fiyatlar makul... Öğle mönüsü 15 YTL, mükellef akşam yemeği yaklaşık 50 YTL civarında... Yaz akşamları, kentin hava koridorundan da yeterince nasiplendikleri için, sokaklara taşan eğlenceli masaları, kent efsanesi tadında aktarıyor mekan sahipleri... İlla ki; görmek lazım... SÖZÜN ÖZÜ Kötü haberlerin kanatları vardır; iyi haberlerin ayakları bile yoktur.... M.Cavendısh
:: / Yazarımızın 09 Haziran 2008 tarihli ' Kızların odasında davetsiz misafirler' 'başlıklı yazısı için tıklayınız.
|
|