Defne Samyeli Çandar Anayasa Mahkemesi'ne nasıl güvenecek?
Yayına başladığı günden bu yana saat 20:00'de NTV ekranına kilitlenmemi sağlayan- başka birçok kişinin de aynı duygularla izlediğini bildiğim- 'Yorum Farkı'nda kan değişimi var. Mehmet Barlas'ın, atv Ana Haber'in anchor'ı olmasından sonra programın kadrosunda zorunlu bir değişiklik yapıldı; Emre Kongar'ın karşısına Cengiz Çandar oturdu. Daha başından sonuna kadar yakalayıp izleyemedim; dolayısıyla fikrimi beyan etmek için bile erken ama sanki Barlas ve Kongar'ın tenis oynar gibi fikir yarıştırmaları daha heyecanlıydı. Çandar'ın da bir süre sonra o yayına daha çok alışacağına eminim. Çok bilgili ve deneyimli br gazeteci. Temsil ettiği fikirler yönünden Kongar'ın karşısına oturtmak için doğru seçim. Geçen gece ikili, Anayasa Mahkemesi konusunda tartışırken bir husus dikkatimi çekti. Cengiz Çandar, Anayasa Mahkemesi'ne güvenmediğini söyledi! Kongar, Çandar'ın Cumhuriyet rejiminde ve hukuk sistemi içinde 'Anayasa Mahkemesi'ne güvenmiyorum' demenin 'felaket' olduğunu ve tam olarak bu kelimelerle olmasa da, en yüksek mahkemenin de hukuki normlara uymadığını söylüyorsak, o zaman bu ülkede güvenecek hiç bir şeyin kalmayacağını söyledi. Çandar, bunun üzerine 'Ben BU Anayasa Mahkemesi'ne güvenmiyorum' dedi. Yani, benimsediğimiz sistemde mahkemenin rolüne ve görev tanımına evet, ama BU Mhayır! Neden? Birkaç nedeni var belli. Biri, 367 kararı -Çandar'ın 'ucube' olarak nitelendiriyor. Şimdi.. Yasama yürütne ve yargı organlarının faaliyet biçimine göre onlara güvenip güvenmeyeceğimize karar verecek olur, safımızı olan göre belirlersek, işte esas kamplaşma o zaman olur; sistem iyice içinden çıkılmaz bir hal alır. Mesela. Şimdi ben diyebilir miyim, 'Ben TBMMye güvenmiyorum. Yani genelde Meclis'e, seçmenin iradesinin seçimle kendini temsil eden vekillerine dervetmesine inanıyorum, güveniyorum ama BU Meclis'e güvenmiyorum' 'Niye?' 'E baksanıza, Meclis kompozisyonuna. %47 oyla Meclis'in neredeyse tamamını ele geçiren, keyfine göre yasa yapan, hangi partiden olursa olsun liderleri ne derse o yönde parmak kaldıran bir grup insan beni nasıl temsil edebiliyor?Bu Meclis olmasın. Başka Meclis olursa beğenebilirim' Diyebilir miyim? Milletvekillerini, kararlarını eleştirebilirim. Ama sırf 'benden değil' diye, sırf 'kararlarını beğenmedim' diye o makama, o kuruma inançsızlık duyamam, hele bunu bir canlı yayında asla söylemem. Anayasa Mahkemesi olmadan yargı olur mu? BU mahkeme, AKP'yi kapatmamaya karar verirse mi Çandar ona inanacak? Öyle görünüyor.
İnsan hakkı ihlali mi dediniz? Fransız halkının derdi bu ara farklı. Birincisi: Varsa yoksa yeni First Lady'leri Carla.. Carla'nın İngiltere Kraliçesi'ni ziyareti öncesinde basında 'patlayan' çıplak fotoğrafı. Kraliçe'nin karşısında reverans yapacak mı? Şapka takacak mı? Şimdi bunlar bitti; uzun boylu First Lady'nin eşi Sarkozy'den çok uzun gözükmemek adına giydiği dümdüz ayakkabılar başrolde. Fransız halkı konuşmayi, eleştirmeyi seviyor. Avrupalının demokratik olanın böyle zaten. Ülke insanına dert olan bir başka husus, Çin'de düzenlenecek olan Olimpiyat oyunları. Efendim, Çin'in insan haklarını ihlal eden bir ülke olması (Tibet'te bağımsızlık gösterilerinin 'kanlı' şekilde bastırılması) dolayısıyla protesto edilmesi gerekirmiş. Sınır Tanımayan Gazeteciler de dahil olmak üzere birçok sivil toplum kuruluşu günlerdir Çin karşıtı eylemler yapıyor. Fransız halkının bir kısmi diyor ki 'Fransa olimpiyat oyunlarına katılmasın.' Bir kısmı devleti temsilen Cumhurbaşkanı Sarkozy'nin açılış törenini protesto etmesini, bu törene katılmamasını istiyor. Sarkozy, klasik politikacı. Kimseyi protesto falan edeceği yok. Ama yine de yaptığı açıklamada Fransa Cumhurbaşkanı, Olimpiyatlar'ın boykot edilmesi dahil tüm seçeneklerin masada olduğunu söyledi. Sanki insan hakları ihlalleri çok umurundaydı. Ama artık halkının ve de Fransız meclisinin şiddetle karşı çıktığı olaylara ilişkin daga 'dikkatli' davranıyor. Ne de olsa sütten ağzı yandı bir kere. Kaddafi ziyaretini hatırlayın. Fransız Cumhurbaşkanı, 3 milyar euro'luk Airbus ve nükleer santral ön anlaşmalarını imzalamak için gitmiş. Fransız Meclisi, muhalafet partileri, kamuoyu kıyamet koparıyor! Bırakın muhalafeti, Fransa'nın insan haklarından sorumlu Bakanı Rama Yade bile Libya'yla anlaşma imzalanmaması çağrısında bulunmuş; 'Her şey ticaret değil' demişti. Çin'in insan hakları ihlaline karşı tek gerçekçi tepki Avrupa Parlamentosundan. Gerisi hava civa. Yine de Çin, kendince büyük bir adım attı da, yabancı basının son çatışmalar sonrası ilk kez Tibet'e girmesine izin verdi. Kendi uygun bulduğu yerlere tabii. Mazallah... Hiç sansürsüz olur mu?
Geçen sene bunu söylemek çok komikti Dediğimiz çıktı. ABD Başkanlık seçimi yarışında Demokrat adayların, Obama ve Clinton'ın çekişmesinin, Cumhuriyetçilere yarayacağı anlaşılıyor. En son yapılan kamuoyu yoklamalarına göre Demokrat aday adayları Hillary Clinton ve Barack Obama'nın destekçileri, birbirlerinden o kadar kesin çizgilerle ayrılıyor ki, destekledikleri kişinin Demokrat partinin adayı olmaması halinde, bilerek ve isteyerek oylarını Cumhuriyetçi adaya, yani McCain'e vereceklerini söylüyolar! Cumhuriyetçi seçmeninse zaten John McCain dışında bir seçeneği yok. Bu seçmen profilinin kendi adaylarına değil de, bir Demokrata oy verdiği elbette görülmemiş şey değil. Ne var ki karşı tarafın adayının bir kadın ya da siyahi olması, Cumhuriyetçi seçmen için-doğası gereği- çok cazip olmayabilir. Dolayısıyla ABD'nin bir sonraki Başkanının McCain olması ihtimali kuvvetleniyor. Geçen sene bugünlerde biri böyle bir söz etse, kahkahayla gülerdik! Bırakın geçen seneyi, birkaç ay öncesine kadar kampanyası dağılmış durumundaki McCain'in yarıştan çekilmesi bekleniyordu. Şimdi bu yarıştaki en yaşlı Başkan adayının destekçileri, azmin meyvesini yiyorlar. Ne demişler? Çıkmadık candan umut kesilmez.
:: / Yazarımızın 26 Mart 2008 tarihli ' Al o güzel hakları tepe tepe kullan' 'başlıklı yazısı için tıklayınız.
|
|