27 Temmuz 2005 <%Tarih%>
<%Gün%>

Rıza Zelyut
Danone-Erdemir-Lozan


Geçen hafta gazetelerde küçük bir haber yer aldı:
Pepsi, Danone'yi satın alacakmış...
Pepsi, küresel ABD şirketlerinden birisi. Yiyecek içecek konusunda bir dev şirket. Danone ise Fransızların yiyecek içecek alanında çok tanınmış bir firması...
Pepsi'nin Danone'yi almak istediği haberi Fransız basınında yer alınca ortalık karıştı. Fransızlar neredeyse ayaklandılar. Nasıl olurdu da Fransa ile özdeşleşmiş milli bir şirket, ABD'ye satılırdı?
Kamuoyunun bu ulusal tepkisine hükümet de hemen katıldı. Fransız Başbakanı, hemen bir açıklama yaptı ve 'Danone'nin Fransız kalması için hükümetimiz üzerine ne gibi bir görev düşüyorsa, onu yerine getirecektir.' dedi.
Fransa ki, dünyanın sayılı gelişmiş ülkelerinden birisi. Uluslararası alanda çalışan pek çok şirketi bulunuyor. Böyle bir ülke, kendisinin malı olan bir şirketi yabancılara kaptırmamak için halkıyla, hükümetiyle seferber oluyor.
***
Bir de Türkiye'ye bakın...
Erdemir, yani Ereğli Demir Çelik Fabrikaları, Türkiye'nin övünç duyduğu büyük sanayi yatırımlarından birisidir. Bu fabrika, yerli sanayie mal yetiştirir, ayrıca, ürettiği malın önemli bölümünü de dışarıya satarak ülkemize döviz kazandırır.
Özelleştirme adı altında, bu ülkenin 80 yılda yarattığı sınai ve ticari kurumlarımızı yabancılara bedavaya satmaya çabalıyoruz. Eğerli Demir Çelik Fabrikaları da bu durumda. Cumhuriyet'le eş anlamlı kuruluşlarımızdan olan ve yerli sermayenin yüz akı konumunda bulunan Erdemir'i bir avuç dolar için satacağız.
Halkımız, işçilerimiz buna karşı çıkıyor.
Fabrikayı ne olursa olsun satmak niyetindeki Başbakan Erdoğan, ne yapıyor? Bu hızla yenilenen ve kar eden ulusal kuruluşu kötülüyor.
Erdemir için, 'mezbelelik, her yeri pislik içinde!' diyor. Herhalde uzaktan bakıp, demir ve kömür cevherlerini görünce böyle bir izlenime kapılmış.
Dünyada satmak istediği malı kötüleyen satıcı olur mu?
Olur ise böyle satıcıya ne denir?
Fransa gibi güçlü bir ülkede yerli sermayeye ait bir şirketin yabancılara satılmaması için hükümet elinden geleni yapacağını söylüyor; bizim gibi yabancı sermaye karşısında çaresiz durumdaki bir ülkede ise, yerli sermaye kötüleniyor, yabancılara satılması için hükümet kamuoyunu kandırmaya, korkutmaya çabalıyor.
Alın işte size, neden Atatürk dönemindeki Türkiye olamadığımızın cevabı?
Atatürk döneminde yerli sermaye, hatta banka sermayesi bile ulusallaştırılırken; şimdi, bir avuç dolar uğruna cumhuriyetin yarattığı kuruluşlarımız yabancıların ayakları altına seriliyor.
Lozan Anlaşması 82 yıl önce imzalandı. Böylece ülkemizi işgal eden emperyalist güçler kovuldu. Bu çetin süren anlaşma görüşmelerinde İngiliz temsilci Lord Curzon, Türk temsilci İsmet Paşa'ya şunu demişti:
'Bizim bütün önerilerimizi reddettiniz. Biz o reddettiklerinizi cebimize koyduk. Yarın öbür gün siz Türkiye'de parasız kalacaksınız, bize geleceksiniz. İşte o zaman cebimizde tuttuğumuz o reddettiğiniz konuları birer birer önünüze koyacağız, kabul ettireceğiz.'
İngiliz emperyalizmi, Mustafa Kemal ve arkadaşlarını eğemedi. Onlar, harap bir ülkeden, yoksul, ezilmiş, bitmiş bir halktan Türkiye Cumhuriyeti'ni ve Türk milletini yarattılar.
1980'den sonra, darbeci askerlerin de yardımıyla Batı emperyalizmi, Lozan'da kabul ettiremediğini bir bir önümüze sürmeye başladı.
Erdemir'lerin, yerli bankaların yabancılara satılması, Lord Curzon'un cebindekilerden ikisidir.
Üstüne üstlük, satın almak için verdikleri parayı da borç ve kredi adı altında hemen emmektedirler.
Bu yasallaştırılmış emperyalizme karşı çıkmak için Lozan ruhunu yaşamak, yaşatmak gerekiyor. Bu sene ta Lozan'a giderek orada bu ruhu yaşatan İşçi Partisi Lideri Doğu Perinçek ile ona destek olan sivil toplum kuruluşlarını candan kutlarım.

:: / Yazarımızın 26 Temmuz 2005 tarihli  ' Milletçe zehirleniyoruz'  'başlıklı yazısı için tıklayınız.

   

...::: Bu site AKŞAM INTERNET SERVİSİ tarafından hazırlanmıştır :::...