27 Mart 2008 <%Tarih%>
<%Gün%>

Vehbi Dinçcan
Hilton ne giyer?

Milleti merak sardı!
Paris Hilton geliyor ya... Türkiye şereflenecek ya! Ne yer, ne giyer, nasıl oturur, nasıl uyur?
Dört bir yanımızı merak sardı inanın... Boru değil bu bilesiniz. Dünya yıldızı! Paris Hilton topraklarımıza ayak basacak... O topraklar saklanır be!.. O oturduğu sandalye antikaya kaldırılır. Bence kullandığı havlu bile işe yarar!
Bir davete geliyor Hilton... Dedik ya; Türkiye ayakta... Kapılarda, pencerelerde millet!
Geçeceği yolları hesaplıyorlar... Gül dökecekler yollarına, belki kırmızı halı döşenecek ayaklarına...
Nasıl bir iştir bu anlamadım.
Derdimiz aşmış nereleri, takmışız Paris Hanım'ın giydiklerine, yediklerine...
Gazeteciler röportaj yapacaklarmış... Seçilen gazeteciler... İşlerini iyi bilenler... Ama röportaj yapacak olan deneyimli arkadaşlarla bir sözleşme imzalıyorlarmış... Okudum şaşırdım.
Efendim özel hayatına girmek yok, aile ile ilgili soru asla olamaz, yaşadığı veya yaşayacağı aşklarını konu edenin diline biber...
Peki ne soracak bu insanlar? Onu da belirtmişler efendiler...
Nereden giyer, giyim tercihleri nedir, ne yer, ne içer gibi sorular. Eğer bu soruların dışına çıkanlar olursa toplantıdan dışarı davet edilirlermiş... Pardon! Nasıl yani? Adamı yerler! Hem de ham yaparlar. Kim ki bu Paris Hilton? Ne iş yapar... Bildiğim sıkı frikikler verir, aşklarını anlatır. Duyduğum bunlar... Bi'de bunun Türkiye'de çakması var ya... O da bunu taklit ediyormuş söylenenlere göre...
Bırakın bunları yahu... Bunlara verilen önem nedir? Sıfatları nedir ki?..
Mutlaka bu Paris denen kadın parasız, pulsuz gelmiyordur ama yüklü para kaldıracağı da kesin.
Beni alakadar etmez efendim. Kaç para alırsa alsın da; gazetecilere böyle yükümlülükler getiriyorsa orada duracak birazcık... Giden gazeteci arkadaşlara söyleyeceğim. Benim merakım bu maruz görün. Lütfen sorar mısınız ne renk don giyer? Ne marka sutyen kullanır? Çok merak ediyorum bi'de sorar mısınız hangi saat de hacetini giderir! Çok oluyorum belki ama bi'de sakın ha yollarına gül dökmesinler... Gül o kadar önemlidir ki gülün kalitesini düşürmeyin, sakın ha!




Aferin Yılmaz
Dün bir zarf aldım. İçinde bir albüm... 'Yine birileri aptal şarkıları okumuş ve bize yollamış...' diye düşündüm içimden. O kadar sıkıldım ki abuk şarkıları dinlemekten... Açtım zarfı, gönderen bizim Özgür Aras... O yapıyormuş tanıtımını... İçinde Yılmaz Morgül'ün Yeni Klasikler albümü... Neler okumuş, neler anlatmak mümkün değil, dinlemek gerek... Ben resmen o eski günlerime döndüm.
Tüm ünlü bestekarların şarkılarının bir araya getirildiği şahane bir klasikler albümü...
'Kader kime şikayet edeyim seni bilemem' Bu güzel şarkıyı dinlerken kadere şikayet ediyoruz ama bi'de dönüp kendimize dönüp baksak ya.. Ardından gelen 'Ömrümüzün son demi son baharıdır artık' Bir kadeh rakı içiminde, Selahattin Altınbaş'ın güzel şarkısıyla anılara dönmek bir hoş oluyor. Hele 'Belki bir sabah geleceksin' şarkısındaki tını sizi sabahın kör karanlığında kapının çalması için bekletebilir. Ama o vakit geçmeyebilir
Efendim kısacası çok güzel bir albüm ortaya çıkmış... Yılmaz Morgül de şarkıların hakkını vermiş hani... Özellikle arabada dinlerim albümleri ben... Bu albümü de aynen o şekilde dinledim ve enfes bir yolculuk yaptım. Gece de eve çıkarttım. Işıkları söndürüp derinlere daldım gittim. Sağ ol Yılmaz...
Ve albümün gelirini Mehmetçik Vakfına bağışlıyomuş...
İşte olay bu...



Dipnot!
Dipnot bir medikal estetik merkezinin adıdır efendim.
20 yıllık bir arkadaşım buldu geçenlerde beni, bizim Sıdıka sayesinde... Unutmuşum sesinin tonunu... Ankara günlerini konuştuk uzun uzun... Bir çocuk yuvası ve güzel bir mağazanın sahibesiydi kendileri...
İstanbul' da böyle bir yer açmış... Dipnot... Estetik merkezi burası... Öyle kesme, biçme yok. Son derece hijyenik bir ortamda özel makinelerle tedaviye alıyorlar... Dr. Mustafa Karataş bu işin uzmanı ... Stil sahibi ve çok nazik bir Dr... İşini severek yaptığı her halinden belli... Yanında çalışan kişilerde inanılmaz güler yüzlü...
Gülben Ergen son albüm öncesi, ekranlara çıkmadan bir operasyon geçirmiş orada... Dedik ya; kesme biçme değil... Tamamen özel makineler ve doğal beslenme yolu ile...Dr. Mustafa benim göbeği görünce yüzünü ekşitti. 'Olmaz böyle, olmaz' diye neredeyse feryat edecekti. Aldığı gibi beni, o güler yüzlü, güzel ve samimi Bahar kızın eline teslim etti... Yarım saat, uyguladığı sıcak kürde yaptıklarını izledim güzel Bahar Öztürk'ün... Sağlıklı bir zayıflama anlatmak istediğim... Ağrı yok, sızı yok... Mustafa Karataş dedi ki; 'Bir ay sonra seni tanıyamayacaklar' Vay be... Zaten karizmatik olduğumu söylüyorlar bu günlerde, kısmetim iyice açılacak mı, ne dersiniz?

GÜNÜN SÖZÜ
Biri sana sarıldığında, önce onun kollarını gevşetmesini bekle.

:: / Yazarımızın 26 Mart 2008 tarihli  ' Ya ölümsün ya düğün'  'başlıklı yazısı için tıklayınız.

   

...::: Bu site TÜRKMEDYA Bilgi Sistemleri tarafından hazırlanmıştır :::...