Rıza Zelyut Şemdinli'yi bilen var mı?
'Şemdinli'yi bileniniz var mı? Mayına basan aracın içinden, tam on dört metre uzağa fırlayan bir arkadaşınız oldu mu sizin? 'Yenge vallahi az önce yanımda oturuyordu, şimdi dışarı çıktı' diye yalan söylediniz mi karısına? Gomane Tepe'nin zirvesinden, içinde eşinizin, çocuğunuzun bulunduğu lojmana doğru yanarak gidip evinizin duvarında patlayan RPG-7'leri izlediniz mi siz? Ama yine de bulunduğunuz görev yerini terk etmeden, acaba öldüler mi, yaralandılar mı, diye sabaha kadar hiçbir haber alamadan beklediniz mi? 'Ben bu insanlar rahat uyusun diye buradayım, ama neden benim aileme saldırıyorlar' diye düşündünüz mü hiç. Evinizin roketlendiği mahalleden ve hatta roketin atıldığı, makineli tüfeğin yanı başında çalıştığı evin sakinlerinin, 'Vallahi biz bir şey görmedik' dediklerini duydunuz mu kulaklarınızla? Her şeye rağmen deyip görevinize devam ettiniz mi? O patlamalardan dolayı yıllardır psikolojik tedavi gören bir çocuğunuz veya çocuğu bu yüzden tedavi gören bir tanıdığınız oldu mu? Hiç böyle bir babanın veya annenin yüz ifadesini gördünüz mü? Tabancanızı evinizde bırakıp ' Bir şey olursa, eve girmeye çalışırlarsa gerekeni yap, son iki mermiyi de kendinize ayır, ellerine sağ geçme' diyerek her defasında eşinizle helalleşip çıktınız mı evden, ya da böyle bir tanıdığınız oldu mu?' FİLMİN SON KARESİ Yukarıdaki satırları emekli astsubay Oktay Yıldırım yazmış. Onun adı, gecekonduda ele geçirilen el bombaları olayına karışmıştı. Buna benzer daha önce de üç polis operasyonu yapıldı. Hepsinde de emekli askerler suçlu gibi gösterilmek istendi ama kanıtlar ortaya konulamadı. Ben, Oktay Yıldırım'ın adının karıştığı olayı değil; yukarıda yazılanları düşünüyorum. Belli ki o, kendi hayatından, arkadaşlarının hayatından kesip aldığı film karelerini alt alta sıralamış. Film, gayet acıklı, kanlı, düşündürücü... Hayatı böyle geçen bir insan olmayı kim kabul edebilir ki... Bizim bilmediğimiz, derin, korkunç, tehlikeli, yıpratıcı bir hayat yaşıyor asker... Bir de bu filmin son karesine bakın: Son kare; sadece camilerde, cenaze namazlarında seyrediliyor: Bir tabut, üstünde bayrak... İçinde kim var? Neden orada? Siz orada olmak ister miydiniz? Tabutta bulunanı biliyoruz: Bombayla havaya uçurulmuş bir asker. Belli ki babası ona çürük raporu uydurmamış; o da istememiş; kınalı koç gibi askere gitmiş; kan içinde parçalara ayrılmış. Sessizce yatıyor. Sesi çıkmıyor; sesini çıkaramıyor. Demokrasi; onun sesini kısıyor; katilin sesini sonuna kadar açıyor. Siz katili dağ başında LPG ile dolaşan birisi mi sanıyorsunuz? Asıl katil; onun gazeteden, televizyondan sesi olan ağızdır. O, şimdi tabutta... Ama neredeyse onu suçlu ilan edeceğiz. Şehidi savunmak; kameraya alınmak, hapse tıkılmak, polis tarafından coplanmak demek. Ülkenin baş yöneticisi, açıyor ağzını yumuyor gözünü. Dediği neredeyse şu: 'Ölmeseydin kardeşim; bana ne senin şehitliğinden. Zaten askerlik yan gelip yatma yeri değildir.' Başbakan; suçlamayı ona getiriyor. Bu gidişle; 'Bundan böyle şehit olmayı yasaklıyorum!' diye kanun çıkartacak. İşin ucu gidip 22 Temmuz'a dayanıyor. O gün, bu filme yeni bir kare daha eklenecek. Sanıyorum ki Hakkari dağlarında şehit düşenler, kanlı kefenleri ile ayağa kalkacaklar. Ülkenin durumuna el koyacaklar... ZONGULDAK MİTİNGİNE KATILIN Diyarbakır Atatürkçü Düşünce Derneği, bir dilekçe hazırlayıp Kuzey Irak'taki Kürt aşiret reisi Mesut Barzani'yi Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı'na şikayet etmiş. Barzani, PKK'yı destekliyor; PKK ise askerimize tuzak kurup şehit ediyor. İyi de Barzani'yi böyle azdıran kim? Cumartesi günü Zonguldak'ta bir miting var... Atatürkçülerin düzenlediği bu mitingde PKK'ye, Barzani'ye, ABD'ye ders verilecek ama asıl bunların içerideki uzantıları uyarılacak. Bu mitingde; şehit düşenler anılacak... Zonguldak'tan bir el Şırnak Gabar Dağları'na bir el Hakkari'ye uzanacak. Oradaki şehitler, uzanan bu elleri tutup ayağa kalkacaklar... Şehidiyle yaşayanı kucaklaşacak. Siz de o genç yaşta şehit olanların yanında iseniz; bu mitingde yer alın... Zonguldak terste kalıyor ise Bursa mitingine katılın ki şehitlerin kemikleri sızlamasın.
:: / Yazarımızın 20 Haziran 2007 tarihli ' Mikser Arınç' 'başlıklı yazısı için tıklayınız.
|
|