24 Kasım 2002 <%Tarih%>
Pazar <%Gün%>

 

Çevreyi korumak ibadettir

Ekolojik dengenin daha fazla tahrip olmasını önlemek için çevreyi korumak ve çevre sorunlarına duyarlı davranmak, toplumsal bir yükümlülüktür.
Çağımızın en önemli problemlerinden birisi de, ekolojik dengenin bozulması ve bununla bağlantılı olarak ta çevre kirliliği sorunudur. Çevre, bağrında taşıdığı canlı-cansız tüm unsurlarıyla üzerinde yaşadığımız yer küresidir. Kur'an-ı Kerim asırlar önce doğal hayat dengesinden bahsetmiş, yeryüzünün, bütün donanımıyla özellikle insana, genel olarak da tüm canlılara verilmiş ilahi bir nimet olduğunu vurgulamış, yeryüzündeki hayatın ahenk ve dengesini olumsuz yönde etkileyen ve bozan her gelişmeyi problem saymıştır.

İnsanlar bozuyor
Yeryüzünde insan eliyle bozulmanın oluşacağını Yüce Allah şöyle bildiriyor: 'İnsanların kendi işledikleri kötülükler sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Yanlıştan dönmeleri için Allah yaptıklarının bazı kötü sonuçlarını (dünyada) onlara tattıracaktır.'(Rum-41). Bu ayet de global anlamda yeryüzü eko sisteminde bozulma ve kirlenme meydana geleceğini ve bunun sebebinin de insan olduğunu ortaya koymaktadır. Günümüzde, dünyada somut hale gelen erozyon gerçeği, hava, su ve denizlerin kirlenmesi, bunların sonucu olarak da asit yağmurları, iklim değişikliği gibi küresel çevre kirliliği ve sorunlarına Kur'an-ı Kerim'in yaklaşık 15 asır önce yer vermesi son derece ilginçtir.
Peygamberimiz de tabiatın korunması konusunda adeta bir 'ekolojik sünnet' bırakmış ve şöyle buyurmuştur: 'Kuru ve çorak bir yeri ihya eden Allah tarafından mükafatlandırılacaktır', 'Elinizde bir ağaç fidanı varsa, kıyamet kopmaya başlasa bile onu dikin'.

Türk kültüründe çevre
Türk Kültüründe de ekoloji anlayışı ayrı bir öneme haizdir. Atalarımız bu anlayışlarını sadece 'Yaş kesen baş keser' ifadesi ile değil, çocuklarına verdikleri Nilüfer, Derya, Sümbül, Gül, Güldane, Deniz gibi isimler ve hayvan ve kuşların bakımı için yaptıkları evler, kurdukları hastaneler ile de ortaya koymuşlardır. Görüldüğü gibi, İslam dini, asırlar öncesinden bilinçli bir şekilde çevre problemlerine karşı insanların dikkatini çekmiştir. Bugünkü çevre ve ekolojik problemlerinin çözümü için üretim-tüketim, bilim-teknoloji, sanayi-tarım gibi bütün sektörlerin birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Tabii bütün bu faaliyetler insan eliyle olduğuna göre, çevre sorunlarının da insan merkezli olduğu bilinmeli ve çözüm insan öncelikli olarak ele alınmalıdır.
Ekolojik dengenin daha fazla tahrip olmadan korunması konusunda, evrensel boyutta her insana görev düşmektedir.

Eğitminin görevi
Özelde ise, her vatandaşa, bütün kurum ve kuruluşlara, özellikle de eğitimcilere büyük görevler düşmektedir. Türkiye'deki ekolojik dengenin korunması da milli bir görevdir. Milli çıkarların gerektirdiği her konuda olduğu gibi bu konuda da duyarlı olmak lazım. Ramazan ayı, aynı zamanda çevre konusunda da üzerimize düşeni yapıp-yapmadığımız hususunda kendimizi sorgulamak için iyi bir fırsattır.



Sümbül Efendi Camii
İstanbul Kocamustafapaşa'da bulunan bu eser, ilk olarak Bizans İmparatoru 2. Theodosius (408-450) tarafından Aziz Andreas adına kilise ve manastır olarak yaptırılmıştır. İstanbul'un, müslümanların eline geçmesinden sonra 2. Beyazıt'ın sadrazamlarından Koca Mustafa Paşa tarafından tadilat yapılarak camiye dönüştürülmüştür. Ayrıca bir de minare inşa ettirilmiştir. Binanın çevresindeki müştemilatı da medrese, muvakkithane, okul ve imarethaneye çevrilmiştir. Cami, ismini avluda türbesi bulunan erenlerden Şeyh Sümbül Sinan Efendi'den almıştır.


Semadaki atom sırrı
Mevlana'nın 7 asır önce atomu keşfettiği, sema gösterisiyle de 'atom'un parçalanması ve çevresindeki molekülleri sembolize ettiği belirtildi
Yerli ve yabancı 42 bilimadamının katkısı ve 12 uzmandan oluşan bilim kurulu tarafından hazırlanan 'Mevlana ve Mevlevilik' isimli kitapta, ünlü Türk düşünür ve mutasavvufu Mevlana Celaleddin Rumi çeşitli yönleriyle tanıtılıyor. Yedi asırdır fikirleri ve ünlü 'Gel' çağrısı ile çeşitli felsefi görüşleri etkileyen Mevlana'yı anlatan kitapta yer alan 'Semadaki Sırlar' başlıklı yazıda, ünlü düşünürün semasında birçok bilimsel gerçeğin de saklı olduğu görüşüne yer veriliyor. Mevlana'nın semasında, ancak 20. yüzyılda bilimsel olarak yapısı çözülen atom ile evrenin yapısının aynı anda sembolleştirildiğinin anlatıldığı kitapta, 'düşünürün, trans halindeyken alemin ve atomun iç yüzünü keşfettikten sonra, buna uygun olarak semaya başladığını ve bu yapıyı da semasının şekline taşıdığı' savunuluyor.

Güneş sistemi
Uzayın ve atomun bugünkü yapısının hayal bile edilemediği bir dönemde Mevlana'nın, atomun parçalanabileceğini bildirdiği iddia edilen kitapta, Mevlana'nın en ünlü eseri Mesnevi'den 'Eğer bir zerreyi (atomu) kesersen, ortasında bir güneş ve güneş etrafında durmadan dönen gezegenler bulursun' şeklinde Türkçe'ye çevrilen ifadeleri örnek gösteriliyor. Bu ifadelerde, 'güneş 'atomun çekirdeği', onun etrafında dönen gezegenlerle 'elektronlar' bilimsel bir gerçeğe yüzyıllar öncesinden vurgu yapıldığı' anlatılarak, şu görüşlere yer veriliyor:
'Mevlana, bir yandan merkezi güneş olan gezegenler sistemine ve onların güneş etrafında dönüşlerine, diğer yandan atomun parçalanabileceğine, atomun içindeki çekirdek ve etrafında dönen elektronlara işaret etmiş. Her şeyin durmaksızın hareket halinde olduğunu anlatmıştır. Bu durum semanın şekline de yansımıştır. Mevlana'nın semasında ortada bir semazenbaşı ve onun etrafında dönen semazenler vardır. Ortadaki semazenbaşı hem dünyanın güneşini, hem de atomun çekirdeğini (nötron ve protonları), onun etrafındakiler dönen gezegenleri (atom çekirdeği etrafında dönen elektronları) temsil etmektedir.'




Medine'ye hicret
Hicret bir yerden başka bir yere göç etme demektir. Müşriklerin zulümleri yüzünden Mekke'de müslümanlar barınamaz hale gelmişti. Bu nedenle 2. Akabe Biatı'nda Hz. Muhammed ve müslümanların Medine'ye hicreti kararlaştırılmıştı. Peygamberliğin 13. yılının Muharrem ayında (Miladi Temmuz 622) Medine'ye hicret başladı. İlk hicret eden, Beni Mahzum'dan Abdülesed oğlu Ebu Seleme, en son hicret eden ise Hz. Muhammed'in amcası Abbas'tır.
Mekke'nin fethine kadar geçen süre içinde Medine'ye göç eden Mekkeli müslümanlara 'muhacirin', onları misafir eden, Medineli müslümanlara da 'Ensar' denilmiştir. Muharrem ve safer aylarında müslümanlar, aileleri ile birlikte hicret ettiler. Birer, ikişer, gizlice Mekke'den ayrılıp Medine'ye gittiler. Hz. Ömer Mekke'den gizli ayrılmadı. Kılıcını kuşandı, Ka'be'yi tavaf etti. Müşriklere meydan okuyarak, 'Medine'ye gidiyorum. Analarını ağlatmak, karılarını dul, çocuklarını yetim bırakmak isteyenler peşime düşsün' dedi.

Darünnedve kararı
Kısa zamanda, Mekkeli müslümanların hemen hepsi Medine'ye göç etti. Hz. Muhammed, yalnızca Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ali'yi Mekke'de alıkoymuştu. Çare arayan müşrikler, Darünnedve'de toplandı ve Hz. Muhammed'in öldürülmesi kararlaştırıldı. Hz. Muhammed'in evinin kuşatılması Cebrail, haber verdi ve 'Bu gece, her zaman yatmakta olduğun yatağında yatmayacaksın, evini terkedeceksin' dedi. Böylece hicret için izin verildi. Hz. Muhammed, Hz. Ali'yi çağırdı. 'Ben Medine'ye gidiyorum. Sen bu gece benim yatağımda yat, hırkamı üstüne ört. Müşrikler beni yatıyor sansınlar, onlara bir şey sezdirme. Ondan sonra sen de hemen gel' dedi. Ortalık kararınca, Kureyş'in seçme canileri, sabah evinden çıkacak Hz. Muhammed'i öldürmek için evin etrafını sardı. Tüm aramalarına rağmen peygamberi bulamadılar.
Hz. Muhammed gece evden ayrıldıktan sonra Ka'be'yi tavaf etmiş ardından da Hz. Ebubekir'in evine gitmiş ve ona beraber göç edeceklerini bildirmişti. Gece olunca, her ikisi evin arka penceresinden çıktılar. Daha sonra Sevr Dağı'nın tepesindeki mağaraya vardılar. Kureyşin araması bitinceye kadar, üç gün bu mağarada gizlendiler. Kureyşliler, iz sürerek, mağaranın ağzına kadar geldiler. Takipçiler dağa çıkamadan bir örümcek mağaranın ağzına ağ örmüş, bir çift beyaz güvercin yuva yapıp yumurtlamıştı. Bu durumda Kureyşliler mağaranın içine bakmanın ahmaklık olacağını düşünerek bırakıp gittiler.



Namazın rükünleri
Namazdan önce ve namaza hazırlık mahiyetindeki farzlara, namazın şartları denir. Bunlar 6 tanedir: Hadesten Taharet: Kişinin abdest alması, gerekiyorsa gusletmesidir. Necasetten Taharet: Namaz kılanın üzerinde ve namaz kılacağı yerde pislik bulunmamalıdır. Setr-i Avret: Erkeklerin diz kapağı ile göbek arasını, kadınların ise el, yüz ve ayağının dışındaki vücudunu örtmesi. İstikbal-i Kıble: Namazı Kabe'ye yönelerek kılmak demektir. Kabe'yi görenlerin bizzat kendisine, görmeyenlerin ise o yöne yönelip namaz kılmalıdır. Vakit: Namazı vakti girdikten sonra kılmak gerekir. Niyet: Kişinin, hangi namazı kıldığını bilmesi gerekir. Namazın rükünleri de 6 tanedir: İftitah Tekbiri: Namaza 'Allahu Ekber' diye başlamak. Kıyam: Namaz kılarken, gücü yetenlerin ayakta durması. Kıraat: Namaz kılarken, ayakta bir miktar Kur'an okumak. Rüku: Eller dizlere değecek şekilde eğilmek. Secde: Ayaklar, dizler, eller ve alın ile burnun yere konulmasıdır. Kade-i Ahire: Namazın sonunda teşehhüt miktarı oturmaktır.



Ahlaki değerler
İslam dini kadar güzel ahlaka önem veren bir başka din veya düşünce sistemi göstermek mümkün değildir. Öyle ki İslam peygamberi Hz. Muhammed, 'İslam, güzel ahlaktır' buyurmuştur. Hz. Peygamberin güzel ahlaka teşvik eden bir çok güzel sözü vardır: 'Mü'minlerin imanca en kamil olanı, ahlakı en güzel olanıdır' 'İçinizden en çok sevdiklerim ve kıyamet gününde bana en yakın olanlarınız, ahlakı en güzel olanlarınızdır' hadisleri bunlardan sadece ikisidir. Kur'an-ı Kerim'de adalet, ahde vefa, affetme, alçak gönüllülük, ana-babaya itaat, sevgi, kardeşlik, barış, güvenirlilik, doğruluk, birlik, beraberlik, iyilik, ihsan, iffet, cömertlik, merhamet, müsamaha, tatlı dilli olma, güler yüzlülük, temiz kalplilik gibi güzel ahlaki hasletlere teşvik eden; zulüm, haksızlık, riya, haset, gıybet, çirkin sözlülük, asık suratlılık, cimrilik, bencillik, kıskançlık, kibir, kin, kötü zan, ısraf, bozgunculuk gibi kötü hasletlerden nehyeden pek çok ayetin yer alması, Kur'an'da ahlaka ne kadar önem verildiğinin bir göstergesidir.



Yağ ve Sağlık (1)
Yağlar insan vücudunun biyolojik ihtiyaçları için diyetle alınması zorunlu olan en önemli besin ögelerinden biridir. Vücuda sağladıkları kalori bakımından diğer temel besin ögelerinden daha zengindirler. Bir gram yağ yaklaşık 9 kalori sağlar ki bu miktar karbonhidrat ve proteinlerin birer gramının sağladığı enerjinin iki katından fazladır. Yemeklik olarak kullandığımız yağlar katı ve sıvı olarak başlıca iki gruba ayrılırlar. Katı olarak tükettiklerimiz, tereyağ ve margarinler, sıvı olarak tükettiklerimiz de zeytinyağı, ayçiçek yağı ve mısırözü yağlarıdır.

Dengeli alınmalıdır
Sağlıklı beslenme için öncelikle katı yağlar, zeytinyağı ve diğer bitkisel sıvı yağların dengeli bir şekilde kullanılması gereklidir. Katı yağların fazla tüketilmesi kalp-damar hastalıkları yönünden olumsuz etki gösterir. Katı yağlar hayvansal besinlerde doğal olarak yeterince bulunduğundan yemeklere mümkün olduğunca az eklenmeli, etli yemeklere yağ konulmamalı ve kahvaltıda yağ tüketme alışkanlığından mümkün olduğunca vazgeçmelidir. Diğer bitkisel sıvı yağlar yağ asitlerinin kaynağıdır. Yağ tüketimi içindeki payları arttığından vücuttaki oksidasyon olaylarını etkileyerek kansere yakalanma riskini arttırabilirler.
Zeytinyağı, katı yağlar ile diğer bitkisel sıvı yağlar arasında denge sağlayan çok önemli bir yağ çeşididir. Bileşimindeki oleik asit vücudu katı yağların ve diğer sıvı yağların olumsuz etkilerinden korur. Ancak sağlıklı olduğu düşünülerek fazlaca tüketilebileceği yanılgısına düşülmemelidir.

   

...::: Bu site AKŞAM INTERNET SERVİSİ tarafından hazırlanmıştır :::...