Duransel Doğan Sosyal güvenliğe, güvensizlik yasası mı?
Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) bugünden itibaren Sosyal güvenlik Reform Yasası Tasarısı'nı görüşmeye başlıyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, TBMM'de grubu bulunan siyasi partileri de ziyaret ederek tasarının 'Temel Yasa' kapsamında görüşülmesi konusunda görüşlerini aldı. Görüşmeler sonrası mutabakat sağlandığı açıklandı. Dolayısıyla perşembe günü başlayacak genel kurul görüşmeleri araya başka bir tasarı, değişiklik alınmaksızın kesintisiz olarak sürdürülerek tamamlanacak. Sosyal Güvenlik sistemini neredeyse kökten değiştiren, sosyal güvenlik kuruluşlarını (Emekli sandığı, SSK, Bağ - Kur) tek çatı altında (Sosyal Güvenlik Kurumu) toplayan, emeklilik koşullarını, emekli aylığı bağlanması esaslarını, sağlık ve diğer sosyal yardımları, kadın ve erkekler için emeklilik yaşını vs. yeniden düzenleyen oldukça kapsamlı bir düzenlemeyi ele almaya başlayacak meclis. Geniş kitleleri ve bu kitlelerin 25 - 30 yıl sonraki geleceğini, yaşam ve sağlık koşullarını ilgilendiren bir düzenleme. Tasarı komisyonda görüşülürken, sosyal tarafların görüşünün alınmasına gerek duyulmadı. Hükümet, IMF ile birlikte kendi hazırladığı tasarıyı, Meclis'e gönderdi. Ta ki, tasarı genel kurul aşamasına gelip de, işçi - işveren - memur sendikaları ayağa kalkınca, hükümet sosyal taraflarla masaya oturmayı kabul etti. Emek Platformu'nun, 14 Mart'taki ülke çapında iki saatlik iş bırakma ve kamu çalışanlarının da iş yavaşlatma eylemleri olmasaydı hükümet yine çalışanları dinlemeyip bildiğini okuyacaktı. Üç işçi konfederasyonunun birlikte hareket etmesi, tasarının önceki haliyle yasalaşması durumunda genel greve gideceklerini ilan etmeleri, hükümeti de uzlaşı arayışına yöneltti. Bu da özellikle çalışan, zayıf, korunmasız sosyal kesimler için 'örgütlülüğün' ne kadar gerekli ve zorunlu olduğunu gösterdi. Yapılan son pazarlıklarda, hükümetin tasarıda 9 bin olarak öngördüğü pirim ödeme gün sayısı için 7200 günde uzlaşıldı. Sendikaların talebi 7 bin gündü bir ortak nokta bulundu. Diş ve protezlerde yaş sınırı kalktı. Ölüm, cenaze, evlenme vb. sosyal yardımlarda tutarı belirleme yetkisi SGK Yönetim Kuruluna bırakıldı. Emekli aylık bağlama oranlarında da uzlaşma sağlandı ve en azından mevcut emeklilerin hak kaybına uğramaları ve maaşlarında düşüş önlendi. Ancak, toplantıya katılan üç işçi konfederasyonundan ikisi (Türk İş ve Hak - İş) 'sempatiyle' baktıkları hükümeti fazla 'üzmemek' için uzlaşılan hususları yeterli bulurken, DİSK tasarıya tepkiyi sürdüreceğini, refah payı, kıdem tazminatı, iş güvencesi vb. taleplerde ilerleme sağlanmadığını açıkladı. Memur sendikaları da tasarının kamu çalışanları aleyhine maddeler içerdiğini, kamu çalışanlarının 'ayrı yasa ve ayrı sosyal güvenlik kurumuna sahip olması' durumunun devamını istiyorlar ve tasarıya karşı tepkiyi sürdürüyorlar. Bir yanıyla sosyal güvenlik sistemi, yıllardır siyasi müdahalelerle sistemle sürekli oynanması, siyasi vaatlerle emeklilik yaşının düşürülmesi, genç emekliler ordusunun yaratılması vb nedenlerle felç oldu. Sosyal güvenlik açıkları, bütçe ve hazineyi zorlar hale geldi. Ama bir yanıyla da fatura yine çalışanlara, işçi - memur - esnafa çıkartıldı. Şimdiden 2030 - 2040 - 2070'lere yönelik düzenlemeler içeren bu yasa, ileride yine siyasi vaatlerle 'delik - deşik' olur mu? Olur! Sosyal güvenlik sistemi, zamanla yine emekli maaşı, ilaç parası, hastane parası ödeyemez hale gelip, adı da 'sosyal güvensizlik' olur mu? O da olur!
:: / Yazarımızın 25 Mart 2008 tarihli ' Mart dokuzu, Mart bozumu, Nevruz... Niye böyle?' 'başlıklı yazısı için tıklayınız.
|
|